Hoca
Hoca, bile isteye kaybetti. Yolsuzluk ve yoksulluğun kardeş kılınmak istendiği potansiyel “Sistemik Otoriter Yolsuzluk Düzeni”ne daha en başından itiraz ettiği ve bunun paydaşı olmak istemediği için kaybetti. Reel siyasetin kirli koridorlarında, ellerinde su bidonlarıyla dolaşanların içinde bir “ahlak devrimi”nin kıvılcımını yakmaya kalkıştığı için kaybetti.
Ahmet Davutoğlu, bir manifestoyla, yaklaşık yedi yıldır sürdürdüğü parti siyasetinden çekildiğini açıkladı. Genel başkanı olduğu Gelecek Partisi de siyasi faaliyetlerine son verdi. Aralık 2019’da kurulan Gelecek Partisi, 22 Ağustos’ta yapılacak kongre ile resmî olarak fesih kararını almış olacak.
Böylelikle, ülkenin 15 Temmuz’dan ve bilahare Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bu yana içine düştüğü ahvali bir manifestoyla resmedip AK Parti’den istifa eden Davutoğlu, günden güne otoriterleşen düzenin yarattığı yozlaşmış siyaset iklimini gerekçe göstererek bir başka manifestoyla parti siyasetine veda etmiş oldu.
Bu makale, Davutoğlu’nun ardından iyi niyetlerle yazılan ve hak teslimi içeren “siyasete veda” yazılarından biraz farklı olacak. Zira “veda” bir geri çekiliş, bir uzaklaşma, bir kabulleniş, bir nevi “benden bu kadar” tavrı iken, onunkisi “Yarının Türkiye’si İçin” başlıklı protest tutum içeren manifestosunda adlandırdığı şekliyle “parti siyasetinden çekilme” ile sınırlı. O da zaten manifestoda tam olarak bunu izah etti:
“Bu, bir teslimiyet kararı değildir.
Bu, ahlaki bir mesafe koyma kararıdır.
Bu, siyasetten vazgeçiş değil; siyaseti yeniden düşünme çağrısıdır.”
Öyle ya; kulluktan uzaklaşılamayacağına, namazdan usanıp terk etmek mümkün olmadığına, “adil şahitlik”in emekliliği olmadığına göre siyaset ve yüklediği sorumluluklar da sadece tek kulvarda sürdürülen bir yolculuk değildir.
İlginçtir, onun ülkeye hizmetleri ve özgül ağırlığına ilişkin değiniler bu açıklamasının ardından geldi, ki aslında bu da bir nevi onun protest metninde yer alan hususların bir ortak akıl ve vicdana işaret etmesinden de kaynaklanmaktaydı. Trajiktir, kendisini parti siyasetine icbar eden koşulların günden güne koyulaşması ve sınır tanımaz hale gelmesi, onu ve arkadaşlarını maddi-manevi zorluklarla karşı karşıya bırakması ve genel yozlaşmanın tüm alternatifleri tıkaması, ayrılığı da beraberinde getirmişti.
Manidar olan, bu kararın ardından yazılan yazıların, paylaşılan mesajların çok azı, içinden çıktığı ve zamanında görüşlerini almak, istişareler yapmak için davetlerde bulunduğu, resmiyetten arî, kardeşâne iklimleri paylaştığı cenahlardan gelmiş olması. Daha önce yedi yüz mektupla çağrıda bulunduğu ve geri dönüş alamadığı dernek, vakıf ve STK’lardan hiçbir değerlendirme ya da değini olmadı. Bunun ne anlama geldiği ve kendisinde ne tür etkiler yarattığını ilerleyen bölümde değinmeye çalışacağız.
Gürkan Zengin, “Arabayı İten Adam”ın ülkeye kattıklarından bahsetti, Yıldıray Oğur, onu “Lüzumundan Fazla Münevver” olarak tanımladı. Ahmet Taşgetiren “Bir Vefa Yazısı” kaleme aldı. Eski danışmanı Osman Sert, “Davutoğlu’nun Parti Siyasetini Bırakması Ne Söylüyor” başlıklı yazısında, hocanın bu kararının siyaset ve toplum için ne anlama geldiğinin bir özetini sundu.
