Emekli Maaşları – Yaşlılık Aylıkları Sorunsalı |
5510 sayılı Kanun, geçmişteki dağınık sosyal sigorta sistemlerini düzenleyerek hem kazanılmış hakları korumuş hem de yeni sigortalılar için esaslar getirmişti. Bu sistemde “yaşlılık aylığı” adı altında yapılan ödemeler, sigortalının primlerine, kazançlarına ve yıllar içindeki güncelleme katsayılarına göre hesaplanmakta; düşük prim ödeyenlere yapılan fark ödemeleri ise sosyal yardım niteliği taşımaktadır.
M. EMİN ZARARSIZ 13 Ekim 2025“Galât-ı meşhur lugât-ı fasihten evlâdır.”
Genç neslin de anlayabilmesi için günümüz Türk Dil Kurumu (TDK) Türkçesiyle şöyle ifade edilebilir: “Yaygın yanlış kelime, açık ve düzgün kelimeden daha iyidir.”
Bir deyiş/atasözü ile giriş yapıldığına göre bunun sebebini de belirtmek gerekir. Sosyal sigorta hukuku sistemimizde “emekli maaşı” diye bir kavram bulunmamaktadır. Doğrusu “yaşlılık aylığı”dır. Ancak yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada konuya ilişkin bir haber, yorum vb. yapılırken ve halk arasında “emekli maaşı” olarak ifade edilmektedir.
Bir diğer galât-ı meşhur ise yine yazılı ve görsel medya ile sosyal medyada son günlerin en sık duyulan kavramlarından olan “en düşük emekli maaşı/aylığı” ile “kök aylık” ve yapılması düşünüldüğü belirtilen artışın “en düşük emekli aylığı”na mı yoksa “kök aylığı”na mı yapılacağı şeklindeki haberlerde kullanılan kavramlardır. Medyanın bu şekildeki kullanımı halk arasında da bu şekilde kullanım bir oluşturmuştur.
Madem “emekli maaşı”, “emekli aylığı”, “en düşük emekli maaşı” ve “kök aylık” gibi galât-ı meşhur hâle gelmiş kavramlar var, bunların doğruları nedir?
Bu kavramların doğrularını belirleyebilmek için hazırlanmasında bu satırların yazarının da katkısı bulunan, henüz yürürlüğe girmeden Anayasa Mahkemesi’nin 15.12.2006 tarihinde (E. 2006/111, K. 2006/112) vermiş olduğu iptal kararı¹ nedeniyle ancak 2008 yılı ekim ayı başında tüm hükümleriyle birlikte yürürlüğe girebilen Sosyal Güvenlik Reformunun en önemli kanunu olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa bakmak yeterli olacaktır.
Gelir dağılımı veya gelirin yeniden dağılımı ile ilgili en geniş anlamıyla “sosyal siyaset” ve “sosyal koruma” kavramlarının anlamını hayata geçirecek en önemli ve en geniş kapsamlı olanı “sosyal güvenlik”tir. “Sosyal güvenlik” kavramı sigortalıların (ve onları çalıştıranların) ödedikleri (biriktirdikleri) primlere dayalı “sosyal sigorta” ile kişilerin herhangi bir şey ödemesine bağlı olmaksızın belirli kriterlere göre belirlenmiş bir gelir seviyesinin altında geliri olan veya hiçbir geliri olmayan insanlara karşılıksız olarak yapılan “sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler”den oluşmaktadır. Diğer bir ifade ile “primli rejim” ve “primsiz rejim”.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, devletin niteliklerine ve devlete yüklediği görevlere baktığımızda “Türkiye Cumhuriyeti, … sosyal bir hukuk Devletidir.” (m. 2) “Devletin temel amaç ve görevleri, … kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; … insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” (m. 5) “Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. / Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” (m. 60) “Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir.” (m. 65)
5510 Sayılı Kanundan önce sosyal sigorta sistemini düzenleyen ve çoğu bu Kanunla ya tamamen ya da bazı hükümleri hariç yürürlükten kaldırılan çok sayıda kanundan başlıcaları aşağıdaki şekilde sıralanabilir.
