We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

"Hükümetin aldığı hiçbir önlem yok"

5 0 0
09.05.2021

Bir “Savcı” öyle harekete geçti ki…

Vatandaş geçim derdindeyken elektrik şirketleri pandemi dinlemiyor

Turizm cennetini böyle işgal ettiler

Cübbeli amiralin Fetullah mesajı

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz: Tipik bir "Mavi Vatan" uygulaması

Berat Albayrak ilk kez görüntülendi

Meğer Bahçeli de arkadan bağlamış

Turan'a karşı Soylu

AKP'li belediye vatandaşları ve esnafı icraya verdi

Fatiha yazamazsınız

Ann L. Winblad kimdir

BİM’den “25’inci yıl dolandırıcılığı” açıklaması

Boşandılar

Sezen Aksu'nun, Yıldız Tilbe'nin, Sibel Can'ın, Ajda Pekkan'ın şarkılarının bestecisi Odatv'ye konuştu: "Hükümetin aldığı hiçbir önlem yok"

Kaan Çağlayangöl yazdı...

09.05.2021 11:25

İzmir, son 60 yıldan bu yana tüm Türkiye’ye hatta yurt dışına çok önemli müzisyenler yetiştirmiş bir şehir olma özelliğine sahip… Bülent Özdemir de sıra dışı müzisyenliği, besteciliği ve sahnesi ile İzmir’in en önemli müzisyenlerinden. Gitar çalış tekniği ise yıllardan bu yana belki de onun en dikkat çeken özelliği. Sezen Aksu'nun söylediği “Deli Kızın Türküsü”, “Kınalı Kuzum”, Aşkın Nur Yengi'nin söylediği “Siyah Beyaz”, “Uslandım Artık” Yıldız Tilbe’nin söylediği “Hoşçakal”, “Sana Değer”, Sibel Can’ın söylediği "Lale Devri", “Benim Yerime de Sev”, Ajda Pekkan’ın söylediği “Amazon”, “Senden Sonra Tufan” Işın Karaca’nın söylediği “Kalp Tanrıya Emanet” ve Ferhat Göçer'in “Cennet” gibi daha pek çok ünlü şarkıların bestecisi. Gitarıyla eşlik ettiği ve yer aldığı albümlerin sayısı ise bir hayli fazla. 30 yılı aşkın bir zamandır müzik hayatına Bodrum-İstanbul hattında devam ediyor. Kendisiyle pandemi, müzik dünyası ve müzik geçmişi üzerine konuştuk.

"BİRÇOK SANATÇIYI STÜDYOYA GETİREMEDİK"

- Pandemi ilan edilmeden önce kendi bestelerinizden oluşan bir albüm yapım aşamasında olduğunuzu biliyorum. Sanıyorum pandemi nedeniyle bu albüm aksadı. Albüm ne zaman çıkacak? Şu an çalışmalar hangi aşamada?

Bu projeyi yaklaşık 5 yıl önce düşünmüştüm. O da şöyleydi; benim şarkılarımı söylemiş olan sanatçılar, yorumcular bu albümde birbirlerinin şarkılarını söyleyeceklerdi. Yaklaşık 20 şarkıdan oluşan bir albüm olacaktı. Fakat ben bu projeyi birkaç prodüktörle görüştüm, daha sonra bir baktım ki herkes bu tarz albümler yapmaya başladı. Yani bu tarz işleri herkesle konuşmamak gerekiyormuş onu anladım. Biz, 2018’in Aralık ayında bir prodüktör arkadaşımla karar verdik ve albümde yer alacak şarkıları seçtik. Ve daha sonra şarkıları sanatçılara dağıttık, hepsine yolladık, içlerinden seçtiler, bir sorun yaşamadık. Zaten hepsi birbirinden iyi şarkılar diyerek şarkılarını seçtiler. Bu arada hangi stüdyoda yapacağımızı düşündük çünkü herkesin rahatlıkla gelebileceği bir yer olması gerekiyordu. Aranjörde karar kıldık, Selim Çaldıran arkadaşımız… Tabii tüm bunlar bir zaman aldı. Bu projeyi pandemiden yaklaşık 4 ay önce hayata geçirmeye başladık. Dördüncü, beşinci şarkının kayıtları sırasında pandemi başladı. Bunun üzerine herkes çil yavrusu gibi dağıldı. İnsanlar büyük bir korku yaşadılar. Bizim camiayı biliyorsun, sanatçıların hepsi çok korktular. Otomatikman aranjeler yapılmış olmasına rağmen birçok sanatçıyı stüdyoya getiremedik. Ajda Pekkan’ı, Sibel Can’ı… Bir hayli zorlandık. Çok titiz davranarak, stüdyoyu baştan aşağıya dezenfekte ettik, bu durumu videoya çekerek kendilerine yolladık. Halihazırda belli bir aşamaya geldik. Fakat söylenmemiş 4 ya da 5 şarkımız kaldı. Bu arada “ben de bu projede olmam lazım” diyen sanatçı ve yorumcu arkadaşlarımız da oldu. Onları da bu projeye dahil ettik. Bazılarına “sıfır kilometre” şarkılar yapmak durumunda kaldım. Yıldız Tilbe, Sibel Can ve Ajda Pekkan’a “sıfır kilometre” şarkılar yaptım. O şarkıların sözleri yazıldı ve bir şekilde şarkılar tamamlandı. Fakat az önce söylediğim gibi söylenmemiş ve kayıt edilmemiş 4-5 şarkımız kaldı. Bugün, yarın derken devamlı aksıyor. Şu anda da kapanma durumuyla karşı karşıya kaldık. Şimdilik durum bu.

