We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

İktidarın Reform Arayışı

3 2 3
03.12.2020
SORUŞTURMA

  • PERSPEKTİF
  • 3 Aralık 2020

Share on twitter

Share on facebook

Share on linkedin

Share on whatsapp

Share on email

/* widget: Social Icons With Circle Fill Effect */ .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button:hover i{ color: white !important; } .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button:hover i{ color: white !important; } .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button { background-color: white; border-radius: 30px; cursor: pointer; display: inline-block; font-size: 1px; height: 30px; line-height: 30px; margin: 0 2px; position: relative; text-align: center; -webkit-user-select: none; -moz-user-select: none; -ms-user-select: none; user-select: none; width: 30px; } .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button i { background: none; color: #ffffff !important; height: 30px; left: 0; line-height: 30px; position: absolute; top: 0; -webkit-transition: all 0.3s; -moz-transition: all 0.3s; -o-transition: all 0.3s; transition: all 0.3s; width: 30px; z-index: 10; } .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button:hover span { width: 0px; height: 0px; border-radius: 0px; margin: -1.8rem; } .uc_sexy_social_buttons .uc_icon-button span { border-radius: 0; display: block; height: 0; left: 93%; margin: 0; position: absolute; top: 95%; -webkit-transition: all 0.3s; -moz-transition: all 0.3s; -o-transition: all 0.3s; transition: all 0.3s; width: 0; }

Berat Albayrak’ın beklenmedik istifası sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ekonomide, hukukta, demokraside reform” söylemi siyasetin gündemini radikal bir şekilde değiştirdi. Ekonomi yönetiminde yaşanan kadro değişimi kamuoyu nezdinde olumlu karşılık bulurken, reform arayışının siyaset ve hukuk alanı ise iktidar bloku içinde sert bir ayrışmaya yol açtı. Reform söyleminin iktidar bloğu içinde eş zamanlı olarak ürettiği heyecan ve endişe, kısa sürede mevzi mücadelesine dönüşerek ittifakın akıbetini etkileyecek bir boyuta taşındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süregelen tartışmalara, beklentileri düşürme ve endişeleri giderme yönünde müdahale etmesi, iktidar içi siyasal gerilimi dindirirken reform söyleminin de içini boşalttı.

Bir ay boyunca gündem oluşturan ve önümüzdeki dönemde de farklı rotalar çizerek Türkiye’yi meşgul edeceği anlaşılan iktidarın reform arayışını enine boyuna değerlendiriyoruz. Mesut Yeğen, İbrahim Kiras, Kemal Can, İsmet Berkan ve Galip Dalay iktidarın reform söylemine neden ihtiyaç duyduğunu, reform arayışının tetiklediği ittifak içi ayrışmaları, sahici bir reformun imkanlarını ve reform arayışının akıbetini Perspektif-Soruşturma için değerlendirdiler.

İktidar reforma neden ihtiyaç duydu? Reform arayışında etkili olan dinamikler neler?

MESUT YEĞEN: İktidarı reform fikrini canlandırmaya ve ağır ağır da olsa iktisat siyaseti alanından başlayarak reform yapmaya sevk eden üç önemli dinamik olduğunu düşünüyorum.

2016’dan beri etkili olan iktisat siyasetinde ve kadrolarında bir değişimi zorlamasından da belli olduğu üzere, ilk ve en önemli dinamik iktisadi alanda yaşanan büyük başarısızlık. İşten çıkarmanın yasaklanması ve verilerin şeffaf olmayışından ötürü tüm boyutlarına vakıf olmadığımız halde TL’deki değer kaybı, Merkez Bankası rezervlerindeki düşüş ve sokağın enflasyonu gibi birkaç gösterge ekonomik durumun hiç de iç açıcı olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla, giderek kötüleşeceği anlaşılan iktisadi durumu değiştirme ihtiyacı Erdoğan’ı reform söylemine geri dönmeye mecbur kılmış görünüyor.

İkinci dinamikse, Biden’ın seçilmesiyle beraber Trump döneminde dış siyasette Türkiye’nin önünde açılan hareket alanının daralması ihtimalinin ortaya çıkmış olması. Hem bir başına ABD ve AB’yle bozulan diplomatik ilişkileri mevcut biçimiyle sürdürmenin giderek maliyetli hale gelmiş olması, hem de ABD ve AB’yle yaşanabilecek sert bir krizin kötü iktisadi durumu derinleştirme ihtimali iktidarı bir tür reform fikrine ve siyasetine mecbur bırakmış görünüyor.

