Çürümenin üç yüzü: Hırsız... Korku... Biat... |
Türk siyasi hayatı, yarım asırdır bazı kelimelerin gölgesinde ilerliyor. “Hırsız” bunların başında geliyor…
Ama bu kelimenin gerçek anlamı bilinmiyor. Sanıldığı gibi sadece “çalmak” anlamına gelmiyor!
Arapçadaki kökü “hırs” kelimesi... Hırs burada; açgözlülük, doymazlık, başkasının hakkına göz dikmek demek...
Yani, “hırsız”, aslında yalnızca mülk-para çalan kişi değil; doymayan, sürekli isteyen, güce el uzatan tamahkâr…
Bu yüzden kelime sadece hukuki değil, ahlâki anlamda taşıyor…
İşin ironik tarafı burada ortaya çıkıyor: “Hırsız” kelimesi ilk bakışta, Türkçedeki “-sız” ekinden dolayı “hırstan yoksun” gibi anlam çağrıştırıyor! Oysa kelimenin kökü tam tersini anlatıyor…
Buradaki mesele, hırsı olmayan biri değil, hırsına yenilen insan: Gözü doymayan, başkasının hakkına el uzatmayı kendinde hak gören karakter tipi…
Bu yüzden “hırsız” kelimesi tarih boyunca sadece polisiye suç tanımı olmadı. Aynı zamanda ahlâki yargı taşıdı: “Hırsızlık”; güveni, hakkı, emeği, vicdanı da çalmak...
Söyler misiniz bugün dillerden düşmeyen asıl “hırsız” kim? Bir bakın çevrenize…
Türk siyasi hayatında diğer belirleyici kavram ise “korku”…
Kavram Türkçenin en eski hafızasından bugüne taşındı. Eski Türkçedeki “kork-” fiiline dayanıyor. Anlamı yalnızca “ürkmek” değil, geri çekilmek, sakınmak, tehlike karşısında sessizleşmek…
Korku, insanlık başlangıcında hayatta kalma refleksi, insanı hayatta tutan içgüdü........