Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?

Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?

Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?

İnsanlara hem “gel kiracı ol”, hem de “mahiyeti belli değil, kararı biz vereceğiz” demek ne demek? Kanunda ve uygulamasında müphemlik olur mu? İnsanlara akıbeti belirsiz bir imza süreci dayatmak, “Artık senin 50-55 yıldır oturduğun ve arsa üzerinden işgaliye bedeli ödediğin yerler, üzerindeki binalarla birlikte bizim uhdemize geçecek” demek hangi mülkiyet kanununa, hangi zilyetlik hukukuna uyar?

En başta ifade edelim ki bu, bir nevi “açık mektup” formundaki yazıyı uzun bulup, değerli vakitlerini ayırmakta zorlanan yetkililer olacaksa son satırlara bakabilirler. Derdin üreteceği siyasi maliyetin neler olabileceğini, halkın öfkesinin hangi düzlemde olduğunu anlama gayreti gösterecek; haktan, halktan, ahlak ve vicdandan yana olanlar için bu iki paragraf arasında bazı önemli bilgiler mevcuttur. Ve bu bilgiler -şimdilik- hiçbir yerde yer almamaktadır ve maalesef Ankara siyasetinin çoğunluğu henüz meselenin ciddiyetinden habersizdir.

Bu önemli hatırlatmanın ardından konumuza geçelim.

“Vakıflar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 20 Kasım 2025’te kabul edildikten sonra 5 Aralık 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlandı.[1]

Kanun komisyona gelir gelmez ciddi tepkilerle karşılaştı. Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı 20 dakikalık basın açıklamasıyla, kanunun Anayasaya ve yasalara aykırılığına ve “rant merkezli siyasi amaçlarına” değinmişti.[2]

Hakeza, TBMM Genel Kurulu’nda da konuyu tüm vecheleriyle ele aldı.[3] Bunlarla da kalmadı ve vakıfların tarihçesini ve misyonunu anlatıp, yetkililere önceliklerinin yurt dışı vakıflarla ilgili sorumlulukların yerine getirilmesi olması gerektiğine dair yer aldığı bir makaleyi de kamuoyuyla paylaştı.[4]

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Aşıla da benzer uyarıları genel kurulda dile getiren vekiller arasındaydı.[5]

Komisyonda haftalar süren tartışmalar neticesiz kaldı ve kanun yürürlüğe girdi. Bilahare CHP, kanundaki tartışmalı maddelerin iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, yaptığı basın toplantısında, Vakıflar Kanununun neden İptal edilmesi gerektiği”ne ilişkin itirazlarını anlattı.[6]

Hem meselenin künhünü geniş siyasi ve hukuki boyutlarıyla ele alan Özdağ’ın konuşması, hem de Gökhan Günaydın’ın CHP belediyelerine yönelik fiili icraatları gündem ettiği vurguları meseleyi anlamak için mutlaka incelenmeli. Kurumların ne hale getirildiği, yönetimlerinin nasıl tek merkezli kılındığı/kılınmaya devam edildiği, sürecin muhalif belediyelerin yetki alanlarının daraltılmasını nasıl hedeflediği, rantın nasıl iştah kabarttığıyla ilgili pek çok çelişki izharı ve soru hem Özdağ’ın hem de Günaydın’ın konuşmalarında yer alıyor.

Yazımızın konusu daha sınırlı ve direkt halkın beka endişelerini ilgilendirdiğinden, mezkur siyasilerin bu alanlara ilişkin vurgularını ve geniş çeperli endişelerini, paylaştığımız linklerden takip etmek üzere okuyucuya bırakıyoruz. Bizim bu kakafonide dile getirmeye çalışacağımız husus, savaş şartlarının geçim sorununu daha da katmerlediği/katmerleyeceği bu safhada, milletin içine sokulacağı darboğazla ilgili.