Üçüncü sebepse Cumhur İttifakının seçmen desteğinin gelecek seçimlerde başarılı olmak için yeterli olmayacak şekilde gerilediğinin belli olması. Kamuoyu yoklamaları da gösteriyor ki Erdoğan ve Cumhur İttifakı için gelecek seçimleri kazanamama ihtimali mevcut. Bu da iktidar açısından mevcuttan başka bir şeyler söylemek ya da yapmak gerektiğini gösteriyor.

Özetle, iktidarın “başkanlık sistemi başarı ve büyüme getirecek” vaadi gerçekleşmediği gibi diplomasi alanında Türkiye’nin hareket alanının daralacağının işaretleri var. Reform söylemi de bu durumla baş etmek üzere devreye alınmış görünüyor.

İSMET BERKAN: Birinci ve en önemli temel dinamik hiç kuşkusuz ekonominin durumu. Türkiye, bir ödemeler dengesi krizinin eşiğindeydi; hala daha bu eşikten çıkmış değil ama politika değişiklikleri sayesinde bir ödemeler dengesi krizine girilmesi ihtimali azaldı. Bunu Türkiye’nin CDS puanlarından da takip etmek mümkün zaten. “Türkiye’nin risk primi” adı verilen, yani Türkiye’nin dış borçlarını ödeyip ödemeyeceğiyle ilgili risk algısını gösteren bu rakam örneğin 5 Kasım’da, yani ekonomi yönetiminin değişmesinden hemen önce 558 seviyesindeydi; 30 Kasım’da 381’e düştü. Bu hala yüksek bir rakam ama bir ay önceye göre düşüş dramatik.

İkinci dinamik ise ne kadar kendi başına bir dinamiktir, ne kadar birinci dinamiğin devamıdır tartışmalı bir konu. Amerika’ya yeni bir başkan geldi ve o başkan eskisinden bir hayli farklı hareket edecek. Joe Biden’ın mesela Türkiye’ye yaptırımları tam uygulamaya kalkışması ekonomiye ciddi ve kalıcı hasar verebilecek bir şey. Bu muhtemel hasarı ortadan kaldırmak için Cumhurbaşkanı Erdoğan ön alıcı davranıyor ve reform sürecini başlatıyor olabilir. Ama öte yandan şunu da unutmamak gerek: Biden’ın seçilmesinden bağımsız olarak Türkiye ekonomisindeki acil riski (ödemeler dengesi krizi ihtimalini) ortadan kaldırmak için zaten Amerika ve Avrupa’dan gelecek yabancı sermayeye ihtiyaç duyuyor. O sermayeyi geri getirmek için de reforma ve iyi ilişkilere ihtiyaç var zaten.

İBRAHİM KİRAS: İktidarın reform konusunu ortaya atmasının sebebi mevcut siyasi yapının ve buna bağlı politikaların artık sürdürülemez hale gelmiş olması elbette. Bu dediğimin içinde ekonomi politikaları da var, dış politika da var, başkanlık sistemi de var, içerideki koalisyonun yapısı da var. Hiçbiri yürümüyor, hiçbiri sürdürülebilir değil. Erdoğan bunun farkında. Bu çerçevede kendi siyasi varlığının bekasıyla ilgili ciddi bir riskin söz konusu olduğunu görüyor. Bir çıkış arıyor zihninde. Ama zihninden geçenleri pratiğe geçirmenin kolay olmadığının da farkında. Herhalde ekonomi bakanını görevden alırken de bu çıkmazdan kurtulma hesaplarıyla meşguldü zihni.

Bu olayda bizim bilmediğimiz, galiba bilenlerin de söyleyemediği başka özel sebeplerin yanısıra hem ekonomideki kötü yönetimin suçunu bir günah keçisine yükleyerek cumhurbaşkanını aklamak hem de bu değişikliği vesile yaparak başka değişikliklere de kapı aralamak niyeti rol oynamıştı. Ama iktidarı bu arayışa iten sebepler yine bu arayışı erkenden sona erdirdi. Mamafih Erdoğan’ın bu sonucu öngörmüş olması gerektiğini, dolayısıyla asıl amacının etrafı yoklamak olduğunu ve kafasındaki nihai hamlenin bu reform çıkışı olmadığını düşünmek de mantıksız görünmüyor.

KEMAL CAN: Belki bu soruya iki düzlemde cevap vermek daha doğru. Birincisi “reforma neden ihtiyaç duyuldu”, ikincisi “bu fikir neden kışkırtıldı?”. Bu iki düzlemin cevapları bazı noktalarda örtüşüyor, bazı noktalarda ise ayrışıyor/farklılaşıyor. Birinci düzlem ihtiyaçları ve mecburiyetleri, ikinci düzlem ise daha çok imkanları ve sınırlılıkları ortaya çıkartıyor.

