Dünya İran’a Yanlış Soruyu Soruyor |
Dünya İran’a Yanlış Soruyu Soruyor
Dünya İran’a Yanlış Soruyu Soruyor
Son yarım yüzyılda İran’a ilişkin ciddi analizlerin çoğunu düzenleyen soru şuydu: İslam Cumhuriyeti ne istiyor? Bu makul bir sorudur, ama doğru soru değildir. Daha faydalı soru, İran’ın ne istediğidir.
Son yarım yüzyılda İran’a ilişkin ciddi analizlerin çoğunu düzenleyen soru şuydu: İslam Cumhuriyeti ne istiyor? Bu makul bir sorudur, ama doğru soru değildir. İslam Cumhuriyeti 47 yaşında. İran ise modern ve bütünlüklü bir siyasi varlık olarak beş yüzyıllık bir geçmişe sahip. Bu ikisini birbirine karıştırmak, neredeyse yarım yüzyıllık başarısız ABD politikasına, çöken anlaşmalara ve bugünkü biçimiyle çok az kişinin öngördüğü bir savaşa yol açtı.
Daha faydalı soru, İran’ın ne istediğidir. Bu hükümetin değil, bu dini liderin değil; stratejik içgüdüleri devrimden çok önce şekillenmiş ve o günden bu yana her sistem değişikliğinden sağ çıkmış devletin ne istediğidir. Safeviler, Kaçarlar, Pehleviler ve İslam Cumhuriyeti aynı coğrafi ve tarihsel miras içinden hareket etti. Hükümetler değişti. Mantık değişmedi.
Son yarım yüzyılda İran’a ilişkin ciddi analizlerin çoğunu düzenleyen soru şuydu: İslam Cumhuriyeti ne istiyor? Bu makul bir sorudur, ama doğru soru değildir. İslam Cumhuriyeti 47 yaşında. İran ise modern ve bütünlüklü bir siyasi varlık olarak beş yüzyıllık bir geçmişe sahip. Bu ikisini birbirine karıştırmak, neredeyse yarım yüzyıllık başarısız ABD politikasına, çöken anlaşmalara ve bugünkü biçimiyle çok az kişinin öngördüğü bir savaşa yol açtı.
Daha faydalı soru, İran’ın ne istediğidir. Bu hükümetin değil, bu dini liderin değil; stratejik içgüdüleri devrimden çok önce şekillenmiş ve o günden bu yana her sistem değişikliğinden sağ çıkmış devletin ne istediğidir. Safeviler, Kaçarlar, Pehleviler ve İslam Cumhuriyeti aynı coğrafi ve tarihsel miras içinden hareket etti. Hükümetler değişti. Mantık değişmedi.
İran platosu batıda Zagros Dağları, kuzeyde Elburz Dağları ile çevrilidir. Dünyanın en yaşanması zor çöllerinden bazıları tarafından ikiye bölünür. Orta Asya, Güney Asya ve Ortadoğu’nun kesişim noktasında yer alır. Her büyük kara imparatorluğu onunla ilişki kurmak zorunda kalmıştır. Hint Okyanusu’na dönük emelleri olan her deniz gücü de onun güney ucundaki boğazı hesaba katmak zorunda kalmıştır.
Bu coğrafya hanedanlar boyunca tutarlı bir ders üretti: İçeriyi, yalnızca içeriyi savunarak güvence altına alamazsınız. Stratejisini plato ile sınırlayan yöneticiler sonunda onun parçalarını kaybetti. Dışarıya doğru güç yansıtanlar, platoyu hedef olmaktan çıkarıp bir merkez haline getirenler ise en çok dayanabilenler oldu.
Bu mantığın bugün en okunaklı hale geldiği yer Hürmüz’dür. Küresel petrol arzının kabaca beşte biri bu boğazdan geçiyor. İran, 2026 savaşının başında geçişi sınırlamak için harekete geçtiğinde, tek bir tanker durdurulmadan önce enerji piyasaları tepki verdi. Nükleer silahı olmayan ve ABD’yle boy ölçüşebilecek konvansiyonel bir orduya sahip olmayan bir ülke, yine de bulunduğu yer nedeniyle küresel piyasaları hareket ettirebilir. Bu coğrafi bir mirastır. Hükümet değişikliğiyle ortadan kalkmaz.
İran’ın stratejik davranışında, iktidarda kim olursa olsun, üç kanaat kendini gösterir.
Birincisi şudur: Zayıflık müdahaleyi davet eder. 1813 Gülistan Antlaşması ve 1828 Türkmençay Antlaşması, İran’ı Kafkas topraklarından mahrum bıraktı. 1907 İngiliz-Rus Sözleşmesi, İranlı yetkililere danışmadan ülkeyi nüfuz alanlarına böldü. O günden bu yana her hükümet bu olayları yapısal bir uyarı olarak okudu: Caydırıcılık yansıtamayan bir devletin egemenliği dışarıdan yönetilir. Nükleer program, bölgesel ağ ve füze cephaneliği, bir düzeyde, bu uyarıya verilmiş yanıtlardır.
İkinci kanaat şudur: Egemenlik pazarlık konusu değildir. 1890’ların başındaki tütün isyanı ve 1951’de Anglo-İran Petrol Şirketi’nin millileştirilmesi, birbirinden kopuk olaylar değildi. Bunlar farklı dönemlerde ortaya çıkan aynı refleksti. ABD’nin İran Büyükelçisi Richard........