Kanun Halkın da Böğrüne Saplandı

Konumuz işgalci kiracılar. “İşgalci” terimi kimsenin aklına bir hukuksuzluğu getirmemeli. Bundan 50-60 yıl evvel, Türkiye’nin çarpık sanayileşme döneminde, köyündeki tarla-tabanı satıp büyükşehirlere, kurulan fabrikaların yamaçlarına gelen, devletle muhatap olamadığı için mafyavari çevrelerden barınmak için arazi alan, üzerine maaşlarıyla, binbir emekle, alınteriyle ev/evler dikip, suyunu, elektriğini getirtip, doğalgazını bağlatıp, -bilahare tek taraflı olarak iptal edilen- “tapu tahsis belgeleri”ne sahip olup sonrasında yıllarca mahkemelerde sürünüp, bu süreçte işgaliye ücretlerini aksatmadan ödemeye devam eden, Vakıflar ve bakanlık bu arazilerle ilgili trampaya girdiği takdirde, öncelikli hak sahibi olacak/olması gereken yüzbinlerden, Anayasadaki “zilyetlik hakkı”na çoktan kavuşmuş olsalar da ülkenin ve siyasetin çarpıklıklarının konusu olmuş ama hep kaybetmiş, yarım asırdır istim üzerinde yaşamış, tepesinde hep Demokles Kılıcı sallanmış kitlelerden söz ediyoruz.

Bu hikâyeleri mevcut bölgelerdeki muhtarlar, yerel yöneticiler, belediyeler, il-ilçe başkanları, tapu ve vakıflar konusunda uzmanlaşmış ehil şahsiyetler ve dahi elbette ülkenin en tepesindeki sorumlu hukukçular ve siyasiler çok iyi bilmekteler. Nasıl ve neden çözülemediği sadece empati yapamayanların konusu değil, siyasi pazarlıkların, engellemelerin, rant beklentilerinin, bu bölgelerle ilgili -muhtemel- yaratılacak projelerin zamanının kollanmasının konusu aynı zamanda.

Sadede gelelim. Son çıkan kanunda “5737 sayılı kanuna bir geçici madde eklendiği” ifade edilmektedir. Madde şöyle:

“Geçici Madde 15- Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait taşınmazlarda kiracılık ilişkisi nizalı şekilde devam edenler veya 30/6/2025 tarihinden önce işgalci olanlar ile taşınmazları ticari faaliyetlerde kullanan mevcut kiracılarla; Genel Müdürlüğe herhangi bir borcunun bulunmaması, Genel Müdürlüğe karşı açtıkları davalardan tüm yargılama giderlerini üstlenerek kayıtsız ve şartsız olarak feragat etmeleri, belirlenecek yeni kira bedeli ve kira şartlarını kabul etmeleri ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde başvurmaları halinde bu Kanunun 20.nci maddesi kapsamında beş yıla kadar kira sözleşmesi yapılabilir.

Genel Müdürlüğe veya mazbut vakıflara ait taşınmazlarda işgalci olanlardan bu madde kapsamında başvurmayanlar ile Genel Müdürlük tarafından belirlenen sözleşmeyi imzalamayanlar, 2886 sayılı Kanunun 75 inci maddesi uyarınca tahliye edilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Genel Müdürlük yetkilidir.”

Bu maddeye binaen vakıf arazilerinde işgalci olarak on yıllardır ikamet eden sakinlere -ilk bakışta- bir kiracılık statüsü önerilmekte ve 4 Haziran’a kadar aşağıdaki evrakın doldurularak kuruma iletilmesi istenmektedir.

İlk bakışta, işgalci durumundan kiracılık statüsüne geçiş gibi görünen, kurumun gelirlerini artırmak için bir güncelleme yapılacağı intibaı oluşturan bu süreçle ilgili maalesef durumun pek de öyle olmadığı anlaşılmaktadır.

Müphem bırakılan hususların başında, kiracılık başvurusu yapılsa dahi onay makamının “komisyon” olduğu ifade edilmektedir. Yani “kiracı olmaya geldim” deseniz bile; bu statünüzün onaylanmasının hiçbir garantisi yoktur.

Daha vahimi ve konunun bam teli ise şurasıdır: Bu bölgelerde yaşayan insanlara herhangi bir tebligatla bildirilmeyen, kanunda müphem bırakılmış, uygulamada da kurumun önce ser verip sır vermediği, mağdurların bazı vakıf çalışanlarından tesadüfen öğrendiği asıl hedef, buralarda yaşayan insanların adeta böğrüne saplanmış bir hançer hükmündedir ki o da; arsa üzerinde birkaç konut varsa (ki bu konutlar 55-60 yıldır burada yaşayan insanlar tarafından inşa edilmiş, çatısından kanalizasyonuna, mutfağından banyosuna, iğneden ipliğe ciddi maliyetlerle defalarca onarılan konutlardır) artık bunların mülkiyetinin tamamen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde olduğu dayatılmaktadır.