“Reform” ihtiyacı –neye reform dendiğinden bağımsız olarak- gündelik siyasi dilde “bazı şeyler iyi gitmiyor olabilir ve müdahale edeceğiz” görüşünün iktidar tarafından kontrollü kabulü anlamına geliyor. Yakın zamana kadar ekonomiden dış politikaya, yönetim sisteminden yargıya kadar bütün alanlarda “sorunların” inkarına dayanan bir tavır alınıyordu. “Reform” lafının ortaya çıkması, öncelikle bu inkara dayalı savunmanın sıkıntıya düşmesinden. Mesela, sorunların çözülememesini sineye çekebilecek iktidar seçmeninin bir kısmı, kendi çektiklerinin yok sayılmasından “rencide” oluyordu.

Bu sıkıntı üç ayrı zeminde işledi. Birincisi iktidarın pek de takmadığı muhalefet baskısı, ikincisi kendi tabanında oluşan hızlanması durmayan yavaş ama düzenli çözülme, üçüncüsü ise bir kısmı iktidar koalisyonunun açık ve örtülü destekçisi sayılabilecek bazı güç merkezlerinin –özellikle ekonomi- ihtiyaçlarının yarattığı baskı. Bunlara iktidarın siyaseti siyaset dışı enstrümanlarla yönetmekten istediği sonucu tam alamamış olması ve ittifakın kararsız iç dengesi de eklenebilir. Elbette kontrolsüz bir gelişme olarak yaşanan (veya böyle bir görüntü veren) ekonomi yönetimi değişikliğinin, kontrolsüz bir kırılma gibi algılanmaması için “reform” zarfına sokulması da önemliydi.

İkinci düzlem olarak “reform” tartışmalarının uzatılması ve hatta biraz kulisler aracılığıyla tetiklenmesinin de bazı farklı gerekçeleri olduğunu düşünüyorum. Öncelikle ortaya çıkan veya çıkması beklenen boşluğa hamle etmeye hevesli çevrelerin hemen hareketlendiğini gördük. Bu hareketlenmenin, bu çevrelerin yeterlilikleri ve alabilecekleri destek konusunda hemen herkese ama özellikle de iktidara önemli bir veri sunduğuna kuşku yok.

Ayrıca ortaya çıkan sonuç daha çok MHP’nin etkinliği çerçevesinde konuşuluyor olsa da Erdoğan’ın merkezi rolü açısından yarattığı bazı sonuçlar var. İktidar koalisyonu içinde veya çeperindeki çevrelerle, içeride ve dışarıdaki merkezlerle birebir yürütülen “reform” pazarlığı için elverişli bir zemin yaratılmak da istenmiş olabilir. Siyasi sonuçları açısından, iktidar bloku dışına çıkmış “kararsız” cebindeki seçmenin hareketlenmesini geciktirmek gibi bir hesap da şaşırtıcı olmaz. Bir başka siyasi sonuç ise bir süredir tartışmaların içeriğini kontrol etmekte zorlanan iktidarın, -muhalefet aktörlerinin özel bir çabası olmamasına rağmen- “değişiklik” fikirleri, “reformun” içeriği ve çerçevesi konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirmek olabilir.

GALİP DALAY: Reform söyleminin en temel gerekçesi ekonomide denizin bitmiş olmasıdır. Fakat bu ana sebebi destekleyen yardımcı unsurlar da var. Türkiye’nin dış politikada özellikle de Batı’yla ilişkilerinde yaşadığı sıkışmışlık ile Amerika’da Biden yönetimine hazırlık da reform arayışına gerekçe teşkil etti denilebilir. Son olarak, Berat Albayrak’ın hem istifası hem de istifasının yapılış tarzı Türkiye’de siyasal iklimi değiştirmek için hem bir imkana hem de bir zarurete dönüştü.

Reform söyleminin dillendirildiği günden bugüne iktidar çevresinde yaşanan tartışmalara bakıldığında bu arayışın parametreleri ve sınırları ile ilgili ne söylenebilir?

