Yapay Zekâ ve Beyaz Yakanın Proleterleşmesi
Yapay Zekâ ve Beyaz Yakanın Proleterleşmesi
Yapay Zekâ ve Beyaz Yakanın Proleterleşmesi
Bilgi emeğinin platformlar eliyle parçalanması, unvanları ne kadar şatafatlı olursa olsun, ofis çalışanlarını yeni ve güvencesiz bir dijital proletaryaya dönüştürüyor.
Yirminci yüzyıl boyunca üniversite diplomaları ve akademik unvanlar, kapitalist üretim ilişkilerinin getirdiği yıkıcı krizlere ve teknolojik altüst oluşlara karşı kurulmuş bir statü kalkanıydı. Otomasyon ve robotik sistemler fabrikalardaki kas gücünü devralırken, ekran karşısındaki beyaz yakalı sınıf bu tarihi dönüşümü güvenli bir mesafeden izledi. Sanayi bandı, fiziksel emeği parçalayıp vasıfsızlaştırırken, bilişsel emeğin sahibinin yaratıcılığına, sentez yeteneğine ve stratejik muhakemesine asla dokunulamayacağına inanılıyordu. Ne de olsa hiçbir makine, bir metni kültürel kodlarıyla çeviremez, siyasal bir iktisat krizini okuyamaz ya da karmaşık bir matematiksel formülasyonun derinindeki estetik ve zihinsel sıçramayı tek başına gerçekleştiremezdi.
Ta ki Üretken Yapay Zekâ hayatımıza girip bu kaleyi içeriden fethedene dek.
Bugün beyaz yakanın zihinsel tekeli geri dönülemez bir çöküş yaşıyor. Popüler teknoloji medyasının “yapay zekâ hangi meslekleri bitirecek?” paniği, meselenin üzerini örten sığ bir gürültüden ibarettir. Asıl derin kriz, (öncü emek sosyoloğu Ursula Huws’un “Labor in the Global Digital Economy: The Cybertariat Comes of Age (Küresel Dijital Ekonomide Emek: Dijital Proletaryanın Yetişkinlik Çağı)” adlı çalışmasında etraflıca incelediği üzere) bilişsel emeğin platform kapitalizmi tarafından parçalanması ve birer mikro göreve indirgenmesi. Huws, söz konusu eserinde bilgi teknolojilerinin ve esnek ağların yirminci yüzyılın fabrika bandını evlerimize, ekranlarımıza ve ofislerimize nasıl taşıdığını gözler önüne serer; unvanlar ne kadar şatafatlı olursa olsun, zihinsel emeğin nasıl yeni bir dijital proletaryaya (cybertariat) dönüştürüldüğünü kanıtlar. Bu teorik hattan hareketle, ortadan kalkmayan ama özü budanan görevler yapısal olarak vasıfsızlaşmaktadır. Sistem, sorumluluğu bireyin omuzlarına yıkıp “Kendini geliştir, prompt girmeyi öğren” diyerek bireysel bir uyum safsatası dayatır. Oysa karşımızda duran gerçeklik, bireysel çabalarla aşılamayacak kadar net bir güç asimetrisi. Bir tarafta devasa veri setleriyle donatılmış güçlü algoritmalar, diğer tarafta bu yapının karşısında savunmasız bırakılmış yalnızlaşmış bilgi işçileri var.
Bu dönüşümün teknik temellerini incelediğimizde, yapay zekânın sunduğu mucizenin sınırlı bir algoritmik mekanizmaya dayandığını görmek gerekir. Bilim ve teknoloji felsefesinde vurgulandığı gibi, yapay zekâ sistemleri insanlığın geçmişte biriktirdiği devasa literatürü ve veriyi saniyeler içinde tarayarak birleştirir. Ancak bu durumu, çığır açan saf bir dikey inovasyon olarak görmemek gerekir. Bu, mevcut bilgi havuzunun muazzam bir hızla harmanlandığı devasa bir yatay inovasyon döngüsüdür. Yapay zekâ, bilinçli bir akıl yürütmeyle evrenin yasalarını yeniden yazmaz, insanlığın geçmişte ürettiği birikimi istatistiksel bir olasılık matrisi içinde maharetle taklit eder.........
