Erbakan neyi gördü Erdoğan niye göremiyor: Türkiye'nin kronik hatası |
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz dedi ki:
-“Bir toplum hem yaşlı hem yoksulsa bu tam bir felaket. Yaşlanmadan zenginleşmemiz lazım.”
Çeyrek asırdır ülkeyi yöneten kadroların “zenginleşmek için genç nüfus” uyarısı, demografiye indirgenmiş hayli yüzeysel yaklaşımı yansıtıyor…
Asıl belirleyici olan, nüfusun eğitim ve üretkenlik düzeyi ile hangi üretim modeline yönlendirildiği değil mi?
Düşük katma değerli, emek yoğun ve dışa bağımlı üretim mi? Yoksa yerli kapasiteyi güçlendiren, teknolojiye, inovasyona ve verimliliğe dayalı yüksek katma değerli üretim mi?
Yanıtını Necmettin Erbakan üzerinden vereyim:
İTÜ/İstanbul Teknik Üniversitesi’nden 1948’de mezun oldu, asistan olarak girdiği Motorlar Kürsüsü’nden doktora yapmak için Almanya gönderildi.
Aachen Teknik Üniversitesi doktorasını yaptı. Başarılı bulunup Deutz AG motor fabrikasından davet aldı. DVL Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı. Leopard tankının motor tasarımında görev yaptı. Vs.
1953’te Türkiye’ye döndü. 27 yaşındayken, İTÜ’de doçent oldu…
27 Mayıs 1960 müdahalesi 147 öğretim üyesini görevden aldı. İTÜ Motorlar Kürsüsü’nden Prof. Selim Palavan üniversiteden atılınca dersini Doç. Dr. Erbakan vermeye başladı…
Gelelim ana konumuza:
“ERBAKAN SANAYİ BAKANI OLUYOR”
Devrim, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla, Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda 129 günde üretilen, Türkiye’de tasarlanan ve üretilen ilk otomobil oldu…
Ardından İTÜ’de panel düzenlendi: “Türkiye’de otomobil sanayisi kurulabilir mi?
Cemal Gürsel’in de konuşmaları dinlediği panelde üç isim konuşacaktı:
-İ.Ü. İktisat Fakültesi’nden Doç. Mükerrem Hiç…
-İTÜ Motor Kürsüsü başkanı Prof. Hikmet Binark…
İlk iki konuşmacı, Türkiye’de otomobil üretimin rantbıl/verimli olmayacağını söyledi.
Cemal Gürsel konuşmaları dinledikçe yüzü asıldı…
Son konuşmacı Erbakan söze şöyle başladı; “Hocalarım kusura bakması onlara katılamayacağım.” Almanya’daki Volkswagen örneğini anlattı. Hocalarının “ülkemizde yan sanayi” yok gibi sözlerini çürüttü.
Cemal Gürsel’in gözleri parıldadı. Panelden sonra Erbakan’ı odasında ziyaret ederek üç saat sohbet etti. Erbakan, beş yıl önce faaliyete soktukları, iki yüz ortaklı Türkiye’nin ilk dizel motor üreticisi olan Gümüş Motor pratiğini anlattı...
Günler sonra İTÜ’de rivayet dolaştı; “Erbakan Hoca sanayi bakanı oluyor.”
Öğrenciler söylentiyi Erbakan’a sordu, güldü yanıt vermedi.
Hemen arkasından, aralarında sanayi bakanının da olduğu sekiz bakan istifa edince İTÜ’lüler “hocamız bakan oluyor” diye sevindi…
Bekledikleri olmadı; İş Bankası/Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikaları genel müdürü Şahap Kocatopçu, Sanayi Sanayi Bakanı yapıldı. (Kocatopçu, neoliberalizmin hayata geçirildiği 12 Eylül 1980 askeri darbesinde de aynı bakanlığa getirildi. Keza: İstanbul Sanayi Odası kuruluşunda yer aldı, yönetim kurulu başkanı oldu. Aynı başkanlığı işverenler örgütü TÜSİAD ve TİSK’te de yaptı. Vs.)
AKP’NİN KAVRAYAMADIĞI GERÇEK
Erbakan, İTÜ’de 1965’te profesör oldu. Ancak iki yıl sonra, Gümüş Motor pratiğini yaygınlaştırmak için Anadolulu iş adamları desteğiyle Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği genel sekreteri oldu. Hedefi milli sanayi kurulmasına öncülük yapmaktı…
İlk iş olarak; döviz dağıtımına, çalışma ve kullanımın kayıt altına alındığı kontrol sistemi getirilince, polis zoruyla birlikten atıldı! Çünkü, başta İstanbul olmak üzere, devlet eliyle zenginleşen bazı iş çevreleri, keyfi biçimde döviz almaya alışmıştı…
Erbakan siyaseti dönüştürmeden milli sanayinin kurulamayacağını kavradı. (Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde iki kez kısa dönem bakanlık yapan Mustafa Şeref Özkan ile ilgili dünkü yazımı lütfen bir daha okuyunuz…)
Türkiye’de “devletçilik” kavramının içi daima boşaltıldı: Kamunun üretici, dengeleyici ve toplum yararını önceleyen rolü sürekli geri plana itildi. Devlet, geniş toplum kesimlerinin refahını artıran araç olmaktan çok, belirli çevrelerin zenginleşmesine hizmet eden mekanizmaya dönüştürüldü!
Böylece devletçilik anlayışından halkçılık unsuru ayıklandı; kamusal çıkar ile özel çıkar arasındaki denge bozuldu.
Başta akademi ile basın, devletçiliği “yasakçılık”-“müdahalecilik” olarak sundu.
Böylece, devletin planlayıcı, yönlendirici ve stratejik sektörlerde öncü olma işlevini görünmez kılındı.
Oysa devletçilik, üretimi geliştiren, toplumsal adaleti gözeten ve uzun vadeli kalkınmayı hedefleyen yaklaşım…
Ne yazık ki her “iki mahallenin” mensupları, yaşam tarzı ve kimlik temelli meseleleri ana tartışma başlığı yapmayı bugün hâlâ sürdürüyor.
Bakınız: Kültürü asıl biçimlendiren, toplumun ekonomik yapısı ve üretim ilişkileridir. AKP’nin bugün ülkede olup-biteni kavrayamamasının ana nedeni budur.