Fes Başıma: Gavurun Serpuşu Müminin Miğferi Olur mu?
Bugün dinin simgesi olan bir başlık, dün Batı özentiliğinin nişanıydı. Bir zamanlar sarıkla savaşmak için icat edilen fes, şimdi sarığın yerine geçmiş durumda. Bu dönüşümler yalnızca ilginç değil, neredeyse fizik kurallarına aykırı: Bir nesne nasıl hem “gâvurluk” hem “müminlik” sembolü olabilir? Hem inkılap hem direniş işareti?
MEHMET ALTUNKILIÇ 9 Temmuz 2025Fes, bir kez daha baş belası oldu. 19’uncu yüzyılda başa zorla geçirildiği için halkı isyan ettiren bu kırmızı serpuş, bu kez de başa takıldığı gerekçesiyle 2025’te jandarmayı harekete geçirdi. Diyarbakır’dan yola çıkan bir otobüs yolcusu, “fes takmak suretiyle kılık kıyafete aykırılık” şüphesiyle Şanlıurfa’da otobüsten indirildi, karakolda ifade verdi. Kayıtlara geçen suçun rengi kırmızıydı, şekli yuvarlak. Olay, hem Osmanlı kıyafet devrimlerinin hem de Cumhuriyet döneminin kıyafet normlarının hayal edemeyeceği bir tarihî çelişkiyi akıllara getirdi.
Kıyafet devrimleri bazen şapka değiştirir ama kafa aynı kalır: Bir başlığın ne zaman, nerede, nasıl suç sayılacağı belli olmaz. Özellikle de adı fes ise. Bir zamanlar “gavur icadı” sayılıp minberlerde lanetlenen fes, günümüzde kimilerinin vitrinine “dinî miras”, kimilerinin sosyal medya profil fotoğrafına “milli duruş” olarak yerleşti.
Peki, 19’uncu yüzyılda Tanzimatçıların dayatmasıyla kafalara geçirilen bu kırmızı başlığın, iki yüzyıl sonra neredeyse kutsal bir simgeye dönüşmesi, tarihin hangi cilvesine yazılabilir?
Fes, Osmanlı’da bir sabah namazı sonrası gökten inmemiştir. Bilakis, II. Mahmud’un devlet-i aliyyeyi “adam etme” hamlelerinden biridir. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından, eski düzenin simgelerine duyulan öfkenin sonucu olarak ortaya çıkar. Memurlar artık sarığını, külahını, takkesini çıkaracak, onun yerine Tunus’tan ithal edilen, biraz da Batılı “dostlarımızın” diktiği fesleri giyecekti.
Frenk İşi Kırmızı Başlık
Bu noktada tarihin ilk ironik virajı belirir: Fes, bir Osmanlı icadı değildir. Frenk işi bir kırmızı başlıktır. Fransız kumaşı, Avusturya dikişiyle başlara yerleştirilmiş, İslam coğrafyasına kıyafet birliği adına sokulmuştur. Ne var ki, kıyafet birliği sağlanırken zihniyet birliğine ne ölçüde ulaşıldığı meçhuldür.
II. Mahmud’un fermanı, sadece serpuşları değil, Şeyhülislamları da hedef alır. Mehmet Tahir Efendi, fese itiraz ettiği için görevden alınır. Zira devletin yeni başlığına karşı çıkan her kim olursa olsun, bu “modernleşme iradesi” karşısında duramaz. Peki, gerekçeler nedir? Fes başı örter ama sarığın yerini alamaz. Çünkü sarık, Resulullah’ın sünnetidir, fes ise bir “Hristiyan serpuşudur.” Ne var ki, tartışmalar ne sünnet ne de şeriat düzeyinde sonlanır, her şey bir siyasal iradenin gölgesinde ilerler.
Osmanlı ulemasının ve tarikat ehlinin bir........
