Irak Siyasetinde Eski Aktör, Eski Kriz: Maliki Yeniden Gündemde

JEOPOLİTİK

ABD işgali ardından ayağa kalkmaya çalışan ülkenin daha fazla parçalanmasına öncülük eden Nuri el-Maliki, başbakanlık makamına geri dönmeye çalışıyor. 2006-2014 arasında ülkeyi yöneten Maliki, mezhepçi megalomanisi yüzünden hayatını kaybeden yüz binlerce kişiyi aşağılayarak meydan okuyor. Siyasal sistemin, işgalin üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen, aynı aktörler etrafında dönüp durması, yeni siyasal denge üretememesi ve her krizde geçmişin en sorunlu figürlerine başvurması bir patoloji.

MEHMET ALACA 16 Ocak 2026

Geçmişin hayaleti Irak siyasetinin üzerinde dolaşıyor.

ABD işgali ardından ayağa kalkmaya çalışan ülkenin daha fazla parçalanmasına öncülük eden Nuri el-Maliki, başbakanlık makamına geri dönmeye çalışıyor. 11 Kasım’da parlamento seçimlerinde en fazla sandalyeyi kazanan mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani, rakibi eski Başbakan Maliki lehine görevinden feragat ederek başbakanlık adaylığından çekildi. Seçimlerde 46 sandalye kazanan Sudani ile 30 sandalye kazanan Maliki de hükümeti kurmak için Şii partilerin çatısı Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin desteğini aramıştı. Sudani’nin siyasi düğümü çözmek ve mevcut tıkanıklığı gidermek söylemiyle verdiği kararın ardından, 2006-2014 arasında ülkeyi yöneten Maliki, mezhepçi megalomanisi yüzünden hayatını kaybeden yüz binlerce kişiyi aşağılayarak meydan okuyor.

Siyasal sistemin, işgalin üzerinden yirmi yıl geçmesine rağmen, aynı aktörler etrafında dönüp durması, yeni siyasal denge üretememesi ve her krizde geçmişin en sorunlu figürlerine başvurması bir patoloji. Maliki, “devlet inşası” söylemiyle meşrulaştırılan ancak pratikte kurumsal çöküş, mezhepsel kutuplaşma ve asker-siyaset ilişkisinin iç içe geçmesiyle hatırlanan bir dönemin sembolü. Geri dönüş ihtimali dahi bu mirasla hâlâ hesaplaşılmadığının acı göstergesi. Birbirini etkileyen pek çok dinamik nedeniyle başbakanlığı zor görünse de Maliki isminin yeniden gündeme gelmesi, sadece kişisel geri dönüş ihtimali değil; ülkenin kırılgan siyasal mimarisinin, mezhepsel fay hatlarının ve ABD-İran rekabetinin tekrar aynı eksene dönmesinin uzak olmadığının işareti.

Sünnileri Şeytanlaştırdı, Kürtleri Sınırladı

Maliki’nin özellikle 2010-2014 arasındaki ikinci döneminde izlenen dışlayıcı siyaset, Sünnilerin devletle bağının kopmasına ve Kürtlerle ilişkilerin sertleşmesine giden süreci hızlandırdı. Bu dönemde devlet aygıtı giderek mezhepçi bir karakter kazandı ve Sünni toplum sistematik biçimde dışlandı. Güvenlik bürokrasisinin ve yargının Şii-siyasi sadakat temelinde yeniden yapılandırılması, “terörle mücadele” söyleminin Sünni siyasetçiler, aşiretler ve siviller üzerinde baskı aracına dönüştü. Seçilmiş Sünni aktörlerin tutuklanması, görevden alınması veya etkisizleştirilmesi, Sünni vilayetlerde merkezi yönetimin yerel iradeyi bypass etmesi ve toplumsal talepleri güçle bastırmasıyla birleşince, sandık ve siyaset yoluyla hak arama fikri Sünni tabanda hızla anlamını yitirdi. Bu zeminde IŞİD’in yükselişi, ideolojik bir Sünni radikalleşmeden ziyade zoraki bir güvenlik ortamıyla pekişti. Sonuçta “IŞİD mi Bağdat mı?” ikilemi, 2014’te Musul’un çöküşüne giden yolun sosyopolitik arka planını oluşturdu.

Bu arka plan ışında Iraklı Sünniler için Maliki, yalnızca geçmişte kalmış bir lider değil; devletin güvenlik aygıtının siyasallaştığı, hukukun selektif uygulandığı ve muhalefetin kriminalize edildiği bir dönemin canlı hafızası. Özellikle 2012-2013 protestolarına verilen sert tepkiler, kitlesel tutuklamalar ve ölümler nedeniyle Maliki ismi Sünni siyasal ve toplumsal bilincinde kalıcı travma. Öyle ki, Eski ABD Büyükelçisi Ryan Crocker’a göre, Maliki “her çalının arkasında” bir Baasçı görüyordu. WikiLeaks belgelerinde de Maliki’nin Sünni tutuklular için gizli hapishaneler kurduğunu ve kendisine sadık bir soruşturma ekibi oluşturduğu ortaya çıkması, Sünni karşıtı siyasi paranoyasının düzeyini gösteriyor.

Maliki’nin başbakanlığı Bağdat-Erbil hattında ise kurumsal güvensizlik, merkezileşme baskısı ve krize açık bir denge ile karakterize edilebilir. İlişkiler, taktik iş birlikleri dışında yapısal sorunlar nedeniyle kalıcı bir uzlaşıya dönüşmedi. Maliki’nin güvenlik ve mali kaynakları Bağdat’ta toplama eğilimiyle hareket etmesi, IKBY’nin anayasal yetkilerinin fiilen daraltıldığı algısını güçlendirdi. Erbil, federalizmin “kâğıt üzerinde kalmaması”........

© Perspektif