menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Trump’ın Politikası Realizmin Kaba Taklidi, Eski Dağılıyor Ama Yeni Ortada Yok”

26 9
previous day

Trump dış politikası realizmin kaba ve indirgemeci bir taklidi görüntüsü verir durumda. Açık olmalı ki, sadece liberal kurumsalcılığa karşı olmak, bunun nişanesi olarak 66 uluslararası kuruluşun üyeliğinden çekilmek bir dış politika seçimleri kümesini realist yapmaya yetmez.

Mülakat: Cihat Arpacık

Dünya, kelimelerin hızla aşındığı bir yer haline geliyor. “Gerçekçilik” artık çoğu zaman gerçeği görmekten çok, yapılanı mazur göstermek için kullanılıyor. Güç, çıkar, güvenlik gibi kavramlar, birer analitik araç olmaktan çıkıp siyasetin kolaycı gerekçelerine dönüşüyor. Bu röportaj, tam da bu noktada, gürültünün içinden bir soru sormaya çalışıyor: Gerçekten neyi “realist” diye adlandırıyoruz? Realizm, iddia edildiği gibi güçlünün ahlaki dokunulmazlığı mı, yoksa tam tersine gücün sınırlarını hatırlatan bir uyarı geleneği mi? Prof. Dr. Ahmet Kasım Han’la yaptığımız bu söyleşide karşımıza çıkan tablo iyimser olmasa da net.

“REALİZMİN DERİNLİĞİNİN FARKINDA OLUNMADIĞI İÇİN BU ZENGİN KURAMSAL PERSPEKTİF YERSİZ KULLANILARAK ÖRSELENİYOR”

“Uluslararası ilişkiler literatüründe realizm çoğu zaman güç, çıkar ve çatışma kavramlarıyla özdeşleştirilerek ele alınıyor. Sizce realizm nedir ve ne değildir; özellikle bu yaklaşımın felsefi kökenleriyle bir uluslararası ilişkiler kuramı olarak taşıdığı anlam arasında nasıl bir ayrım yapmak gerekir?”

Realizmin iki yönü var, ilkin, insan doğasına dair oldukça şüpheci kimi temel varsayımlardan yola çıkan asgari 26 asırlık bir felsefi gelenektir. Bunun ötesindeyse realizm, bir uluslararası ilişkiler kuramıdır ve bu haliyle de temel bazı ilkeleri mevcut. Rafine bir realist, kavramın genelde anlatıldığı ve anlaşıldığının aksine, uluslararası ilişkilerde iş birliği davranışını bütünüyle yok saymak suretiyle, uluslararası ortamın kesintisiz bir çatışma alanı teşkil ettiği iddiasında bulunmayacaktır. Yaklaşımı, iş birliği davranışının bir norm olmadığı ile sınırlı kalacaktır. Yine kendi kendine yeterliliğin esas olduğu, “her koyunun kendi bacağından asıldığı” bir sistem olarak uluslararası ilişkilerin yapısının anarşik olmasının paradigmatik karşılığının, anarşiye bir ilke olarak değil bir “kapsam koşul”, kuramın hangi bağlamlarda, geçerlilik alanında çalıştığını belirleyen “genelleştirme sınırları” olarak muamele edilmesini gerektirdiğinin farkında olacaktır. Bu kapsam koşulu yaratanınsa devletlerin iç siyasal düzenlerinin aksine uluslararası ortamda bir merkezi otoritenin bulunmaması olduğunu, bu durum değişirse “anarşik toplumsal yapının” sorgulanması gerekeceğini bilecektir. Dahası, anarşinin devletlerin dış politikasını belirleyiş biçiminin, aktörlerin anarşiye verdikleri politika tepkisinin yönetim biçimi gibi etmenlere göre değişiklik gösterebileceğinden haberdardır. Veya karar alma pratiğine taşındığı haliyle akılcılığın koşullarla, aktörlerin yapı ve anlayışlarıyla kısıtlı olduğunun ayırdında bulunacaktır. Daha önemlisi realizmin bir uluslararası ilişkiler kuramı olarak, gücü kutsamaktan ziyade, gücün hesapsız kullanımı sonucu yaşanan acıları mümkün mertebe engellemeye veya etkilerini azaltmaya dayalı bir yaklaşımının bulunduğunu, amoral olmadığını, tam tersine moraliteyi bu noktada aradığını anlayacaktır. Bu bağlamda örneğin klasik, geleneksel realizmin babası sayılan Hans Morgenthau’nun Vietnam Savaşı’na açıkça ve yüksek sesle karşı çıkmış, savaşı açıkça ve kıyasıya eleştirmiştir. Kendisini realist olarak nitelendiren ABD kökenli uzmanların büyük çoğunluğu da 2003 Irak Savaşı’na karşı çıkmış ve bütüncül olarak o günlerin geçer akçesi olan “teröre karşı savaş” kavramsallaştırmasını reddetmişlerdir.

