We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

“Monşer” söylemi nasıl durdu...

9 7 2
26.09.2021

Nurzen Amuran - Bu hafta okuduğum, aydınlandığım, bilgi dağarcığımı zenginleştiren bir kitaptan söz etmek istiyorum: ”DIŞ POLİTİKA ANILARI”. Emekli Büyükelçi Numan Hazar, görev yaptığı süre içinde gittiği ülkeleri ve o ülkelerle kurulan ilişkileri kaleme almış. Kitap, kuşkusuz dünya politikasıyla gizli bir mücadelenin nasıl ince ince ilmik ilmik bir zeka ile oluşturulduğunun kanıtı olmuş. Sözgelimi, kitapta Yazar’ın, ABD’de bulunduğu dönemlerde, Ermeni diasporasına karşı lobi faaliyetlerinin etkinliğini sağlayacak örgütlenme hazırlıkları ve alınan kararlar; klasik İngiltere ve Almanya ilişkilerindeki çıkar çatışmaları, yol açtığı sorunlar; İslam ülkeleriyle yürütülen ilişkilerdeki denge; Afrika ülkeleriyle başlatılan işbirliği çalışmalarının ince ayrıntıları ele alınmış. Kitabı okuduktan sonra “Monşer” olmanın kolay olmadığını görüyorsunuz. Sayın Numan Hazar bu hafta konuğumuz.

Sayın Hazar, bugün sizinle dünyayı ve Türkiye’yi konuşalım istiyorum. Önce kitabınızdan birkaç anekdot üzerinde duralım. Daha sonra bugüne dönelim. Anılarınızda benim ilgimi çeken bölümlerden en önemlisi İslam ülkeleriyle yürütülen ilişkilerde dengeyi korumak için verdiğiniz çaba. Afrika göreviniz sırasında yaşadıklarınız benim merak ettiğim pek çok sorunun yanıtını içeriyor. Elbette en gururlandığım konu ise Mustafa Kemal Atatürk’e duyulan hayranlığın Afrika ülkelerindeki yansıması.. Atatürk’ün kendi döneminde inşa ettiği dünyada barış ve özgürlük idealinin meşalesini, bugüne kadar sizler Dışişlerinde görev alanlar olarak söndürmediniz. Dış politikanın emek isteyen hedeflerini korumak ve sürdürmek, günlük siyasetin malzemesi olmaktan çıkarmak, Türk devleti adına karar vermek, ülkenin geleceği için önemli. Kitabınız bir kez daha düşündürmeli karar vericileri. Monşer söyleminin önemi üzerinde durmuştum. Anılarınızdan yola çıkarak bugüne gelelim: Cumhurbaşkanı Vekili Çağlayangil’in ‘Monşer’ söylemiyle ilgili sözleriyle başlayalım sohbete. Neydi o açıklamalar?

Numan Hazar - Cumhurbaşkanlığında çalıştığım dönemde kendisini yakından tanıdığım 6. Cumhurbaşkanımız Fahri S. Korutürk önemli ve değerli bir devlet adamı idi. Öte yandan, onun 6 Nisan 1980 tarihinde görevini tamamlamasından sonra 12 Eylül 1980 tarihine değin Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil’in Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmıştım. Uzun yıllar Dışişleri Bakanı olarak görev yapmış, engin deneyime ve gerçek bir devlet adamı niteliklerine sahip olan Çağlayangil, bu görevi sırasında maiyeti ile ara sıra sohbetlerde de bulunurdu. Bu sohbetlerden birinde, Dışişleri Bakanı iken, Adalet Partisi Senatör ve Milletvekillerinin Büyükelçilerimizin ve kariyer diplomatlarımızın ailelerinin belirli bir zümreye mensup oldukları yolunda kendisine şikâyette bulunduklarını söylemişti. Bunun üzerine Bakanlık Personel Genel Müdürünü çağırarak kendisinden tüm diplomatlarımızın babalarının meslekleri hakkında bir rapor verilmesini istediğini ifade etmişti. Sonuçta kendisine sunulan raporda tüm Büyükelçi ve diplomatlarımızın babalarının işçi, kır bekçisi, bakkal, memur, subay, özel sektör mensubu olduğu gibi Türk toplumunun tüm tabakalarını temsil ettiğini gördüğünü, kariyer diplomatlarımızın liyakat ve ehliyet esasına göre sıkı bir eleme sürecinden geçerek seçilmiş olduklarını saptadığını ve bu bilgileri Partisinin Senatör ve Milletvekillerine ilettiğini ve o dönemde diplomatlarımız hakkında “monşer” söyleminin durmuş olduğunu vurgulamıştı.

Amuran Evet bu güzel anıdan sonra başlayalım dünya turuna. Afganistan’daki gelişmelerden sonra Siyasal İslam üzerindeki tartışmalar yoğunlaştı. Kitabınızda görev yaptığınız Afrika’daki ülkelerin dine bakışları dikkatimi çekti. Sözgelimi Lagos iyi bir örnek. 1995 yılında Lagos Büyükelçisi olarak Afrika’da görev yaptığınız yıllarda dinler arası denge nasıl sağlanmış ve laiklik nasıl uygulanmıştı? O dönemde Afrika ülkelerindeki İslam anlayışıyla Ortadoğu’daki anlayış aynı mıydı?

