İran’ın savaşı, Türkiye’nin başağrısı |
Salı sabahı 02:00. Yine uykusuz geceler, rüyalarıma Tahran’ın üstünde uçuşan savaş uçakları giriyor. Trump ve Netanyahu’nun İran’a saldıracaklarından adım gibi eminim. İran’a yine öğrenci gösterileri başlayıp, ülkede döviz kıtlığı ve ticarette sorunlar yaşanırken, bu iki savaş hastası liderin yaralı avlarını rahat bırakacaklarını düşünmeyi abes buluyorum. İran sürekli nükleer silah edinmek istemediğini beyan ediyor, ama “resmen” ABD-İsrail’in istediği tek şey bu değil ki? Dolayısıyla bugün yapılacak görüşmelerden de bir şey çıkmayacak, sonra Trump her an saldırı kararı alabilir.
Ben yufka yürekli bir kulum, karıncanın dahi kılı incinsin istemem. Ama İran savaşı Türkiye için dev bir baş ağrısı anlamına geliyor.
Önce şu soruya cevap vereyim: İran çevre coğrafyasına yığılan belki de Vietnam Savaşı’ndan bu yana en dev ABD askeri gücüne rağmen niye pazarlığa yanaşmıyor? Çok haklı gerekçeleri var. Trump ve Netanyahu güvenilir muhataplar değil. Eğer ABD’nin istediği gibi nükleer zenginleştirme ve balistik füze programlarını sonlandırıp, bölgedeki vekillerini de beslemekten vazgeçerse tamamen savunmasız kalacak. Artık bir savaş iblisine dönen Netanyahu’nun bu durumdan yararlanmayacağını düşünmek biraz saflık.
Saldırıya müzakereler yoluyla engel olamayacağını kavrayan Tahran, ABD, İsrail ve onlara engel olmayan Arap devletlerini cezalandırmak için planlar yaptı. Hürmüz Boğazı deniz trafiğine kapatılarak küresel enerji ticareti %20 azaltılacak. Başta Katar olmak üzere bölgedeki ABD askeri tesislerine saldırı başlatılacak. Eğer çok sıkışırsa, Pers veya Arap Körfezi kıyılarına kümelenmiş Arap devletlerinin enerji üretim ve nakil tesislerini vuracak.
Yazının devamı için TIKLAYINIZ!