Şiddeti yumuşatmadı, kimseyi aklamadı... Gri alanın bedeli: Sakıncalı
Biri final yaptı. Diğeri biraz toparladı. Ev ahalisini izlediği iki dizi. Rüya Gibi, biraz toparlar gibi. Yüzde 4’lerin üzerine çıktı. Yapım tarafı; “Devam edecek çünkü zaten reytingler de onu gösteriyor, yayıncı kanalı zaten sonuna kadar arkasında duruyor, bütün oyuncular çok hevesli ve oynadıkları rolden, işten çok memnunlar inanılmaz birbirine bağlı, birbirini seven, çok pozitif bir ekip” yorumu geliyor. Hatta şöyle bir iddia da söyleniyor; "Dizi gerçekten tahminlerin ötesinde bir yere gelebilir”.
Rüya Gibi, Seda Bakan’ın ironik mesafeli ana karakteri, Uğur Güneş’in ciddi ama yer yer boşa düşen erkek figürü, Şebnem Bozoklu’nun absürt sınırda gezinen karakteri ve Ahsen Eroğlu’nun iki ton arasında gidip gelen duruşu, diziyi klasik melodramdan ayırıyor ve özel kılıyor. Devrim Yakut (Hayriye), Celil Nalçakan (Tarık), Menderes Samancılar (Deli Muhittin) ile ayrı ayrı hikayelerini bu mizahi çizgide izleyiciye veriyorlar. Umarım devam eder.
SAKINCALI: GRİ ALANIN BEDELİ
Sakıncalı, “sakıncalı” sayılan insanları merkeze alan, güvenli ahlak çizgilerini özellikle reddeden bir dramdı. Kahraman yaratmadı; geçmişiyle boğuşan, hatalarıyla yaşayan gri karakterler anlattı. Şiddeti yumuşatmadı, kimseyi aklamadı, hikâyeyi romantize etmedi.
Bu tercih diziyi farklı kıldı ama zor da yaptı. İzleyiciye “haklı kim?” cevabını vermeyince bağ kurmak güçleşti. Sakıncalı, kötü olduğu için değil; konforsuz olduğu için erken final yapan dizilerden biri olarak kaldı. Yapım tarafının “Bu denek sisteminde bu tarz yapımlar tutmuyor” sözünü de bir kenara yazmak lazım. Bu arada bazı eleştiriler de vardı izleyiciden; Özge Özpirinçci rolüne uygun ama sürekli yüksek dramatik ton performansı yordu, Salih Bademci; güçlü oynadı fakat benzer sert erkek karakterlerinden ayrışamadı, Nihal Yalçın; karakterine ağırlık kattı ama hikâye içinde yeterince açılmadı, Olgun Toker; ise yan rolde etkili olsa da dramatik derinlik kazanamadı. Beş bölümde final olmamalıydı. Bu senenin farklı işlerinden biriydi.
RAHATSIZ EDİYOR AMA YABANCISI DEĞİLİZ
Yıl biterken “Bu sene televizyondaki önemli olaylar” sıralamasında birinciliğe aday bir olay oldu; Jasmine dizisi. Dizinin ilk bölümünü izledim. Kalp hastası erkek kardeşi tarafından pazarlanan genç bir kadının hikâyesi. Rahatsız edici mi? Evet.
Ama böyle hayatlar yok mu? Var.
Üstelik ekranda da yeni değil. Gündüz kuşağında, kızını para karşılığı veren babaları, tehdit edilen, zorla evlendirilen genç kadınları yıllardır izliyoruz. Açık kanal dizilerinde yasak ilişkiler, gizli çocuklar havada uçuşuyor.
“AİLE YAPISI” TARTIŞMASI YANLIŞ YERDE
Bu tür hikâyeler aile kurumunun yapısına ters. Ama bu durum Türk’e özgü değil. Başına hangi ülkeyi koyarsanız koyun, ortada bir şiddet ve sömürü hikâyesi var.
Asıl mesele, bunun neden ve nasıl anlatıldığı.
DERT Mİ VAR, SAHNE Mİ
Dizi burada muğlak kalıyor.
Bu geçmişle yaşayan bir genç kadının dramı mı anlatılıyor, yoksa akılda birkaç sahne bırakmak mı hedefleniyor? Erotizm mi önde, yoksa yaşanan bir trajedi mi?
İlk bölüm itibarıyla cevap net değil. Dizinin bir derdi olup olmadığı sorusu havada asılı duruyor.
OYUNCULUKLARA KISA BİR NOT
Kadın başrol Asena Keskinci, konservatuvar mezunu. Zor bir rol. Ancak yer yer karakterden çok, bu rolü izleyiciye kabul ettirmeye çalışan bir oyuncu hissi veriyor.
Burak Can Aras’ın canlandırdığı abi karakteri ise daha sahici. Sertliği, çürümüşlüğü ve altındaki “insanlık hâli” daha inandırıcı.
RTÜK VE PLATFORM MESELESİ
Bu bir platform dizisi. Parasını veriyoruz, çocuk kilidi var. Beğenmeyen........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Grant Arthur Gochin
Daniel Orenstein
Beth Kuhel