Hazar - Afrika ülkeleri ile Ortadoğu’daki İslam anlayış ve uygulamalarında farklılıklar vardır. Bu kapsamda Afrika ülkelerinde geleneksel özelliklerin de öne çıktığı gözlemlenmektedir. Bu fark özellikle Siyah Afrika’da görülmektedir. Siyah Afrika ülkeleri laik anayasalara sahiptirler. Bu ülkelerde Müslüman, Hıristiyan ve ruhlara tapan çeşitli inançların ve etnik grupların var oluşu bunu zorunlu kılmaktadır. Arap Afrika ülkelerinde de durum Ortadoğu’ya benzer özellikler taşısa da bazı farklar mevcuttur.

Amuran – Ancak Kuzey Afrika’da yayılan Müslüman Kardeşlerin siyasal egemenliği uzun süre baskın çıktı. Bu açıdan Fas’taki seçim sonuçları çok önemli. Anayasal monarşiyle yönetilen Fas, son seçimlerde Müslüman Kardeşlerin uzantısı olan Adalet ve kalkınma Partisi AKP’nin 10 yıllık iktidarına son verdi. 8 Eylül de yapılan seçimlerde AKP’nin milletvekili sayısı 125 ten 12 ye düştü. Bu sonuca ulaşılması kadınların başarısı olarak görüldü. Son yıllarda Müslüman Kardeşlerin egemenliğinin bütün dünyada zayıflaması, Mısır ve Tunus’taki gelişmeler İsrail’e dönük yaklaşımlar da seçimleri etkilemiş olabilir mi?

Hazar - Fas’ta iktidar partisinin seçimi kaybetmesi uzun süre iktidarda kalmanın doğal sonucu olan yıpranmaya ek olarak ekonomik sorunlar, yolsuzluk, adam kayırma gibi yakınmaların da sonucu olmuştur. Bu bağlamda Arap ülkelerini değerlendirirken bazı özelliklere değinmek gerekmektedir. Bilindiği gibi bir ülkede demokrasinin, bilim ve teknolojide ilerlemenin yerleşmesi ve gelişmesi için laiklik, özgür düşünce, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti gibi temel öğelerin bulunması zorunludur. Ancak, özel durumu olan Lübnan dışında, Arap ülkelerinin hiçbirinin Anayasasında laiklik hükmüne yer verilmemiş, yasamanın temel kaynağının şeriat olduğuna göndermede bulunulmuştur. Bunun sebebi de İslam ile Arap milliyetçiliğinin özdeş görülmesidir. Bu duruma karşın birçok Arap ülkesinde laik uygulamalar mevcuttur. Yalnız Kuzey Afrika’da değil, Suriye ve Irak’ta da bu özellik gözlemlenmektedir. Ayrıca mezhep farklarının ve Hıristiyan Arapların mevcut olduğu da dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda birkaç kez gittiğim Fas’ta edindiğim deneyimden söz etmek istiyorum. Mısır ve Cezayir’de olduğu gibi Fas’ta da önemli aydınların var olduğunu görmüş ve bunlardan önde gelenleri tanımıştım. Örneğin Faslı Filozof Mohammed Abed Jabri akılcı bir filozof olup, kimileri Arap dünyasının Descartes’ı olarak kendisini tanımlamaktadır. İslam’da laiklik ve demokrasinin var olduğunu savunmuştur. Faslı sosyolog Fatima Mernissi İslam ile demokrasinin bağdaştığını kitaplarında açıklamıştır. Bir diğer Faslı düşünür Abdou Filali-Ansary İslam’ın laikliğe karşı olmadığını yazdığı bir kitapta vurgulamıştır.

Amuran – Tunus’a geçelim. Tunus’ta yaşanan, kimilerine göre darbe kimine göre Cumhurbaşkanına tanınmış Anayasal yetkiyle Hükümetin yönetimden el çektirilmesi, Müslüman Kardeşlerin Tunus uzantısı olan El Nahda’nın pasifize edilmesi Kuzey Afrika için ne ifade ediyor?

Hazar - Tunus’taki duruma gelince, her şeyden önce şunu belirtmek istiyorum. Demokrasi çok uzun bir süreçtir. Tarihsel deneyim ışığında kimi zaman yüz yılı aşkın bir süre, kimi zaman da on yıllar gerekmektedir. Ülkenin ekonomik refahı, eğitim düzeyi ve kültürel yapısı ile bağlantılı bir durum söz konusudur. Demokrasinin tam anlamı ile gerçekleşmesi sancılı bir süreç olduğu gibi zaman da almaktadır. Tunus’taki duruma bu gözle bakmak zorunludur. Ben kişisel deneyimlerime dayanarak Tunus’un ülke ve halk olarak diğer Arap ülkelerine göre demokrasinin yerleşmesi açısından daha elverişli ve avantajlı bir konumda olduğunu düşünüyorum.

Amuran - Afrika’dan Avrupa’ya geçelim. Siz bir süre Bonn’da görev yaptınız.. Almanya yeni şansölyesini........

© OdaTV


Get it on Google Play