“Sayın Cumhurbaşkanı Bu İsyanları Duymalı”

Siyasilerce kanunun hedefleri hukuk ve siyaset yönünden ele alınmakta. İktidar-muhalefet çekişmesi ve rant konuları bunların başında gelmekte. Sonuç itibariyle zarar yine kamuya ortak şekilde çıkmakta. Yani birileri kazanıp birileri kaybedecekse bu bir kenara -her konuda olduğu gibi- kamusal zarar olarak yazar. Ama iktidarı ve muhalefetiyle herkes şunu çok iyi anlamalı ki, halk açısından bakıldığında bu konu bir beka sorunu, bir barınma sorunu, mülkiyet ve zilyetlik hakkının gaspı, geçim derdine fahiş eklemeler anlamına gelmektedir. Yani bedeli büyüktür!

Toplumun isyanına geçmezden evvel şu hatırlatmayı yapmalıyız ki, bu bölgelerin çoğunda AK Parti’ye oy vermiş insanlar, Cumhurbaşkanının bu kanunla neyi hedeflediğinin ötesinde, kendisine verdiği zararın farkında olup olmadığını merak etmektedir. Ola ki, olup bitenden kendisinin hâlâ habersiz olduğunu varsaymaktadır. Halk, belediyelerin kültürel varlıklarla ilgili mağduriyetiyle bir yere kadar ilgilenir. Kimin elinde olup olmadığının sonuçları kendisine direkt etki etmez ama mesele artık evine, sofrasına, bekasına, geleceğine dayanmışsa, işte orada buna vesile olanlardan da, konuya vakıf olup üzerine düşen sorumluluğu gereğince yerine getirmeyenlerden de hesabı nerede soracağını gayet iyi bilir.

Şunun da bilinmesinde fayda var ki, bu satırların yazarı da, gazetecilik sorumluluğu ya da belli bir kesim adına siyaset gütmenin derdinde değildir. Bizatihi ailesi o mağdurlardan biri olarak bu satırları yazmakta ve bunun başta sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm kesimlere bir “açık mektup” olarak algılanmasını arzulamaktadır. Birazdan karşı karşıya kaldıkları sorunu insanların nasıl algıladıkları, ne türden taleplerde bulundukları ve -çetrefilli gibi görünen- sorunun çözümünün de ne olması gerektiğine ilişkin bazı değinilerde bulunmaya çalışacağım.

Sözü uzatmadan, önce somut bazda, tek tek ve toplu halde insanlarla yaptığımız görüşmelerden elde ettiğimiz sonuçları birkaç maddede özetleyelim:

“Burası Türkiye, İsrail Değilİnsanlara hem “gel kiracı ol”, hem de “mahiyeti belli değil, kararı biz vereceğiz” demek ne demek? Kanunda ve uygulamasında müphemlik olur mu? İnsanlara akibeti belirsiz bir imza süreci dayatmak da neyin nesidir?

“Artık senin 50-55 yıldır oturduğun ve arsa üzerinden işgaliye bedeli ödediğin yerler, üzerindeki binalarla birlikte bizim uhdemize geçecek” de ne demek? Hangi mülkiyet kanununa, hangi zilyetlik hukukuna uyar? Üstelik henüz bunun resmi açıklaması olmamışken insanlara tek taraflı bir sözleşme dayatmak hangi hukuk devletinde vardır?

İnsanların 50-60 yıldır sahip oldukları binalara “yerleşimci” getirir gibi kiracı sokma hakkını kendinde görmek de neyin nesidir? Hangi akıl, hangi hesapsızlık, öngöremezlik ve vicdansızlık bu sürecin kriminal olayların fitilini ateşlemek olduğunu düşünmez?

Yaşadığımız sorunlarla ilgili sorumlu, bürokrasi mi yoksa siyaset mi? Belli ki siyaset. Peki o siyaset, en tepeye, bunun bedelleriyle ilgili gerekli uyarı da yaptı mı? Yapacak mı?

Bu ekonomik şartlarda, insanlar geçim sorunları yaşarken, durumlarını düzeltmek yerine, daha fazla üzerlerine gidip sosyal patlamaya vesile olacak bu aklı size kim verdi?

