Şeritte Kalmak: Sabır ve Öz Denetim Bağlamında Nefis Okuryazarlığı
Şeritte Kalmak: Sabır ve Öz Denetim Bağlamında Nefis Okuryazarlığı
Şeritte Kalmak: Sabır ve Öz Denetim Bağlamında Nefis Okuryazarlığı
Modern dünya, bireyi arzularının nesnesi haline getirirken “nefis” algısını mistik, anakronik bir öge olarak kenara itti. Oysa kişiliğe direnç kazandıran sabır ve öz denetim gibi değerler, dijital karanlıkta benliği tanımak için elzem olan birer “okuryazarlık” becerisidir. Son dönemde artan şiddetin engellenebilmesi için dijital güvenlik kalkanı ve mevzuat güncellemeleri ile birlikte birey açısından en güçlü dayanak, özsel kalkan bilincidir.
Türk Millî Eğitim Sistemi bilime odaklı olmanın yanında manevi ve kültürel değerlere duyarlı, nitelikli bireyler yetiştirme doğrultusuna da sahiptir. Bu doğrultuda değerler, teorik üst kavramları oluşturmakla kalmaz, bireylere doğru kararlara ulaşmada yardımcı olan ilkeler olarak ortaya çıkarlar. Bundan dolayı değerler, bireylerin tutum ve davranışlarını şekillendiren, onların kültür ve medeniyet aidiyeti güçlü iyi bir insan ve iyi bir vatandaş olarak topluma katkıda bulunmalarını sağlayan dinamiklerdir.
Bireyin kendini gerçekleştirmesi ve süreç içerisinde oyalayıcılarla başa çıkarak hedefinden sapma göstermemesi için öz disiplin ve öz kontrol ile yol alması kaçınılmazdır. Bunun için sisteme nüfuz eden bir ruh olarak değerler eğitiminin, bireyin güçlü bir motivasyonla hedefe odaklı kalabilmesinde önemli bir rolü vardır. Günümüzde herkesçe yaygın kullanılan dijital araçların dikkat dağıtıcı ve bağımlılık oluşturucu ortam ve uygulamalarına karşı benlik bilinci kapsamında sabır ve öz denetim değerleri, özellikle genç bireyin direncini artıran ve onu hedefine giderken kendi şeridinde kalmasını sağlayan birincil faktörlerdir. Görünürlüğü giderek artan şiddet olayları, medeni hayatın direnç amortisörleri olan sabır ve öz denetim gibi değerlerin bireyler nezdinde gittikçe zayıfladığını gösteriyor.
Sabır ve Öz Denetim Değerleri
Değerler, bireyin yaşam tarzını belirleyen bakış açısını ve inançları yansıtır ve sıklıkla kültür ile ilişkilendirilir (Hasan Bacanlı, 2017, s. 30). Buna göre değerler, bir kültürün üyeleri için iyi-kötüyü belirleyen standartlardır. Böylece kültürel kodlarla aktarılan değerler, bireylerin tutum ve davranışlarını tayin eden kurallar ve eylemlere meşruiyet kazandıran kriterler olarak belirginleşir. Bu temel üzerine inşa edilen medeni hayat, yani devlet otoritesi altında bir vatandaki toplumsal yaşam, üzerinde anlaşılmış kabuller ve karşılıklı rızaya ulaşmış görüş (ârâ) ve davranışlar (ef’âl) ile vücud bulur. Bu mevcudiyetin canlılığını ve sürekliliğini sağlayan kılcal unsurlardan ikisi sabır ve öz denetim değerleridir.
Sabır; “tutmak, alıkoymak” (habs) anlamına gelir. Orijin anlamı; tutmak, alıkoymak ve engellemektir (İbn Manzûr, 1970, s. 438). Bundan anlaşılmaktadır ki sabır, bir amacı gerçekleştirmek için belli bir süreç içerisinde olmaktır. Kelimenin etimolojik çağrışımlarında “zorlama” ve “tekellüf” olduğundan sabır, zorlanarak bir tutum içinde olmaktır (el-imsak fi diyq). İnsan fiilleri boyutunda sabır, akıl ve yasaların gerektirdiği şey üzere nefsi tutma azmidir (habsu’n-nefsi alâ mâ yeqtadiyhi’l-aklu ve’ş-şer’) (Râğıb el-İsfehânî, t.y., s. 273).
Sabır, akıl ile olan güçlü bağı nedeniyle insana özgü bir tutumdur. Zira sabır gibi aklın en temel anlamı engel ve bağdır (Fîrûzâbâdî, t.y., s. 1034). Bu kullanım, aklın devenin bağına benzetilmiş olmasından dolayıdır (Râğıb el-İsfehânî, t.y., s. 342). Boynuna geçirilen bağ, deveyi disiplinsiz hareket ederek amaç dışına çıkmasını engellediğinden hareketle, insanın da amaç dışı veya rasyonel olmayan eylemlerini engellemeye dönük olan mantıksal düşünme gücüne “akıl” denmiştir (Cürcânî, 1985, s. 157). Böylece arka planında rasyonel güç olan sabır, bir “karşı koyuş” olarak davranışsal tepkiselliği aşıp daha üst bir mekanizma (mantık, akıl, toplumsal yasalar) ile tepkisel davranışı erteleme veya tepki göstermemekle olay ve olgunun seyrini değiştirebilme gücü olarak belirir. Dolayısıyla sabır, bireyin mahsûstan ma’kûle geçiş yaptıktan sonra duyuşsal ve davranışsal tepkiselliği aşan bir düzlemde ilerleme gücünü belirtir. Bu düzlem, ön beynin işlevlerinden olan muhakeme yeteneğinin güçlenmesi halidir.
Sabır, itidali muhafaza ve her türlü zorluğun karşısında kişinin, karalılıkla sebat etmesi için gerekli güçtür. (Toshihiko Izutsu, 1991, ss. 146-147). Bu güç, fiziksel gücün dışında insan doğasından (insanî nefs/nâtık kuvve) kaynaklanan kararlılık ve metanet kaynağıdır. Bir yandan dışsal olay ve olgulara diğer yandan içsel dürtü ve eğilimlere itidal ile dayanıklılık gösterememek, edilgenlik halidir. Zira olumsuz olay ve olgularla ilk karşılaşmada öfkeye kapılıp şiddete başvurmak ve hedeften alıkoyucu uyaranlara kapılmak “etkin” olmak değil “edilgen”liktir. Bu açıdan maruz kalınan şeye mekanik tepki, sabrın zıttıdır. Sabır,........