İBRAHİM KİRAS: İktidarın AK Parti kanadının reform konusunu ortaya atmasının temel sebeplerinden biri zaten mevcut koalisyon yapısının sürdürülemezliği. Ortaklarının reform konusuna bu kadar canhıraş tepki göstermelerinin sebebi de herhâlde Osman Kavala’nın serbest kalma ihtimali değil. Bu reform işinin nereye gidebileceğini görmüş olmaları. Reform diyerek, normalleşme diyerek nihayetinde parlamenter rejime geri dönmeye ve dolayısıyla ittifaklara gerek olmayan bir düzenin yeniden tesisine kadar gidebilecek bir yol açılacağını Bahçeli’nin görmemesi mümkün mü?

Şu açık: Bilhassa hukuk reformu adı altında dile getirilen senaryonun gerçekleşmesi için hem iktidarın topyekûn dilini değiştirmesi hem de ortaklarını ve tabanını buna razı etmesi gerekiyor. Bu rızayı hiç değilse bu yolla alamayacağını gördü Erdoğan. Üstelik evdeki bulgurdan olma riskini de göze alamadığı için günlerdir ısrarla Bülent Arınç’ın ve İhsan Arslan’ın sözlerinin kendi kişisel görüşleri olduğu anlatılmaya çalışılıyor. Asla ve kat’a bizim aklımızdan böyle şeyler geçmedi diye yemin billah ediliyor adeta. Çünkü özellikle Bahçeli’nin kafasının bozulması ve bir sürprizle ortaya çıkması bugünkü konjonktürde AK Parti ve Erdoğan açsından en kötü senaryo.

Düşünsenize, Bahçeli çıkıp herhangi bir bahaneyle seçim çağrısı yapsa ne olur? AK Parti’nin altından kalkamayacağı ve dolayısıyla göze alamayacağı bir riskten söz ediyoruz. Dolayısıyla Erdoğan’ın bir şeyleri değiştirmek üzere harekete geçmesi için uygun bir zaman ve zemin mevcut değil.

İSMET BERKAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan “reform” deyince, gerek Ak Parti içinde ve gerekse dışında, bunu “2013 öncesine dönüş, 2013 öncesinin ruhuna dönüş” diye anlayan çok sayıda insan oldu. Bu insanların arasında reformu hazırlamakla görevlendirilen Adalet Bakanı da var, dışarıdan ne olup bittiğini takibe çalışan gazeteci de var, iş insanı da var.

Pek çok kişi, “2013 öncesine dönüş” denen şeyin en ucunda MHP ile ittifakın bitirilmesi anlamına geldiğini de düşündü.

Ancak Bülent Arınç’ın isim de vererek Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın serbest kalması gerektiğinden söz etmesi, bu reformcu anlayışa yine Ak Parti içinden ve dışından tepki gelmesine neden oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da çizgiyi çizdi, Bülent Arınç’ın YİK’ten istifası ve Cumhurbaşkanı’nın yaptığı iki konuşmadan anladığımız, Cumhur İttifakı’nın bitirilmeyeceği ve “reform”dan kastedilenin “2013 öncesine dönüş” olmadığı.

Peki nedir tam kasıt? Onu zamanla öğreneceğiz anlaşılan.

KEMAL CAN: “Bir şeyler yapmamız gerektiğinin farkındayız” yaklaşımının, iktidar bloğunda etkilerinin bir kısmını hemen gördük, bir kısmı ise sanırım zaman içerisinde ortaya çıkacak. Öncelikle, yeni sistem ve ittifak dolayısıyla en etkisiz siyasi aktöre dönüşmüş olan, verim alınamayan bir seçim aygıtı gibi bahsedilen AKP teşkilatına ve tabanına bir mesaj gittiği ortada. Verilen ilk tepkilere, bir kısmı samimi bir kısmı manipülatif kulislere bakılınca, kadro düzeyinde bir hareketlenme arayışının devreye girdiği ama pek cesaret verici bir destek alamayarak bastırıldığı görüntüsü var. İktidarın tabanı ve kadrolarında –muhalefet çevrelerine hayli yakın seyreden- rahatsızlık ve memnuniyetsizlik, “reform” sözünün fazla geniş algılanmasına yol açıyordu. Bu yüzden tartışmalar, -tabir yerindeyse- hayli yüksek radikal bir değişiklik seviyesinden açıldı. Sadece Bülent Arınç’ın çıkışları değil, Adalet Bakanı’nın söyledikleri de bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak “reform” denilenin mevcudu tahkim ve mümkünse tek tek halledilecek ihtiyaçlarla sınırlı olacağının anlaşılması uzun sürmedi. Bu, beklenin değil verilecek olanın önemli olduğu fikrini geri getirdi.

Bu konuda MHP’nin (Bahçeli’nin) aldığı hızlı inisiyatif, sadece “reform” tazyikinin seviyesini değil,........

© Perspektif


Get it on Google Play