Kiraz Ağacının Altında

Kiraz Ağacının Altında

Kiraz Ağacının Altında

Güneş ofisin camlarına vurup, kiraz ağacının altını bungun bir sıcaklığa dönüştürmüştü.  Birkaç karınca, katarı bozmuş, hareketsiz halde duruyordu. Anlaşılan onların yürüyüşü burada sonlanmıştı.

Toplantı odasındaki gürültü camlardan dışarı taşarken, kiraz ağacının yaprakları klima uğultusundan uzak, kendi zamanında sallanıyordu. Merdivenleri basamak basamak inip giriş kapısının önüne geldiğimde, bir anda karar değiştirip bahçeye açılan kapıya yönelmiştim. Yukarıda her zamanki o aşina yüzlerin bütün bir ömrü birbirine benzeyen telaşlara sarıp, dosyalarda unuttukları geç kalmış sevinçleri arıyordu. Dünyanın benim dışımda da birkaç saat dönebileceğini düşünerek cep telefonumu kapattım.

İbiza, kiraz ağacının altında uzanmış, karıncaların bir posta katarı gibi dizilişini seyrediyordu. Çişini belli noktalara yaparak kendisine oluşturduğu bu alan içinde, kalabalıklaşan bu misafir topluluğu ile ortak bir yaşam kurmanın imkânsızlığını biliyordu. Çünkü o, tercihini insanlardan yana kullanmıştı. Çalışanlarla o kadar kaynaşmıştı ki o gün ofise gelmeyenin sandalyesinin yanında usanmadan saatlerce gelişini beklerdi. 

Kiraz ağacından bir yaprak düştü. Düşen yaprağın ağaçtan bir şey eksiltmeyeceğini   o da biliyordu ama yaprakta okunmayı bekleyen bir mektup ayaklarının önüne düşmüştü sanki. Ağacın altındaki banka doğru yürüdüğümde İbiza; toprağa basmayı öğrenememiş bu ayakların kokusunu alır almaz bankın kenarına yaklaşmış, iki ayağını öne çıkararak bakışlarıyla beni selamlamıştı.

Yükselen binalar gökyüzünü kare kare bölmüştü. İlk yudumu aldığım kahve ağzımda, ter kokularına bulaşmış sıcak asfaltın plastik tadına dönüşmüştü bir an. Bu binaların gölgesinde kendimi küçük ve kapana sıkışmış yüreğimi oradan çekip çıkaramayacak kadar da eksik hissediyordum. Şehir, arkamızda siren ve korna seslerinin birbirine karıştığı uğultu ile bir yerlere yetişmeye çalışıyordu sanki.  Bu koşu beni de aşıyordu. Acele edersem gölgemin bana yetişemeyeceğinden korkuyordum çünkü. İbiza aklımdan geçenleri okumuş gibi, diliyle elimi yaladı.

hayat bizi çağırmayı bırakmış efendim

kulaklarımız  ağırlaşmış

gökyüzünü ancak yansıyan camlarda görüp

tüm bunlar insan olmanın ağır yükleriydi sanırım.

Salyasını elime sürerken kötü bir şey yapmış gibi mi düşünüyor yoksa tenime dokunarak beni teselli ettiğini mi sanıyordu? Bence kesin olan bir şey var ki o da yüzüme bakıp, iyi şeyler söylemek istediğiydi. Birlikte........

© Perspektif