Eğer kurumun masrafları arttı ve daha fazla gelire ihtiyacı varsa bunu halletmenin yolu insanları zora sokmayacak makul düzeyde bir kira güncellemesi yapıp (ki bu ekonomik şartlarda bu da ayrı bir zuldür! Mesela depremzedeye desteği bahane edip yeni mağdurlar yaratmak hakka da hukuka da vicdana da sığmaz.) sonrasında da artık artışların TEFE-TÜFE’ye göre olacağını garanti etmektir. Bundan fazlası zulümdür, hukuksuzluktur.

Kanun yapıp, torba yasaya ek madde koyup, bir nevi “ben yaptım oldu” deyip, o kanunun içini doldurmayı kuruma bırakmak hangi hukuk devletinde vardır?

Derdiniz geçim derdi yaşayan insanları bir de sosyal patlamaya itip kriminalize etmek mi? Bu şartlarda insanlar bugüne dek ödedikleri kiraları da ödemezler. Ne yapacaksınız, insanları 50 yıldır yaşadıkları, emekleriyle inşa etttikleri meskenlerden tahliye mi edeceksiniz? Peki attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değecek mi? Kurumun gelir ihtiyacını karşılayacakken -tabii arka planda başka bir plan söz konusu değilse- hem yüzbinlerce insanı mağdur edip hem de o gelirlerden de olmayacak mısınız?

Bir yandan ihtiyaç sahibi insanlara konut yapmakla övünürken, diğer yandan yüzbinlere hayatı yaşanmaz hale getirmek, onları istim üzerinde yaşamaya mahkum etmek, geçim derdini kışkırtmak, barınma sorunuyla onları tehdit etmek neyin nesidir?

Bir an evvel bu yanlıştan, hukuksuzluktan dönün ve insanların arkasından dolanıp statüleriyle oynamaya ve on yıllara dayalı haklarının gaspına sebebiyet verecek girişimlere son verin.

Turizm bölgelerindeki işgalcileri kiracı statüsüne geçirmenizi anladık! Bu, onlara sağlanmış bir avantaj ama onlara piyango vururken, aynı kanunla yüzbinleri mağdur etmeyin.Umarız Abdullah Güler gibi hukukçular, Bilal Erdoğan gibi heybesinde vakıflar, dernekler vb.ile ilgili pek çok sorumluluk taşıyan şahsiyetler bu konunun üzerine gidip halkın lehine çözümler üretilmesi için Sayın Cumhurbaşkanına gerekli uyarıları yaparlar.

Bütün bu maddelerin, insanların süreçten çıkardıkları algıların da bir yansıması olduğu unutulmamalı. Ama algıların yılların yaşanmış tecrübelerinde kaynaklı olduğu da unutulmamalı. Yerel seçimler esnasında kimlerin bölgelerine gelip “Verin oyu alın tapuyu” diye tehdit ettiklerini; ama o tehdidin altında da aslında haklarına bir imza ile kavuşabilecekleri umudunun paramparça edildiği de hafızalardaki yerini korumakta. Kiracılığı daha önceki yıllarda statü olarak kabul edenlerin önce yüzde 500, ardından bu yıl yüzde 100’e yakın zamlarla emekli maaşının bir buçuk katı ödemelere mecbur bırakıldıklarını insanlar gözlemekte. Bu ekonomik koşullarda bir emekliyi “Emekli zammı falan istemiyorum, bize dokunmasınlar yeter” diye feryat ettiren iç yangınının nelere sebebiyet vereceğini; “Benim evime kiracı sokmaya kalkarlarsa, parkesinden camlarına, çatısından mutfağına her yeri söker atarım” diyenlerin feryatlarının nerelere varabileceğini herkes vicdan muhasebesine tabi tutmalıdır.

Tarihin Tekerrür Etmesi Umrunuzda mı?

Aşağıda buralarda yaşayan vatandaşlarımızın haklı isyanını içeren ve onların buldukları her kuruma, partilerin ilçe teşkilatlarına, muhtarlıklara, CİMER’e yönelik çığlıklarına tercüman olan sözler mevcuttur. Yetkililerin kulak vermesi amacıyla birkaçını paylaşmayı önemli görüyorum:

“Bugün Vakıflar’dan aradılar ve işgalcilerden arsa üzerinden değil tek tek daireler üzerinden kiracıların muhatap alınacağını söylediler. Bu kanun, mülkiyet hakkı, zilyetlik hukuku bilmez adamlar, milletin 40-50 yıl önce yaptığı binalardaki haklarının tümünü yok sayarak ciddi bir infial oluşturdular. Millet isyanda. Herkes iktidara öfkeli. Arsa üzerinden zaten yıllardır kira ödüyorlardı. kurumun paraya ihtiyacı olduğunu ihsas ettirircesine “güncelleme geldi” deseler, yüzde 100 artırsalar kimsenin sesi çıkmayacak ama bunlar bu şekilde adeta milletin alınteri binalarına çökme niyeti ortaya koyuyorlar. Hem de geçim derdinin tavan yaptığı, çarşı pazarın yangın yerine döndüğü böyle bir dönemde.

