İran Savaşı “Küçük Sparta”nın Hırslarını Nasıl Kırdı?

İran Savaşı “Küçük Sparta”nın Hırslarını Nasıl Kırdı?

İran Savaşı “Küçük Sparta”nın Hırslarını Nasıl Kırdı?

BAE, stratejik istisnailik yanılsamasını terk etmeli ve özerkliğini kolektif bir Körfez güvenlik düzeni üzerinden yeniden inşa etmelidir.

Son yarım yüzyılda İran’a ilişkin ciddi analizlerin çoğunu düzenleyen soru şuydu: İslam Cumhuriyeti ne istiyor? Bu makul bir sorudur, ama doğru soru değildir. İslam Cumhuriyeti 47 yaşında. İran ise modern ve bütünlüklü bir siyasi varlık olarak beş yüzyıllık bir geçmişe sahip. Bu ikisini birbirine karıştırmak, neredeyse yarım yüzyıllık başarısız ABD politikasına, çöken anlaşmalara ve bugünkü biçimiyle çok az kişinin öngördüğü bir savaşa yol açtı.

Daha faydalı soru, İran’ın ne istediğidir. Bu hükümetin değil, bu dini liderin değil; stratejik içgüdüleri devrimden çok önce şekillenmiş ve o günden bu yana her sistem değişikliğinden sağ çıkmış devletin ne istediğidir. Safeviler, Kaçarlar, Pehleviler ve İslam Cumhuriyeti aynı coğrafi ve tarihsel miras içinden hareket etti. Hükümetler değişti. Mantık değişmedi.

Son yarım yüzyılda İran’a ilişkin ciddi analizlerin çoğunu düzenleyen soru şuydu: İslam Cumhuriyeti ne istiyor? Bu makul bir sorudur, ama doğru soru değildir. İslam Cumhuriyeti 47 yaşında. İran ise modern ve bütünlüklü bir siyasi varlık olarak be

Birleşik Arap Emirlikleri, yirmi yıl boyunca küçük devletlerin sıradan kaderinden kaçmaya çalıştı. Bunu hiper-bağlantısallığın sağladığı ağ gücüyle yaptı.

Limanlar inşa etti, nüfuz satın aldı, milisler yetiştirdi, Washington’a kur yaptı, Moskova ve Pekin’le denge politikası izledi. Coğrafya tarafından köşeye sıkıştırılamayacak kadar çevik, zengin ve kullanışlı bir ülke imajı yansıttı.

“Küçük Sparta” markası bir lakaptan çok bir doktrin gibi duyuluyordu: orta güç hırslarına sahip küçük bir federasyon, göreli askerî üstünlük ve stratejik çevresini kendi şartlarına göre şekillendirmeye yetecek ağ bağlantılı kaldıraç.

Son üç ay, Abu Dabi’nin hırsları ile jeopolitik gerçekler arasındaki sürtünmeyi açığa çıkardı. İran’ın Körfez altyapısına yönelik saldırıları, Abu Dabi’yi kendi orta güç algısı ile küçük devlet olarak yapısal kırılganlığı arasındaki uyumsuzlukla yüzleştirdi.

Cumhurbaşkanlığı danışmanı Enver Gargaş kısa süre önce komşularına ve ortaklarına sert çıktı. X’te, eski adıyla Twitter’da, şöyle yazdı: “Dost, sarsılmaz bir müttefik ve destekçi olmak yerine arabulucuya dönüştü.”

Bu paylaşım, Abu Dabi’deki hayal kırıklığını yansıtıyor. Devlet, nüfuzunu kullanarak komşularını ve ortaklarını İran’a karşı daha saldırgan bir tutum etrafında toplayamadı.

Emirlikli yorumcu Tarık el-Uteybe geçen ay yayımladığı bir yazıda Arap dayanışmasını ve çok taraflılığı eleştirdi. Bunların İran saldırganlığını kolektif biçimde caydırmada yetersiz kaldığını savundu. Bir ay önce ise ağabeyi, BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe, bir görüş yazısında Abu Dabi’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak bir “uluslararası girişime” katılmaya hazır olduğunu duyurdu. BAE’nin operasyonel yükü paylaşmaya hazır olduğunu da söyledi.

Bu meydan okuma mesajları daha sert bir gerçeği gizlemeyi amaçlıyor: BAE’nin biriktirdiği nüfuz araçları, sınırsız hareket eden bir İran’ın zorlayıcı gücüyle karşı karşıya kaldığında stratejik özerkliğe dönüşmedi.

Ağ gücünün stratejik derinliğin yerini alabileceği varsayımı yük taşıyan temel kabuldü. Bu varsayım sınırlarını........

© Perspektif