Çetin Ünsalan: Ülkenin dövizle imtihanı
Ülkenin dövizi sabit tutup, ekonomide algı yönetmek, bunun için de 44 rakamına iki katına çıkan faiz ödemesi ve bütçe açığını tercih etmek gibi akıl almaz bir yöntemle idare edildiği günümüzde, zaten sıkıntılı olan bu yapının, son gelişmelerle birlikte önümüze yeni riskleri koyduğunun ipuçları gelmeye başladı.
Serseri paranın bile güvenli limana doğdu yönelik iki hafta içinde 15 milyar doların ülkeye terk ettiğini, çıkışları dizginlemek için 128 milyar dolar harcanmasından ders alınmadığını, altın rezervlerindeki değerlemeyle fiktif rezerv artışı yaşandığını gelişmelerin deşifresini iyi yapan herkes görüyor.
Elbette bizlerin gazeteci olarak ya da finansal okuryazarlığı olan vatandaşlar olarak gördüğümüzü, zaten işi finans olan ve fon yöneten insanlar çoktan görmüş vaziyetteler. Bu nedenle de açıkları finanse etmekle ilgili sorunlarımızın büyüyeceği gerçeği sürpriz olarak önümüzde durmuyor.
Buna karşılık şirketlerden ülkenin pozisyon açığına kadar açıkların sürekli arttığını görüyoruz. Cari açık finansmanı hesaba katılmaksızın, finans dışı sektörlerin, yani reel sektörün Ocak 2026 itibariyle döviz pozisyon açığı 198 milyar dolar seviyesine yaklaştı.
Vadesine bakılmaksızın kısa vadeli borç ödemesi için bulunması gereken miktar ise 240 milyar dolara koşuyor. Ülkenin genel tablosuna baktığınızda yurtdışı pozisyonu da eksi 345 milyar dolar.
Borçlarımıza baktığımızda ise yarıya yakınının dolar, önemli bir bölümünün avro, çok küçük bir kısmının TL ve diğer başlıklardan oluştuğunu görüyoruz. Bu işin bulmamız gereken para kısmı, yani gider.
Gelirlerimizi incelediğimizde ihracat ve turizm başlığı öne çıkıyor. Her ikisinin de çok tatlı bir sene geçirmeyeceğini bugünden öngörmek mümkün. Fakat ikisine de ‘her şeye rağmen gelir’ baskısının yapılacağı da açık.
Yani gelir getiremeyen ya da getirmek için de çok ciddi riskler üstelenen bir yapıdan bahsediyoruz. Bu fotoğrafın bize anlattığı, şayet bir mucize olmazsa iki alternatifin önümüzde olduğu gerçeği.
Ya kontrolü elden kaçırarak, bir döviz / TL kırılmasına neden olacağız ya da tabelayı aynı tutmak uğruna, teşbih yerindeyse TL yakarak bütçe açığını ve faiz giderlerini patlatacağız.
Şimşek yönetimindeki ekonomi kurmaylarının kur ile ilgili saplantılarını biliyoruz. Buradaki bir oynamanın algıda bozulmaya neden olacağına inanıyorlar. Ayrıca bu tip bir düzeltme zaten tek sermaye girişi olan carry trade ile ani vedalaşmalara da neden olabilir.
Demek ki düz mantık kurarsak, tabelayı aynı tutmak için daha fazla TL yakmak, açıkları da vatandaştan tahsil etmek yoluna gitmeyi deneyecekler. Bunun da çöken satın alma gücü ile firmaların sermaye erimesi gerçeğini dikkate alırsanız, geriye kayıt dışı ekonominin arttığı ya da tahakkuk / tahsilat oranlarının çöktüğü bir ihtimal beliriyor. Çık çıkabilirsen işin içinden.
