“Her Sakaldan Bir Kıl”dan Küresel Tarifeye: Keyfî Gücün Jeopolitiği |
Karayazıcı Abdülhalim ile Donald Trump’ı aynı düzleme koymak anakronik bir özdeşlik kurmak değildir. Bu özdeşleştirme iktidarın hukukla bağını kopardığı anlarda ortaya çıkan ortak refleksi görünür kılar. Biri atların arpası için köylünün sakalından bir kıl koparır, diğeri küresel ticaret için tarifelerle devletlerin bütçesinden “küçük” ama sürekli paylar alır. Mantık aynıdır: Düzene, normlara sırtını dönen güç, evvelemir tahsil eder.
Osmanlı’nın başına bela olan Celâlî İsyanları’nın elebaşısı Karayazıcı Abdülhalim (Halim Şah), yalnızca bir eşkıya reisi değil, düzen boşluğunun oluştuğu durumlarda iktidarın nasıl yeniden icat edildiğinin canlı bir örneğidir. Onun, isyan ordusu için köylülerden topladığı “atların arpa parası”, görünürde pratik bir ihtiyaç ifadesiyken, gerçekte siyasal zorbalığın sade bir teorisidir. Anadolu insanından talep ettiği haracı meşrulaştırmak için kullandığı ve zamanla halk diline yerleşen “her sakaldan bir kıl” sözü, bu teorinin özünü açık eder: Tamamını alma, ancak can acıtacak kadarını herkesten düzenli biçimde çek.
Bu mantık, klasik yağmadan daha rafinedir; çünkü sürdürülebilirliği gözetir. Köylü tamamen yoksullaşmamalı, sistem çökmemelidir. Ancak zor; görünür olmalı ve süreklilik kazanmalıdır. Karayazıcı’nın pratiği bu nedenle bir “düşük yoğunluklu tahakküm ekonomisi” olarak okunabilir. Vergi artık hukuki bir yükümlülük değil, silahlı kudretin dolaşımdaki uzantısıdır.
Bu noktada, “mikro iktidar” pratiğinden “makro jeopolitiğe” geçiş yapacak bir tarihsel sıçramaya başvurursak, modern dünyanın merkezinde, küresel düzenin bir numaralı kurucu aktörü ABD’nin başkanı olarak konumlanan Donald Trump, farklı araçlarla ama benzer bir zihniyetle konuşur. Trump’ın “Ticaret savaşları iyidir ve kazanması kolaydır” (Trade wars are good, and easy to win) ifadesi, yalnızca bir kampanya sloganı değil, uluslararası hukukun normatif çerçevesini tali gören bir güç anlayışının dışavurumudur. Aynı şekilde “America First” söylemi, çok aktörlü düzenin yerine ‘tek taraflı tahsilat rejimini’ koyan bir önermedir.
Trump’ın gümrük vergilerini/tarifelerini keyfî biçimde artırması, yaptırımları kişisel müzakere kozuna dönüştürmesi ve zaman zaman “istersek alırız”, “istersek çıkarız” minvalindeki çıkışları, çağdaş bir her sakaldan bir kıl siyasetine işaret eder. Burada ortaya çıkan durum, gümrük vergilerinin, ABD yerli üretimini kalıcı biçimde korumaya dönük yapısal bir sanayi politikası aracı, yani klasik anlamda bir “korumacılık” değildir; ABD dışı dünyayı daha çok “tarifeyle terbiye etme stratejisi”dir. Amaç, muhatabı yıkmak değil, sürekli bir rahatsızlık eşiğinde tutmaktır.
Bu bağlamda, uluslararası hukukun yaşadığı aşınmayı “normatif erozyon” kavramıyla açıklamak yetersiz kalır. Daha isabetli bir tanım, “düzen kurucunun düzeni askıya almasıdır”. Küresel sistemin mimarlarından biri, kuralları ihlal ettiğinde, bu ihlal anlık ve marjinal bir sapma/rutin dışına çıkmanın ötesinde, yapısal bir kırılmaya........