menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Barış” Hayali İçin Minik ve Muğlak, Fakat İktidarın Bekası İçin Devasa Bir Adım...

18 0
12.08.2026

Yasa tam bir hayhuy içinde Meclis’ten geçtiğine göre artık birkaç kelam etme zamanıdır.

İktidar ortağı ve MHP lideri Devlet Bahçeli, Ekim 2024’te DEM’lilerle tokalaşma ardından yaptığı konuşmada iki kelime telaffuz edince, ne yalan söyleyeyim, bir umut ışığı görmüştüm. Konuşmasında henüz “süreç”in adını koymamakla birlikte temel argüman olarak “Umut Hakkı” diyordu MHP lideri. 25 yılı aşkın süredir İmralı’da, uzun zaman dilimlerinde tecrit koşullarında yaşayan Öcalan’ın da adı geçiyordu, sözlerinde.

Bende ihtiyatlı bir beklenti yaratan da buydu. Çünkü 2013 yılında AİHM’in “Vinter Kararı”, müebbet gibi ağır ceza alan mahkûmların koşullarında, belli bir süre dolduğunda, düzeltmelerin yapılmasını bir “hak” olarak öngörüyordu.

“İhtiyatlı” dedim, çünkü 2024 sonbaharı itibarıyla soru işareti zaten yeterince büyüktü. Kavala, Demirtaş, Atalay, Yalçınkaya gibi AİHM kararlarında kılını kıpırdatmayan iktidar, nasıl olacaktı da bunları bir kenara iterek sadece Öcalan’a özel bir uygulamaya girişecekti?

İşin rengi kısa zamanda belli oldu. “Umut Hakkı” kavramı, ortaya çıkan kakofoni içinde gitgide eridi, çok geçmeden de unutuldu. Aslında bu, PKK ve DEM yönetimlerinin gözlerini boyamak için dikkatle tasarlanmış bir siyasi zokaydı.

Ötesi de geldi. Teklif Bahçeli’den geldiğine göre, akıl ve izanın egemen olduğu normal ortamlarda, asgari bir çatışma çözümü bilinci şunu söylerdi:

Teklif sahibi Bahçeli’nin diğer partilerle de bir ziyaret ve ikna trafiği başlatması.

Hayır, DEM öyle bir iştahlandı ki, üstüne vazife olmadığı hâlde, Meclis’te adeta (tabirimi mazur görün) bir mayın eşeği gibi partilerle diyalog görevini de üstlendi.

Bu noktadan sonra artık Cumhurbaşkanı Erdoğan da o kendine has dikkatli, ölçüp biçen tavrıyla devreye girdi. Çünkü anlaşılmıştı ki PKK/DEM cenahındaki heveskârlık ortada Kürt hak talepleri namına hiçbir “müzakere koşulu” bırakmıyordu.

Umut Hakkı olmasa da olurdu; Kürt hak talepleri de, ne vardı ki, başka bahara kalabilirdi, acelemiz neydi? Yeter ki “devlet”, DEM ve Kandil tarafından Türkiye Kürtlerinin tek ve tartışılmaz lideri olan “Önder” Apo ile konuşmaya devam etsin.

Ve DEM cenahında bakla son altı ayda ağızdan çıktı: Tek mesele Öcalan’ın statüsüydü, onun kararlarına itaatti.

Evvelki süreçlerde sütten ağzı yanan, “baldıran içme” aşamasında son anda vazgeçen Erdoğan bu sürecin modalitesini açıkça ortaya koydu: Öcalan’ın görevi PKK ve uzantılarını feshedip silahsızlandırmaktır. Şimdilik mesele bundan ibarettir.

Çünkü bu bir “win-win” değildir olmayacaktır; bir “win-lose” sürecidir; yani iktidar/devlet kazanacak, Kürt taleplerine ipotek koymuş olan PKK kaybedecek ve DEM bundan sonra iktidar bloğuyla ilişkilerinde “uysallaştırılacaktır” .

Silahlara veda tartışılmaz biçimde olumlu bir gelişmeydi, tabii ki bitmeliydi. Buna kimsenin itirazı yoktu; benim asla yok, ama şu sıralarda argümanlarını sadece bu durumu “barış” gibi muğlak ama delik deşik bir kavram şemsiyesi altına sığınıp anlatarak kestirip atanların girmediği bir soru açıkta kalıyordu:

Dediğim dedikçi ve yaptığım yaptıkçı, maksimalist bir lider olarak Erdoğan’ın bu “süreç”le ilgili nihai niyeti........

© Para Analiz