"HÜKÜMETİN ALDIĞI HİÇBİR ÖNLEM YOK"

- Özellikle ülkemizde bugünlerde müzik piyasası zor durum durumda… Covid-19’dan önce de müzik piyasamız pek de iyi bir durumda değildi. Covid-19’dan önce müzik piyasası nasıldı? Şu günlerde nasıl?

Pandemiden en çok etkilenen sektör müzik piyasası. Neden? Çünkü biz kalabalıkla ve topluluklara müzik yapıyoruz. Sadece müzik yapanlar değil, bu sektörde emeği olan aşçısından, komisinden, garsonundan işletmesine kadar herkes çok mağdur olmuş durumda. Ve bu konuda maalesef hükümetin aldığı hiçbir önlem yok. Sadece müzisyenlere 3 ay olmak üzere 1000’er lira yardım yapıldı. Tahmin ediyorum yapılmıştır. Çok zor günler, yani bu konuda en çok mağdur olanlar müzisyenler. Bizim az, çok da olsa bir telif gelirimiz var. O da çok ahım, şahım bir şey değil, biliyorsun. Türkiye, telif dağıtımı adaletsizliğinde bence bir numara… Yaklaşık 5-6 yıldır yeni bir yasa çıkacak diye bekliyoruz ama yasa çıkmadı. O yüzden Allah, akşam enstrümanını çalıp yevmiyesini almak zorunda olan müzisyen arkadaşlarımızın yardımcısı olsun.

"POZİSYONLAR TAMAM AMA..."

- Çok farklı bir gitar çalış tekniğiniz ve stiliniz var. Dünyada sizin tekniğinizin benzeri var mı?

Sağ gitarı, hiçbir şekilde tellerini değiştirmeden sol elimle çalıyorum. Yani kalın teller aşağıda kalıyor. Normalde biliyorsun solak da olsan gitarın tellerini değiştirerek kalından aşağıya çalınıyor. Bu şekilde birçok müzisyen var, Jimi Hendrix de bunlardan birisiydi. Fakat ben, telleri değiştirmediğim için sağ gitarı alıp sol elle çalıyorum. Benim gibi çalabilen 4 tane müzisyen tanıdım ben. Bunların ikisi Amerikalı, birisi Fransız… Bir de ben varım. Gerçi benim gibi çalan birkaç tane genç var. Değişik bir şey, zor bir şey… Müziğe davul çalarak başladım biliyorsun, 71-72 seneleri, lakabım da zaten oradan geliyor. Davul çalmanın bana yetmediğini, bir ses çıkarmam gerektiğini ama bir enstrümanım olmadığını bilerek o zaman çalıştığımız grubun gitaristi olan Hasan Drahyalı’dan gitarını isterdim. O zamanlarda gitar çok fazla yoktu. Hiç unutmuyorum; Hasan Drahyalı’nın “İbanez” yaprak bir gitarı vardı. Çaldıktan sonra gitarın tellerini yarım saat silerdi. Yalvar, yakar ondan ödünç olarak alırdım ve eve geldiğimde uğraşırdım. Pozisyonlar tamam ama bastığımda ters sesler çıkıyor derdim. Sonrasında çözdüm, benim ters bastığımı… Kafam öyle çalıyormuş demek ki, her şeyi transpoze ederek çalmaya başladım. Çok faydalı oldu öyle çalmış olmam, çünkü ince telleri boş bırakmak zorunda kaldığım pozisyonlarda ben çok rahat çalıyorum. İnce teller yukarıda kaldığı için çok güzel tınılar yakalayabiliyorum. Avantajları çok. Dezavantajları yok mu? Elbette var, parmakla çalamıyorum, en çok istediğim şey, mesela Flamenko’yu parmakla çalmak, onu maalesef yapamıyorum. Çünkü parmak pozisyonu ile tellerin pozisyonu çok farklı.