Birçok bölgede binlerce insan isyanda, toplu halde ‘nereye gidelim, ne yapalım’ derdine düştüler. Kimisi emekli, kimisi yaşlı. 55-60 senedir burada yaşayan insanlar

Bu şekilde mafya gibi gelip huzur bozup tehdit etmeleri herkesin zoruna gitmekte.

Üstelik derdin para toplamaksa bu şekilde ödeyemeyenler de çoğalacak. Ödeyenler ödemez hale gelecek. Tahliye ile tehdit de cabası. Hükümet bu sesi duymalı. Vakıflar bu işe son vermeli. Makul düzeyde rayiç güncelleyip buraların genleriyle oynamamalı. Bu savaş ve enflasyon şartlarında, zaten geçim sıkıntıları da olan insanlara hayat daha fazla çekilmez hale getirilmemeli. Bedeli çok ağır olur. Bu satırları gerekli makamlara iletmeniz için yazıyorum. Dost uyarısı olarak algılanmalı.”

“Vakıflar işgalcileri bu kanun üzerinden tehdit ederek ‘kira sözleşmesi yapmaya’ zorluyor. ‘Gelmezsiniz tahliye edileceksiniz’ deniyor. Lakin, ‘başvuru yapsanız da kesin değil, biz karar vereceğiz’ diyorlar. Yani işgalci olarak kalmak da söz konusu olabilir.

Ama konuyu hep müphem bıraktılar. İnsanlar zaten işgaliye bedellerini yıllardır ödüyorlar. Amaçları bugün vuzuha kavuştu. Mesela toprak üzerinde iki ev varsa, hem senden yüksek meblağla kira alacak, hem de insanların binalarındaki kiracıları direkt muhatap alıp adeta milletin malına çökecek. Böylelikle geçim derdini de üçe dörde katlayacak. Bu binalarda ya sahipleri ya da mirasçıları yaşamaktalar. Yarın Vakıflar ile Bakanlık (ya da belediye) arasında bir trampa anlaşması olsa, bu insanların burada hakları söz konusu. Öte yandan bu binaları kendileri yaptılar ve çatısından kanalizasyonuna, iç tadilatlarına kadar bu evlere on yıllardır milyonlar döktüler. Bunun da haricinde; arsa üzerindekileri ayrı ayrı muhatap alıp kendine kiracı kılmak; o insanların başkalarının emeklerini gasp etmelerine izin vermektir ki, bu da ciddi kriminal olayların fitilini ateşlemek demektir. İnsanlar İsrail’in yerleşimci planı uygulamasına benzetmektedirler ki, eğer hayata geçerse, bu tarihi bir leke olarak bu iktidarın hanesine yazılacak ve bedeli de çok açıktır ki sandıkta hezimet olacaktır…”

“…Zaten kiracılık da geçmişe dönük tüm haklardan feragat demek. 40 yıl önce buralara tapu tahsis belgeleri verip ardından tek taraflı olarak iptal etmişlerdi. Yıllarca davalar sürdü.

Yıllardır bu bölgelerde trampa meselesi zaten konuşuluyordu. Ama olmadı. Şimdi de Vakıflar bu cinliğe ve hinliğe soyunuyor.

Tüm Türkiye sathını düşünürsek devasa bir problem toplumun kucağına bırakılıyor.

Bu konuyu Meclisteki siyasi partiler de mutlaka gündeme getirmeliler. Zira ülkedeki mağdurlar ordusuna bir yenisi katılmak üzere. Hükümete de, sayın Bakan’a da, Vakıflar Genel Müdürüne de ‘amaçlarının ne olduğu?’ sorulmalı ve tez bu yoldan vazgeçmeleri gerektiği iyi anlatılmalı.”