Memurların sosyal sigortasının düzenlendiği 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu,İşçilerin sosyal sigortasının düzenlendiği 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu, (SSK)Kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların sosyal sigortasının düzenlendiği 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu, (BAĞKUR)Tarımda işçi olarak çalışanların sosyal sigortasının düzenlendiği 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu, (Tarım SSK)Çiftçilerin sosyal sigortasının düzenlendiği 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı Tarımda Kendi Adına ve Hesabına Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kanunu. (Tarım BAĞKUR)Popülist politikalar sonucu yapılan değişikliklerle ekonomik, mali ve sosyal olarak sürdürülemez hâle gelen, sigortalıları “1. Sınıf”, “2. Sınıf”, “3. Sınıf” “ve diğerleri” şeklinde sıralayan, standart ve norm birliği olmayan bu dağınık yapının ortadan kaldırılarak “standart ve norm birliği çerçevesinde, adil, kolay erişilebilir, yoksulluğa karşı etkin koruma sağlayan, mali açıdan sürdürülebilir bir sosyal koruma sistemi oluşturma amacıyla yeni bir Sosyal Güvenlik Sistemi”² kurmak üzere 2006 yılında (sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler kısmı hariç) Sosyal Güvenlik Reformunun mevzuat alt yapısı oluşturulmuştur.
Sosyal sigorta sistemleri ve kamu personel sistemleri gibi alanlarda radikal düzenleme yapılmak istendiğinde, müktesep (kazanılmış) hak kavramı çerçevesinde yürürlükteki mevzuata göre sisteme girmiş son kişinin bu sistemden çıkacağı zamana kadar geçecek uzun bir geçiş dönemi kararlaştırmak, hukuk devletlerinde, hukuk güvenliği bakımından gerekmektedir. Dolayısıyla, mesela sosyal sigorta sistemini tamamen yeniliyorsanız 40-50 yılı kapsayacak bir geçiş dönemi düzenlemek gerekmektedir. Esasen bu gibi alanlarda sistemde bulunanlar bakımından mevcut sistemin bir “müktesep hak” mı yoksa bir “beklemece hak” mı olduğu da tartışılabilir.³
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu da önceki tüm sistemleri yürürlükten kaldırarak yeni bir sistem getiren düzenleme olduğundan önceki sistemlerin geçerli olduğu zamanlarda sisteme giren kişilerin haklarını koruyan geçiş düzenlemeleri de içermektedir. Bu nedenle özellikle sosyal sigorta sisteminin en temel sosyal riski olan “yaşlanma riskine” karşı korumayı öngören “yaşlılık aylığı” konusunda, iki farklı durum ortaya çıkmıştır: 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce sisteme girip sonrasında sigortalılığını sürdürenler için eski sistemin sağladığı haklar; kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ilk kez sisteme dahil olanlar için ise yeni sistemin öngördüğü haklar geçerli olmuştur. Bu nedenle 5510 sayılı Kanun, her iki durumu da ayrı ayrı düzenlemiştir. Dolayısıyla, bu tür köklü değişiklikler yapıldığında paralel rejimlerin oluşturulması kaçınılmaz hale gelmektedir.
Sosyal sigorta sistemlerinin kapsamını evrensel olarak belirleyen ve Türkiye tarafından da onaylanarak iç hukukun bir parçası hâline getirilmiş olan Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) 28 Haziran 1952 tarihli “Sosyal Güvenlik (Asgari Standartlar) Sözleşmesi, 1952 (No. 102)” (ILO – 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi)⁴ ile toplam dokuz sosyal risk öngörülmüş bulunmaktadır. Bunlar “hastalık”, “işsizlik”, “ihtiyarlık (yaşlılık)”, “iş kazası”, “meslek hastalığı”, “aile”, “analık”, “malullük” ve “ölüm” riskleri ve bu risklerin gerçekleşmesi halinde sağlanacak yardımlardır/ödemelerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu dokuz riskten sadece “aile yardımlarını” bir sosyal sigorta kolu olarak düzenlememiş,⁵ diğer sekiz riski, sonuncusu 1999 reformunda “işsizlik sigortası” olmak üzere sosyal sigorta mevzuatında düzenlemiş bulunmaktadır.
Bir başka yazımda da belirttiğim gibi (https://www.perspektif.online/sosyal-sigorta-sistemi-ne-kadar-ekmek-o-kadar-kofte-mi/) sosyal sigorta sisteminin esası “ne ka ekmek o ka........© Perspektif