HER ŞEY SEZEN AKSU'NUN O SÖZÜYLE BAŞLADI

- Birçok şarkıcıya ve sanatçıya besteler verdiniz. Beste yaparken, “ben bu besteyi falanca şarkıcı ya da sanatçı için besteliyorum” gibi bir düşünceniz oluyor mu?

Yıllar önce Sezen Aksu’nun desteğiyle; “Bülent, çok yetenek var sende, her tarzı rahatlıkla çalıyorsun ve bilerek çalıyorsun, niçin beste yapmıyorsun” dediğinde başladı her şey. Hemen ertesi gün, bunun üzerine oturdum ve Sezen Aksu’ya “Deli Kızın Türküsü”nü yaptım. Böylece başladık. Bir şarkıyı yaparken öncelikle “şu söylesin, şunu yapayım” demek gibi bir şey yok ama şarkı bittikten sonra ancak onun kararını verebiliyorum. Ben önce müziği yapıyorum, bunu özellikle belirteyim. Besteyi yaptıktan sonra bu besteye en iyi sözü kim yazabilir diye düşünüyorum ve bu genellikle Sezen Aksu oluyor. Beni beste yapmaya o motive ettiği için önce yaptığım şarkıları ona dinletirim. Kendisi de bunun üzerine şarkı sözlerini yazar. Zaten genellikle şarkı kendini belli ediyor der. Sonrasında ise kimin şarkıyı söyleyeceğine beraber karar veriyoruz. Aşkın Nur Yengi çok iyi söyler, Ajda Pekkan çok iyi söyler gibi… Çoğu zaman bu şekilde çalışıyoruz. Ismarlama şarkı yapmıyorum.

"KEŞKE O GÜNLERE GERİ DÖNEBİLSEK..."

- İzmir’de müzik yaptığınız yıllarda jazz-rock, pop-jazz, rock müzikler çaldığınız gruplarda yer aldınız. Bugünlerde İzmir geçmişinize baktığınızda neler hissediyorsunuz ve düşünüyorsunuz?

İzmir… Müzik hayatımın en önemli günlerini yaşadığım şehir…Gitar çalmaya başlayınca tabii ki ilham aldığımız bir sürü müzisyen vardı. Mesela John McLaughlin, Jeff Beck, Carlos Santana, Larry Coryell, Frank Zappa, Steve Vai gibi… Hepsinden bir feyz alıyorsun, dinlemek zorundasın onları. Kimse, ben dinlemeden bir şey çaldım diyemez, böyle bir şey söz konusu olamaz. Herkes birbirinden feyz almak zorunda… O zamanlar ben pop-caz’a çok kitlenmiştim. Gruplar kurup konserler vermek için kendimizi parçalardık. Benim evin bir bölümü prova yerimizdi mesela… Rahmetli basçı Kürşat And, rahmetli davulcu Ersin Son… Onlarla bir grup kurmuştuk. Absolut Band… Mesela “Karşıyakalı” da gece saat 12’den sonra toplanıp “kaptırma” yaptığımız bir yerdi. Ömür de(Gidel) çok iyi bilir, o da çoğu zaman bize katılırdı. Raci Pişmişoğlu da aynı şekilde bize katılırdı. Daha sonra hep beraber Amerikan Klüp’de çalmıştık, Bergama Restoran’ın üst tarafında… Orada mesela Amerikalılara çalıyorduk, tereciye tere satmak gibi bir şey… Ama adamları bir hayli etkiliyorduk ve ciddi anlamda bir müzik yapıyorduk. Güzel günlerdi. Keşke o günlere geri dönebilsek…

"ESKİYE NAZARAN ÇOK BÜYÜK BİR YIKIM VAR"

- Uzun yıllardan bu yana Bodrum’da sahneye çıkıyorsunuz. Bugünkü Bodrum ile eski Bodrum’u müzik ortamı olarak kıyaslarsanız neler söylemek istersiniz?