Türkiye’nin Dış Politika Mimarı, Ortadoğu’nun Entelektüel Rehberi
Yoğun bir tempoyla geçen yaklaşık yedi yılın ardından hocayı tanımlamak ve anlatmak kolay değil. Ama tecrübelerinden ve derin birikiminden istifade etmiş olmak büyük bir nimet. İktidar-muhalefet farketmeksizin siyasi arenanın geneli açısındansa ya büyük cürümlerin sorumlusu, ya başarısızlıkların mimarı ya da kapanmış sayfaların bile günah keçisi. Bugün arama motorları teknolojisi buna izin vermiyor ama eskiden unutturulmak istenilen insanlar kitaplardan çıkarılırdı. Nesiller onları tanıyamaz, tarihin tozlu yapraklarına gömülürlerdi. Hoca ise daha yaşarken bu muameleye tabi tutulmak istendi. Hem de sadece siyasi refiklerince değil, bizzat yetiştirdiği öğrenciler tarafından. Geçmişi başarılarla ve insana/kitlelere faydalarla geçmiş vefa ehli insanlar için bu hiç de kolay katlanılır bir durum değildir. Üstelik sisteme ve mahalleye dair tam da “kral çıplak” demeye çalıştığınız bir vasatta.
Oysa Google’a yazdığınızda hocanın dış politika vizyonu ve icraatları konusunda onlarca tez, kitap, yüzlerce makale bulmanız mümkün. 28 Şubat’ların umutsuzluk ikliminde bile “Stratejik Derinliği” ortaya koymuş, gözünü hep ülke ve bölge halkları adına ufka dikmiş, o umutsuzluk iklimlerinden vizyoner siyasetler, jeopolitik çözümler üretmiş bir akademisyen, entelektüel ve siyaset adamı olarak yalnızca bunlarla kifayet etmemiş, ülkenin ve bölgenin ne türden değişim ve devrimlere ihtiyacı olduğu, bunun kadim ve modern siyaset kodlarının ne olduğu, sisteme ahlak libası giydirmenin ne anlama geldiği, bunun bizim kültürümüzle uyumlu şekilde nasıl inşa edilebileceği üzerine de ziyadesiyle kafa yormuş, bunun için siyasi parti kurma yoluna gitmek zorunda kalmış bir münevver.
Uluslarar arası siyasetin kirli koridorlarında, o kurtlar sahnesinde bile kendi üst aklını dolambaçlı yollarla muhataplarına kabul ettirmiş lakin içerde gerek karşıt ideoloji mensuplarının köhnemiş tarih kurgularını, fosilleşmiş felsefelerini, ezber konforlarlarını bozduğu için niteliksel eleştirilerin değil, cahilane hakaretlerin muhatabı olmuş, gerekse iktidar mahfillerindeki kifayetsiz trollerin acımasız psikolojik harekatlarına maruz kalmış bir şahsiyet olmanın ötesinde, ülkenin tam da ihtiyacı olduğu dönemlerde köklü ve vizyoner itirazlarını birer ders niteliğinde tarihe kayıt düşmüştür.
Balkanlardan Kafkaslar’a, Afrika’dan Ortadoğu’ya izlediği “ümmetin maslahatı”nı içeren siyasetlerle, adı bilinen ya da mahrem yüzlerce dost edinmiş, herkesi resmi protokollerle karşılayan liderlerin istisnai olarak ve samimiyetle evlerine misafir edip, dost meclislerinde ağırlayıp dertleştikleri; yarın devleti yönetecek haleflerine ya da aile fertlerine “bu şahsı iyi tanıyın, onun sözünü dinleyin ve ondan başkasına güvenmeyin” dedirtmiş, muhataplarında eminlik/güvenilirlik oluşturmuş bir şahsiyet.
Kürt liderlere, daha yakın zamanda bölgeyi ziyaret eden üst düzey ricale “Buraya Davutoğlu’nu gönderin; çünkü çok seviliyor” dedirten; Türkmen beylerinden övgüler alan, Filistinliler başta olmak üzere komşu ülkelerdeki Arap liderlerin ve........
