We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bu derece vasatlık can yakıcı

314 0 0
23.07.2021

Saadet Partisi'nde tartışma yaratacak fotoğraf: O isim Erdoğan'ın uçağında

Fırtına öncesi büyük sessizlik… Amerika Türkiye’den ne istedi

"Bulu'nun morali çok bozukmuş, Türkiye'den ayrılmayı düşünüyormuş"

"Çıkarınız için Siyasal İslam’a yanlayan bir liboşsunuz"

Kıdem tazminatında sessiz sedasız değişiklik

CHP ve İYİ Parti arasında kavga

Sahte hâkim, savcı kocasını da kandırdı

Bilim Kurulu üyesi Aktaş: Böyle bir yöntem yok

Adil Öksüz'ü serbest bırakan hakim konuştu

Zirve iptal edildi

Türkiye'deki böcekler nasıl bulunmuştu

"Türkiye’deki yönetimin ne konumda olduğunu..."

Dönenlerin sayısı dudak uçuklattı

Bu derece vasatlık can yakıcı

Soner Yalçın yazdı: Bu yazımı daha önce yaz­dım. Tekrarlamamın sebebi: Kimi çok bilmiş “aka­demisyenlerin”- “doktorla­rın” okulda öğrendikleri müf­redatı sorgusuz sualsiz doğru bilip bizlere dayatmalarıdır. Bir düşünce portresinin yazılabildiğine kafa yorma­malarıdır. Ezberi, tekrar etmeleridir. Felsefesiz düşünmeleridir…

23.07.2021 07:28

12 Eylül 1980 darbesi­nin ilk yasakladığı kitap -kaç sol kuşağın elinden düşürmediği- “Felsefenin Temel İlkeleri” oldu!

Yazarı, Macar kökenli Fransız felsefesi Georges Politzer (1903-1942) idi. Fransız Komünist Partisi üyesi idi; ve partinin “Pa­ris İşçi Üniversitesi” öğ­retmenlerindendi…

Nazilerin Fransa'yı işga­linde gizli direnişe katıldı; eşi Mai ile 1942'de tutuk­landı. Kurşuna dizildi. Mai de bir yıl sonra Aus­chwitz kampında öldü…

Georges Politzer'in kitabı, 1935-1936 yılları arasında verdiği felsefe dersleri­nin öğrencileri tarafından alınan notlara dayanıyor.

Marksist diyalektiği anlatıyor kitap: “Her şey birbirine bağlıdır”…

-“Karşıtlar çatışma halin­dedir ve değişmeler bu çatışmalardan doğar; böy­lece değişme, çatışmanın çözümüdür…”

-“Sınıf çıkarları yüzün­den burjuvazi, gittikçe gerçeğe sırt çevirir…”

-“Bizim edindiğimiz yaşam anlayışının ilk öğeleri, eğitimimiz-öğre­nimimiz bize yanlış bir bilinç verir…”

-“Dünyayı olduğu gibi gerçek yüzüyle görmek di­yalektik materyalizm­dir. Diyalektiğe göre hiçbir şey bitmiş, tamamlanmış biçimde bulunmaz; her şey, her zaman bir sü­recin sonu ve başka bir sürecin başıdır…”

Elbet bu girişi yapmamın sebebi var…

Konuyu, Korona virü­se getireceğim!

KAPİTALİZM- TIP İLİŞKİSİ

Büyük filozof Sokrates dedi ki:

-“Felsefe, neleri bilme­diğini bilmektir.”

Gençliğimde elimden düşürmediğim kitabın yazarı Georges Polit­zer'den analitik düşünme yapısını öğrendim…

Bir başka Fransız felsefeci ise sağlığa-tıbba bakı­şımı kökten etkiledi: Mi­chel Foucault (1926- 1984)…

Yerleşik- alışıldık düşünce kalıplarına karşı mücadele veren filozof idi.

Siyasal ilişkileri salt ideolojiler-propaganda­lar üzerinden düşünme­nin yüzeysel olduğunu ileri sürerek, fikir hayatına yeni kavramlar kazandırdı. “Biyo-politika” bunlardan biri oldu…

“Biyo-politikanın” be­deni, siyasal hedeflerin aracı haline getirdiğine dikkati çekti. Kapitaliz­min, tıp-sağlık üzerinden denetim sağladığını; insan bedeni üzerinden güç elde ettiğini ve toplumla­rı-ülkeleri kendine mecbur ettiğini-yönettiğini belirtti.

Bu amaçla… “Kliniğin Doğuşu-Tıbbi Algının Arkeolojisi” gibi eşsiz eser yazdı:

-Hayat, hastalık ve ölüm, artık teknik-kavramsal bir üçleme biçimini aldı. Haya­tın içine hastalık kor­kusunu, hastalığın içine de ölümün yaklaşan varlı­ğını yerleştiren çok eski inançların sürekliliği parçalandı

-Uygarlıktan önce insan­lar, sadece en basit ve en kaçınılmaz olan hastalıklara yakalanmışlardı. (Onlarda daha sonra o karışık, kar­maşık, değişken sinir has­talıkları dayatıldı. -“Kişinin koşullara göre yetişme­si ve bireyin çevresindeki toplumsal ağın daralmasıyla ilişkili olarak, adeta sağlık da giderek bozuldu…

İKTİDARIN NESNESİ: BEDEN

Michel Fouca­ult, 1961'de yayınladığı (ki bizde 1992'de yayın­lanan) “Deliliğin Tari­hi” kitabıyla başladığı uzun yolculuğunu “Hapishanenin Doğuşu”, “Cinselliğin Tari­hi” eserleriyle sürdürdü…

“Biyo-politikanın” disip­linli ve kontrollü “mo­dern devletin”/“modern kapitalizmin” doğuşuyla başladığını açıkladı:

-“Beden artık iktidarın nesnesi oldu.”

Yaşam, armağan değil, mülktü…

-“Toplumun bireyler üze­rindeki denetimi yalnızca bilinç veyahut ideoloji vası­tasıyla değil; aynı zaman­da beden içerisinde ve bedenle birlikte gelişir. Ka­pitalist toplum için her şeyden daha çok önemli olan biyo-politikadır, biyolojik olandır, bedensel olandır, maddi olandır. Beden bi­yo-politik bir gerçekliktir, tıp ise biyo-politik strateji…”

Yani…

Biyo-politika, kapitaliz­min beden üzerinde yü­rüttüğü kullanım, tahakküm ve denetim stratejisiydi…

Korona virüs ile yaşa­nanları bu felsefi görüş açısıyla niçin değerlendiril­mez? Modern kapitalizmin yükselişiyle birlikte (Rockefel­ler vd. eliyle) tıp dönüştü­rüldü. Bedenler üzerinden insanlar ele geçirildi. “Kara Kutu” işte tam bunu anla­tıyor; “tıbbın soy kütüğünü” çıkarıyor.

Nietzsche diyor ki:

-“Yaptığınız işin felsefesini bilmezseniz-yapmazsanız yalnızca teknisyen olarak kalırsınız.”

Bunu bizim çoğu dok­tora anlatamadım bir türlü. Hâlâ bana “Sen doktor musun ki bu konuları yazıyorsun” diyen var!

“Bir toplumun bilgi, kültür ve ahlak seviyesini o top­lumun iktisadi temeli belirler!” Ki bunlar okulda öğretilmez…

Bu yazımı daha önce yaz­dım. Tekrarlamamın sebebi:

Kimi çok bilmiş “aka­demisyenlerin”- “doktorla­rın” okulda öğrendikleri müf­redatı sorgusuz........

© OdaTV


Get it on Google Play