1986 yılına kadar İzmir’de müzik yaptım. Fakat biliyorsun ki İzmir’de 1970’ler, 1980’ler hatta 1990’ların ortalarına kadar iyi müzik yapılıyordu. En azından belirli klüpler ve belirli barlarda iyi müzikler çalınıyordu. 1974 yılında Santana Gece Klübu açılmıştı biliyorsun, Ortadoğu’nun belki en büyük gece klübüydü hatta Avrupa çapındaydı. Müthiş bir yerdi. O yıllarda çok da iyi bir orkestra kurulmuştu. Beni de gitarist olarak almışlardı. Rahmetli saksafoncu Mehmet Ceyhan, rahmetli Müfit İşgörür, davulcu Ercüment Sırış, Karşıyaka’dan, klavyede Mustafa, bas gitarda Coşkun Şirinkal… Çok güzel bir orkestram vardı ve düşünebiliyor musun gece saat 10:30’dan sabah 05:00’e kadar çalışırdık ve Türkçe müzik yasaktı. Orkestranın yaptığı kontratta yasaktı. Türkçe müzik yapmak kesinlikle yasak ve anlaşmaya bu yazılıyordu ve bu maddenin tazminatı vardı. Çok güzel günlerdi. Fakat 1986 yılından sonra işletmeler artık yavaş yavaş kapanmaya başladılar. Akabinde piyanist şantörler piyasaya çıkmaya başladılar. O zamanlar müzikte bozulma başladı. Davulcu Timur, yine Karşıyaka’dan bir arkadaşım vardı, Zeki, o zamanlar Almanya’dan yeni gelmişti. Çok daraldığımı hissediyordum ve kendilerine “İzmir’den çıkmam lazım, benimle geliyor musunuz” dedim ve hep birlikte Bodrum’a geldik. 1986 yazı… 1986 yılından 1998 yılına kadar Bodrum’da müthiş bir müzik ortamı vardı. Zaman zaman yanıma partnerler alıp gitar-vokal müzikler yaptık ve insanlar çok beğendiler yaptığımız müziği. Türkçe şarkılar da söylemeye başlamıştık. Özellikle tek gitarla bu kadar yoğun bir müzik dinlemeleri insanların ilgisini çekti. Yıllardan bu yana Bodrum’da aynı şekilde müzik yapmaya devam ediyorum. Eski müzik ortamı ile bugünkü müzik ortamın farklılığı tamamen ekonomik bir şey. Geçmiş yıllarda insanlar çok rahat para harcayabiliyorlardı. Müthiş rakamlar çıkıyordu hasılatlarda. Fakat daha sonra her şeyde olduğu gibi büyük bir bozulma başlayınca ve ekonomik düzen de tam randımanlı çalışmayınca insanlar daha az gezmeye başladılar. Biz de o dönemde bar müziği yerine restoranda müzik yapmaya başladık ki insanlar hem yemeklerini yesinler, hem müziklerini dinlesinler hem de içkilerini içsinler şeklinde bir durum ortaya çıkmaya başladı. Müzisyenler için restoranda müzik yapmak daha akıllıca oldu. Ama tabii ki eskiye nazaran çok büyük bir yıkım var.

"HER TÜRLÜ NUMARA DÖNÜYOR"

- Pandemi ile birlikte çöken Türkiye’deki müzik dünyası sizce düzelir mi? Neler yapmak gerekiyor? Müzisyenler MESAM veya MSG gibi kurumların etrafında birleşebilirler mi? Ya müzisyenler sendikası etrafında...

