Siyasal Alanın Yargısallaşması: CHP Kararı Üzerine

Siyasal Alanın Yargısallaşması: CHP Kararı Üzerine

Siyasal Alanın Yargısallaşması: CHP Kararı Üzerine

Türkiye’de siyasetin başı hukukla pek hoş değildir. İkisi arasında münasebet her daim gergin, çekişmeli bir bagaja sahip olmuştur. Hiç şüphesiz bunda siyasi aktörlerin, siyaset kovalayanların veyahut kurumların eksikliği kadar Türkiye’de bir türlü tam anlamıyla oturmayan hukuk devletine ait nakısanın etkili olduğu söylenebilir. Bunların bir bütün olarak demokrasi sorununa işaret ettiği açıktır.

Kamuoyunun Cumhuriyet Halk Partisi’yle (CHP) ilgili uzunca süredir sonucunu beklediği karar, 21 Mayıs 2026 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından verildi. Hukuk Dairesi, istinaf yetkisiyle, Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 24 Ekim 2025 tarihinde verdiği ilk dereceli kararı inceledi ve hükme bağladı. Daire, CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılan 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nın “mutlak butlan” nedeniyle sakatlandığına ve yapılan kurultayın iptaline karar verdi. Ayrıca bir tedbir olarak o tarihte genel başkanlık yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu görevi üstlenmesine hükmetti. 

Türkiye’de siyasetin başı hukukla pek hoş değildir. İkisi arasında münasebet her daim gergin, çekişmeli bir bagaja sahip olmuştur. Hiç şüphesiz bunda siyasi aktörlerin, siyaset kovalayanların veyahut kurumların eksikliği kadar Türkiye’de bir türlü tam anlamıyla oturmayan hukuk devletine ait nakısanın etkili olduğu söylenebilir. Bunların bir bütün olarak demokrasi sorununa işaret ettiği açıktır. 

Siyasetin kamusal bir faaliyet olması, toplum adına söz söyleme iddiası taşıması ve politik iradelerin kamu kudretini kullanması nedeniyle siyaset ile hukuk arasındaki ilişki büyük ölçüde kamu hukukunun konusu hâline gelmiştir. Ceza davaları, parti kapatmalar, siyasi yasaklar ve hazine yardımından mahrum bırakılması, kamu hukuku marifetiyle siyasi alana karşı geliştirilen müeyyidelerdir. Bunlar arasında en sık kullanılan yöntemin parti kapatmalar olduğu söylenebilir. Yargı elitleri, jüristokratik bir eğilim geliştirerek siyasi elitleri bastırma konusunda acımasız bir tavır takınmışlardır. Bu bağlamda Türkiye’de siyasi kapatmaya maruz kalmamış politik gelenek yok denecek kadar azdır. Yargısal aktivizmden azade olan rejimin kurucu partisi CHP dahi 12 Eylül askeri darbesi sonrasında kapatılmıştır. Bu bağlamda en tecrübelilerin İslâmi hareketin parlamenter temsilcisi olan Milli Görüş Hareketi ile Kürt kimliği üzerinden siyaset yapan DEM Parti çizgisi olduğu ifade edilebilir. Sosyalist partilerin reel-politik alanda güç yitimine uğraması onları radarın dışına çıkarmış olsa da Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan ilk partilerden birisinin Türkiye İşçi Partisi (TİP) olduğu bilinmektedir. Diğer yandan ülkeyi yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) için de 2008 yılında kapatma davası açıldığı, partinin hazine yardımından mahrum bırakıldığı hafızalardadır. 

Bu uzun girizgâh, hukuk ve siyaset arasındaki “limoni” ilişkinin ortaya konulması kadar aradaki münasebetin kamu hukukunun konusu olduğunu vurgulama adına yapılmıştır. Anayasa yargısı, ceza yargısı, hesap yargısı ve bir “uzmanlık” olarak seçim yargısı siyasal yargılamalarda “kamu” adına vazife görmektedir. Kamu hukuku, toplumun bütününü ilgilendiren kamusal sonuçlar........

© Perspektif