menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin Güçlenmesi Diasporaya Yaramıyor mu?

8 0
02.06.2026

Türkiye’nin Güçlenmesi Diasporaya Yaramıyor mu?

Türkiye’nin Güçlenmesi Diasporaya Yaramıyor mu?

Türkiye-Almanya hattında bir tarafta stratejik ortaklık arayışındaki iki devlet, diğer tarafta ise bu ortaklığın toplumsal yansımalarında ortaya çıkan mesafeler var. Bu ikili yapı, yeni dönemin temel paradoksu.

AYDIN ENES SEYDANLIOĞLU

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa’nın uzun yıllar boyunca ertelediği savunma meselesini tekrar kıtanın merkezine taşıdı. Soğuk Savaş sonrası dönemde kendisini ekonomik güç, normatif merkez ve diplomatik aktör olarak tanımlayan Avrupa, bir anda sert gücün geri dönüşüyle yüzleşmek zorunda kaldı. Bu yüzleşme ilk etapta Ukrayna’ya yapılan askerî yardımlarla sınırlı gibi görünse de, zamanla Avrupa güvenlik mimarisinin neredeyse bütün taşlarını yerinden oynatan bir mahiyet kazandı.Almanya açısından bakıldığında bu dönüşüm daha da sancılı oldu. Zira Federal Cumhuriyet, II. Dünya Savaşı sonrasında kendi stratejik kültürünü askeri güçten uzak durmak, ekonomik güçle nüfuz kurmak ve güvenlik ihtiyacını büyük ölçüde Amerikan şemsiyesi altında karşılamak üzerine inşa etmişti. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, bu konforlu düzenin sürdürülemez olduğunu gösterdi. Üstelik Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) Trump çizgisinin yeniden güç kazanması ve Washington’un Avrupa güvenliğini artık eski dönemlerdeki gibi sınırsız bir taahhüt alanı olarak görmeyeceğinin anlaşılması, Almanya’yı yeni arayışlara itti. 

İşte bu yeni arayışın en dikkat çekici sonuçlarından biri, Almanya’nın Türkiye’ye bakışında yaşanan tedrici değişim olmuştur.Bundan 10 yıl önce Türkiye ile Almanya arasındaki tartışmalar daha çok insan hakları, basın özgürlüğü, Geri Kabul Anlaşması, seçim kampanyaları, Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB), diasporanın siyasi tercihleri ve Erdoğan karşıtlığı ekseninde ilerliyordu. Almanya kamuoyunda Türkiye, genellikle iç politik tartışmaların bir uzantısı olarak ele alınıyordu. Türk diasporasının Erdoğan’a verdiği destek, Almanya’daki Türk STK’larının Ankara ile ilişkisi, camilerin Türkiye ile irtibatı ve Türk kökenli seçmenlerin siyasi eğilimleri Almanya’daki karar alma mekanizmalarında huzursuzluk doğuran başlıca konulardı.Bugün ise aynı Almanya, Türkiye’yi sadece diaspora veya uyum politikaları üzerinden okuyarak hareket edemeyeceğini görmüş durumda. Çünkü Türkiye, Almanya’da yaşayan milyonlarca insanın anavatanı olan bir ülke olmanın ötesinde. Aynı zamanda NATO’nun güneydoğu kanadında, Karadeniz havzasında, Suriye’de, Kafkasya’da, Doğu Akdeniz’de, Balkanlar’da ve savunma sanayiinde giderek daha fazla ağırlığı hissedilen bir güç. Bu noktada Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği askerî kapasite, Almanya’nın Türkiye’ye bakışını da mecburen değiştirmiş görünüyor.Eurofighter meselesi bunun somut örneklerinden biri. Türkiye’nin Eurofighter tedariki uzun süre boyunca Almanya tarafından frenlendi, ancak 2025’e gelindiğinde Almanya’nın tutumu değişti. Haberlere göre Almanya, Türkiye’ye Eurofighter teslimatının önünü açtı. Bu karar, bir silah satış izni olmanın ötesinde. Almanya’nın Türkiye’yi Avrupa savunma mimarisi içinde yeniden konumlandırmaya başladığını gösteriyor.KAAN meselesi burada ayrıca önemli. Zira Türkiye’nin kendi savaş uçağını geliştirme çabası, sadece teknik bir savunma sanayii sanayii girişimi olarak değerlendirilmemeli. Bu girişim, aynı zamanda Ankara’nın Amerikan savunma sistemlerine olan bağımlılığını azaltma, kritik yazılım unsurları üzerinde kontrol sağlama ve kendi tedarik zincirini oluşturma yönündeki stratejik iradesinin bir göstergesi. 

Alman basınında KAAN’ın zaman zaman F35 alternatifleri bağlamında ele alınması da bu çerçevede anlam kazanıyor. Örneğin, Frankfurter Rundschau gazetesi, İspanya’nın KAAN’ı Amerikan F35’lerine alternatif bir seçenek olarak değerlendirdiğini aktarmıştı.

Bunlara bir de uzun menzilli füze tartışmaları eklendi. Son günlerde Alman basınında Türkiye’nin uzun menzilli füze projeleri daha fazla yer bulmaya başladı. Bazı yayınlarda Türkiye’nin 6.000 kilometre menzile ulaşabilecek bir füze geliştirdiği iddiası işlendi. Bu haberlerden güvenlik çevrelerinin Türkiye’nin füze........

© Perspektif