Pandemiyle birlikte sadece müzik sektörü değil birçok sektör çöktü gibi bir durum var ortada. Birikimi olanlar ayakta durmaya çalışıyorlar ama küçük esnaf başta olmak üzere müzik yapan yerler ve eğlence sektörü tamamı ile bitmiş durumda. Peki ne olacak? Pandemi sıfır düzeyine gelirse belki bu sektörler kafalarını kaldırabilirler ama dayanabilirlerse… Maalesef duyuyoruz; bir mühendis işinden ayrılmış, iş bulamıyor, pazarda limon satıyor. Duyuyorum, müzisyen çocuklar, gecelik yevmiyesi ile çalışan kardeşlerimiz çoğu müzik haricinden bir çok işlerle uğraşıyorlar. Çok korkunç bir şey tabii ama bu pandemi yönetilemedi ve bir çok insan mağdur oldu. MESAM ve MSG gibi kuruluşlar da bir türlü kendi aralarında anlaşmıyorlar. Örneğin MESAM’ı ele alalım; ben MESAM üyesiyim. MESAM’ı ayakta tutan besteci ve söz yazarı sayısı toplasan 100 kişidir. Fakat bu kurumların 3500, 4000 tane üyesi var. Adamın bir tane şarkısı var, bir beste yapmış, oraya nasıl üye olduysa olmuş ve bu adamlar yönetimde… Seçilebilmek için her türlü şeyi göze almışlar, her türlü numaralar dönüyor. Aslında Aysun Kayacı’nın bir sözü vardı, son derece haklıymış; yüzlerce bestesiyle MESAM’a para kazandıranların oyuyla bir tane şarkı yapmış adamın oyunun aynı olması bana göre de çok saçma. Buna da bir çözüm bulunması lazım ama hiç öyle gözükmüyor. Bizler müzisyeniz, bizler üreticiyiz, bizim işimiz müziği üretmek ama bu kurumlara da el atmamız lazım. Hepimizin artık taşın altına elimizi sokmamız lazım. Çünkü çok büyük meblağlar toplanılıyor ve bizlere yansıyan çok komik rakamlar… Öyle böyle değil yani resmen büyük bir haksızlık, büyük bir suiistimal var.

İSTANBUL'DAN BAKILINCA İZMİR NASIL GÖZÜKÜYOR

- İzmir ile ilgili geleceğe dair planlarınız var mı? Yerleşmek veya müzik yapmak gibi.

Hani bir laf vardır; tilkinin dönüp dolaşacağı yer kürkçü dükkanıdır diye. Zaten evimiz var İzmir’de. Oğlum orada yaşıyor. Torunumuz var. İzmir’e tabii ki gelip gidiyorum ama yerleşmek ve İzmir’de müzik yapmak tabii ki çok istiyorum. Ancak bir ortamın da oluşması lazım. Yani gerekirse kendi yerimizi de açabiliriz. Öyle bir planım da var. Fakat önce şu pandemiyi atlatmamız lazım. Ama İzmir’e kesin dönüş planım var, döneceğim tabii.

- İzmir’de geçmiş yıllarda gece hayatı fazlası ile güzelmiş. Gece klüpleri ve lokallerde kaliteli müzikler çalınıyormuş. Bugün ise İzmir müzik olarak çok sessiz. Neredeyse tüm ünlü müzisyenler ise son yıllarda Urla ve Çeşme’ye yerleştiler. Fakat ünlü müzisyenlerin İzmir’e gelmesi müziğe yansımıyor. İstanbul’dan baktığınız zaman İzmir nasıl gözüküyor?

İzmir, bizim müzik yaptığımız zamanlarda dinleyicisi muhteşem bir şehirdi. Çok kaliteli ve müzikten çok anlayan insanların olduğunu biliyorum. Zaten Ankara, İzmir, İstanbul… Çok iyi müzik dinleyen insanlar var tabii ki. Nüfusa göre İzmir hepsinden daha iyiydi bana göre. Müzik olarak çok sessiz İzmir çünkü müthiş bir göç aldı. Onun da çok büyük bir rolü var. Hiç olmadığı kadar türkü bar var, Alsancak’ta… Onlar da olsun ama bir “Mavi” var, o da hala var mı, bilmiyorum. Böyle olunca kimse doğru dürüst yatırım yapmak istemiyor. Dediğin gibi bütün iyi müzisyenler artık havlu atıp kafalarını dinlemeye başladılar. Urla ve Çeşme’ye yerleşmeye başladılar.........

© OdaTV


Get it on Google Play