Küba krizinde 'Türkiye' detayı... Dünyanın yarısını peşin istiyor
Trump’ın ikinci kez iktidara gelişiyle dünyada neoliberal küreselci dönemin kesin olarak bittiği epeyce yazılıp çizildi. Ancak herhalde eski ölçüt ve değerlendirmeler tam olarak bir kenara bırakılamadığı için yeni dönemde uluslararası ilişkilerin çok farklı olacağı pek anlaşılamadı. G7’nin yönettiği ve ülkelerin merkezinde Dünya Ticaret Örgütü bulunan bir yapı içinde ortak değerleri paylaştığı bir dünya ile ulus devletlerin ön plana çıktığı ve en güçlü ülkenin “önce Amerika” dediği bir ortam elbette farklı olacaktı. Bu yazıda Trump’ın birçoğumuzun hazmedemediği davranışlarının asıl motivasyonunu ele alacak ve Türkiye’yi yakından ilgilendiren Küba konusuna değineceğim.
TRUMP PERVASIZCA İLAN ETMİŞTİ
Şimdi birçokları Trump’ın küstahlıklarına haklı olarak “haydutluk” demekteler ama ABD’nin bunları yapacağını daha önce ilan etmemiş olduğunu kimse söyleyemez. Donald Trump’ın seçim kampanyasındaki vaatleri bugünkü uygulamalarıyla tamamen aynı çizgideydi. “Make America Great Again”, MAGA yani Amerika’yı Yeniden Büyük Yap sloganı Trump’ın bugünkü uygulamalarından başka bir anlam taşımıyor. Haydutluğa gelince o da kapitalizmde sömürgeci konumdaki devletlerin bazen “demokrasi ya da medeniyet götürme” bahanesi altında gizledikleri ama sürekli daha da şiddetlendirerek devam ettikleri bir siyaset tarzıdır.
Trump’ın Venezuela’dan lider kaçırma operasyonunun “demokrasi götürme” ile uzaktan yakından ilgisi bulunmamaktadır. Trump’ın kendisi de bunu iddia etmezken ortada sanki böyle bir tartışma varmış gibi davranmak olsa olsa gölge boksudur. Trump’ın zaten tek hedefi Maduro’nun ülkesi değildir. Grönland ve onun bağlı olduğu AB ülkesi Danimarka, Kanada, Panama, Güney komşusu Meksika da hedefleri arasındadır. Bu ülkelere diktatörlük denemez, hatta Danimarka ile Kanada uluslararası örgütlerin sıralamalarında ABD’den daha demokratik ülkelerdir.
Dikkat edilirse Trump’ın ABD’nin şu veya bu şekilde tam egemenliği altına almak istediği bu toprakların tamamı Batı yarım küresindedir. Trump, 1823 yılından kalma Monroe doktrinini uygulamaya koyarak dünyanın bu kısmında tek egemen olmak istediğini açıkça söylüyor. Oda TV’de 7 Aralık’ta yayınlanan “Avrupa'ya 'uygarlığın batıyor' ihtarı... Dünyayı şaşkına çeviren ABD belgesi» başlıklı yazımda ABD’nin yeni Ulusal Strateji Belgesi’nin geniş bir özetini yapmış ve ”Batı yarım küresi” konusunu da anlatmıştım. Geçen haftaki yazımda da Hitler’in pek bilinmeyen ikinci kitabında etraflı bir şekilde anlattığı Lebensraum (yaşam alanı) jeopolitik kavramına değinmiştim. Trump’ın tüm Batı Yarım küresini ABD’ye ayırma hevesi bu yaşam alanı anlayışıyla doğrudan ilgilidir.
VENEZUELA VE GRÖNLAND’I BİRLEŞTİREN ORTAK NOKTA
Trump, Çin ile ABD arasında gittikçe kızışan emperyalist rekabette kendisine Kuzey ve Güney Amerika ile yanındaki adalar ve Grönland’ı bir asgari temel ve kendine yeterlilik alanı olarak görüyor. Oradan da önce Arktik bölgesine sıçrayacağını da gizlemiyor.
ABD liderinin bu kadar büyük bir coğrafyada mutlak egemenliği hedeflemesi ABD’yi Çin-Rusya ittifakı olasılığına karşı güvenceye kavuşturmak amacıyla bağlantılı. Trump, elbette Çin’e karşı Rusya’yı yanına çekmeye çalışıyor, fakat bu çabasında başarılı olamazsa karşısında çok büyük bir Avrasya coğrafyasına hükmeden ve birbirlerini tamamlayan iki devlet bulacağını biliyor ve bu onun için en kötü senaryo.
Trump, Venezuela, Grönland ve diğer ülkelerdeki müdahaleci emellerini haklı çıkarmak için çeşitli nedenler öne sürdü. Ancak hepsini birleştiren bir ortak nokta var: Bu ülkeler, yapay zekâ ve savunma teknolojileri için, dolayısıyla da gelecekteki küresel hakimiyet için hayati önem taşıyan birçok kritik minerali barındırıyor.
Venezüella liderini kaçırdıktan sadece iki gün sonra, Trump yönetimi yetkilileri ve finans analistleri bu ülkenin muazzam maden zenginliklerini tartışmaya başladılar. Yetkililer, Venezuela'nın devasa petrol rezervlerinin yanı sıra, ülkenin nadir toprak elementlerinin çıkarılmasının finansal istikrarına katkıda bulunabileceğini ve ABD'nin yarı iletken endüstrisinin ihtiyaç duyduğu bu değerli kaynaklar üzerinde Çin'in küresel hakimiyetine karşı koymasına yardımcı olabileceğini savunuyorlar.
ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, pazar akşamı Air Force One'da Başkan Trump ile birlikteyken gazetecilere. "demir, mineraller, tüm temel mineraller var" diyordu, "Ne yazık ki zengin madencilik gelenekleri kaybolmuş". Lutnick, Trump'ın "bu sorunu çözeceğini ve Venezüellalılar için yeniden kuracağını" söylüyordu. Ama tabii bu en başta Venezuela'daki Amerikan şirketlerine fayda sağlayacak. Pazartesi günü, finansal analistler bu ülkedeki potansiyel madencilik yatırımlarından söz etmeye başlamışlardı bile.
Venezuela ve Grönland’ın ortak yanı elektronik ürünlerde ve ileri teknolojideki bataryalarda kullanılan kritik minerallere sahip olmaları. Grönland, ileri teknoloji AI çiplerinde kullanılan galyum, germanyum, indiyum, tantal ve silikon yataklarına sahip. Ayrıca Venezuela'da bulunmayan bir başka değerli maden olan paladyum da orada var.
Grönland'a kıyasla Venezuela, akıllı telefonlarda, dizüstü bilgisayarlarda ve elektrikli araçlarda kullanılan bir metal olan koltanın daha büyük miktarlarına sahip.
Venezuela........