Kanaatimce realizmin özetlemeye çalıştığım bu derinliğinin farkında olunmadığı için bu zengin kuramsal perspektif fazla sık ve yersiz kullanılarak örseleniyor. Güç, çıkar gibi kavramlara sıklıkla referans verilmesinin, dünyanın tehlikeli bir yer olmasının yarattığı gerekliliklerin dış politikada ideallere yer bırakmadığı yönündeki yaklaşımlara atıfta bulunmanın, bir ülkenin uluslararası ilişkilerinde yapılan politika seçimlerini “realist” olarak nitelemeye yetmediğini bilmek gerek. Muhakkak ki siyasi, askeri, ekonomik veçheleriyle “güç” kavramı uluslararası ilişkilerde merkezi konumda. Fakat belirttiğim çerçeveyi dikkatten kaçırarak güç kavramını, adeta ezberden cümlelerin içine sokuşturmak, “Realist” olma iddiasındaki analizleri ve dış politika seçimlerini daha kaliteli ya da daha sonuç alıcı kılmıyor. Yine de bu haliyle realist kurama uyumlu olduğu iddiasındaki yaklaşımlara; veya uluslararası ortamda gerçekleşen herhangi bir eyleme ilişkin tahlillerini realist paradigma çerçevesinde akıl yürüterek gerçekleştirdikleri iddiasındaki söylemlere sık rastlıyoruz. Zira, realizmin, neredeyse karikatürleştirilmiş o en ham haliyle bunu yapmak entelektüel olarak masrafsız, siyasi olarak da kolay. Bana öyle geliyor ki tek başına realizmin semantik karşılığının barındırdığı “gerçekçilik” ögesinin dahi bir aklayıcılığı, bir meşrulaştırıcılığı olduğuna inanılıyor. Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, ideal koşullarda ve kurama en bağlı biçimde dahi alınsalar, bu mânâda “gerçekçi” (realist) bir yaklaşımla alınan kararlar “akılcı” (rasyonel) sonuçların garantisi değildir.

Siyasetçiler de analistler de güç, çıkar, güvenlik kavramlarını, bir ölçüde doğal olarak, kullanışlı buluyorlar. Zira bu grupların ilki bakımından söz konusu “gerçekçilik”, aldıkları kararlarda ulusal çıkarları önceliklendirme iddiası gibi siyasal konsolidasyonu kolaylaştırıyor. İkinci grup açısındansa kolaycı ve çoğunlukla kolay anlaşılır, bu haliyle de genellikle popüler olmaya elverişli manzumelerle ortaya çıkmayı mümkün kılıyor. Davranışlarının temelini realizme, güç, çıkar ve güvenlik arayışına dayandırdığı iddiasındaki aktörler, bunlar ister bireyler ister devletler olsun bu bakımdan realizmi kullanışlı buluyor. Bunları açıklayan uzman, kanaat önderi ve kimi zaman da akademisyen kitle de aynı kolaycılığın gemisine binip bu açıklama çerçevesini kuvvetlendiriyor, yaygınlaştırıyor, geçer akçe haline getiriyorlar. Bana sorarsanız bu doğru ve isabetli bir yaklaşım değil.

“TRUMP DIŞ POLİTİKASI, REALİZMİN KABA VE İNDİRGEMECİ BİR TAKLİDİ”

Realizmin kuramsal gerekleri ve tarihsel tecrübesi ışığında Trump’ın dış politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz; Trump politikaları, realist politikalar mı?

Trump’ın dış politikasına bu perspektiften baktığımda buna “realist bir dış politikadır” dememe pek imkân yok. Trump’ın dış politikası söylem düzeyinde realist ilkeleri yankılayan bir hava taşımakla birlikte, uygulama biçimi ve tutarlılığı bakımından realizmle bütünlüklü ve sistematik anlamda örtüşmüyor. İlkin Avrupa Birliği ve NATO ilişkilerinde, realizmin, akılcı maliyet paylaşımı, rakipleri caydırma ve denge kurma aracı olarak kıymet verdiği ittifakları hoyrat biçimde görmezden geliyor. Grönland özelinde bir başka NATO ülkesi olan Danimarka’yı tehdidi bu tutumun açık yansıması. Dahası ABD iç politikasında tuttuğu konumdan beslenen biçimde ideolojik olarak Avrupa ülkelerinin iç siyasetine müdahil olarak kendi ülkesinde dahi tartışmalı olan bir siyasi tutumu ideolojik, normatif bir dış politika yaklaşımına çeviriyor. Bu tam olarak realist kuramcıların aksini salık verdikleri bir tutum. Dahası realizm tehditlerin gerçekçi biçimde tahlil ve tespitini gerektirir. Trump’ın, ABD ile mukayese edilebilecek tek nükleer güç olan ve açıkça üçüncü ülkelere karşı işgal ve toprak kazanımı niyetiyle hareket eden, bunu yaparken hedef aldığı ülkeler ABD ile yakın ilişkide olmak isteyen ülkeler olan Rusya Federasyonu’na karşı tavrı realist dış politikanın gerekliliklerinden ziyade II. Dünya Savaşı öncesi İngiltere Başbakanı Neville Chamberlein’ın izlediği “yatıştırma” politikasını andırıyor. Trump dış politikasının, seçmen tabanından da beslenen yapısı beyaz üstünlükçülüğüne, ahlaki üstünlüğe, muhafazakarlığın ABD’ye özgü bir versiyonuna dayalı görünüyor. “MAGA” sloganı özünde bunun bir özeti olarak da değerlendirilebilir. Bu türden bir ideolojik bakış ve kimlik temelli yaklaşım uluslararası gelişmeleri değerlendirmekte, uluslararası ortamın yapısı ve dinamiklerinden, doğal bilgi asimetrilerinden ve güven eksikliğinden kaynaklanan akılcılık, nesnellik kısıtlılığını katlayarak artırıcı etki sahibi. Venezuela politikası da dahil olmak üzere birçok alanda Trump dış politikası realist bakış açısının tavsiyesinin aksine iç politikadan........

© Perspektif