Meselenin siyasi boyutuna geldiğimizde, iktidarın burada bir kez daha bindiği dalı kesmekte olduğunu hâlâ görememesi akıl alır gibi değil. Halkın düzenlediği toplantılar esnasında özellikle iktidar partisine oy vermiş çoğunluklar isyan etmekte. Halk, Vakıflar’ın da elinin kolunun bağlı olduğunun farkında ama bu şekilde ölümü gösterip sıtmadan da hiç bahis açmayan tutum iktidara çok pahalıya patlayabilir. Taban kaybına yenilerini katmaktan başka sonuç üretmez.

İdare mahkemelerinde yıllar sürecek davalar, o davaların ciddi yekûn tutacak masrafları ve mağduriyetlerin oluşumuna sebebiyet verecek fiili süreçler işlemeye başlamazdan evvel, bu gidişata bir “dur” deyin.

Çözüm basit. Halkın genel talebi de öyle. Şeffaf, basit ve hakkaniyet içre:

Bu kanunu ya geri çekin ya da işgalciler ve/veya kiracılar adına yaratacağı mağduriyete yeni bir düzenleme ve ek madde ile “dur” deyin.

Vakıfların; işgalci kiracılardan arsa üzerindeki binaların sahibi olanların mülkiyet hakkının gaspını durdurun.

Sakın bu ekonomik şartlarda astronomik güncelleme yapmaya kalkmayın. TEFE-TÜFE dışına çıkmayın. Vakıflara bu yönde bir talimat verin!

İnsanların yıllardır bekledikleri Vakıflar ve Bakanlık (ya da belediye) arasındaki trampa hakkının gaspının önüne geçin.

Bir an evvel bu bölgeleri ya trampaya sokup değerinin karşılığını bu insanlara verin ya da hakları olan tapuları uygun bir formülle kendilerine sağlayın.

Hepsinden önemlisi, süreçleri şeffaf yönetin. Varsa Vakıf arazileriyle ilgili somut projeleriniz insanlarla bunu paylaşın. İnsanların arkasından dolanmayın. Onları ve çocuklarını gelecek endişesine, beka ve barınma kaygısına düçar kılmayın. Dedelerinden başlamak üzere üç nesil de bu konularda iktidar-muhalefet çekişmelerinden bıkıp usandı. Birinin iyi niyetle atmaya çalıştığı adıma diğerinin çelme takmasından, seçimlerde şantaj mevzusu yapılmasından bıkıp usandı. Çözümü şeffaf ve hiç kimsenin mağdur olmayacağı şekilde üretin. Tarihe de böyle geçin!

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251205-6.htm ↑

https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/12/20251205-6.htm ↑

https://www.youtube.com/watch?v=AhNlWTwCAMo ↑

https://www.youtube.com/watch?v=AhNlWTwCAMo ↑

https://www.youtube.com/watch?v=Jsgp_zKWvaw ↑

https://www.youtube.com/watch?v=Jsgp_zKWvaw ↑

https://www.enpolitik.com/kose-yazilari/vakiflarimizi_kaybediyoruz_vakiflarimiz_bizi_biz_yapan_eserimiz-7859 ↑

https://www.enpolitik.com/kose-yazilari/vakiflarimizi_kaybediyoruz_vakiflarimiz_bizi_biz_yapan_eserimiz-7859 ↑

https://www.youtube.com/watch?v=DZMnrYAmD60 ↑

https://www.youtube.com/watch?v=DZMnrYAmD60 ↑

https://www.gokhangunaydin.net/vakiflar-kanunu-neden-iptal-edilmeli ↑

https://www.gokhangunaydin.net/vakiflar-kanunu-neden-iptal-edilmeli ↑

Hukuk Devletinin İstisna Alanları: Almanya Örneği

Şirazesi Kaymış Teraziyi Kim, Ne Zaman Düzeltecek?

Yaşam Hakkı Meselesine Dönüşen Adalet Mücadelesi

Siyaset-Hukuk-Mafya İlişkisi

Sen Niye Keloğlan Oldun?

Vakıflar Kanunu’nun Halka Ne Ettiğinden Cumhurbaşkanı’nın Haberi Var mı?

Silah Bırakma ve Fesih Süreçlerinin Görünmeyen Boyutları

Patreon aracılığıyla Perspektif'e destek verebilirsiniz.

Perspektif'e destek ver

© 2026 – Sitede yer alan fikirler yazara aittir ve Perspektif’in editoryal tercihlerini yansıtmayabilir. Kaynak gösterilmesi ve link verilmesi kaydıyla kısmen alıntı yapılabilir.


© Perspektif