menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk aydını nasıl Batıcı oldu... Dönüm noktası

27 0
11.07.2026

Atatürk ve İnönü dönemi siyaseti arasında çöplerle doldurulup gizlenmiş derin bir uçurum var. En önemli yarıklardan biri kültürel politikalardaki ayrışma. Bugün bu konudaki çok az sayıda (ve tabii bilinmeyen) çalışmaların birinden söz edeceğim. “İnönü Dönemi Kültür Hayatı”. Kadir Şeker’in doktora tezi. Böylece olayın “Güneş-Dil kuramını bilimsel olarak kabul etme veya etmeme” gibi basite alınamayacak çok ciddi bir sorun olduğu daha iyi anlaşılır. Atatürk’ün iç ve dış politika anlayışı, kültüre bakışı, dil ve tarih tezi, hepsi bir bütündür.

Kadir Şeker bu tezi Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’ndeyken 2006 yılında vermiş. Tez daha sonra aynı adla kitaplaşmış. Bu derece önemli konulara kaç kişi ilgi duyar, kaç kişi okumuştur? Bana eserden Cumhuriyetçi Birlik Platformu Genel Başkanı Faik Kurtulan bir söyleşi sırasında bahsetti. Sonra da gönderdi. Şimdi ondan bazı bölümler aktarayım. Arada kısa yorumlar yapayım.

“11 kasım 1938’de İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte Cumhuriyet tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. İnönü göreve gelir gelmez, devlet yönetimi ve CHP’de kendi siyasi, ekonomik ve kültürel politikalarını hayata geçirecek kadroları göreve getirmiştir. 1940’lı yıllardan itibaren Atatürk dönemi kültür anlayışı olan laik- milliyetçi yaklaşımların yerini laik-hümanist anlayış ve uygulamalar almıştır. Hümanist anlayış, Tanrı merkezli sosyal ve kültürel hayatın yerine, insan merkezli bir yapılanma öngörmüş ve aynı anlayış, yönetim tarafından Latin-Yunan kültür kaynaklarına inilmesi olarak tarif edilmiştir. İncelediğimiz dönemde Latin-Yunan kültürüyle, Türk kültürü kaynaştırılarak Türk hümanizmi yaratılması amaçlanmıştır.”

ATATÜRK’ÜN ESKİ KÜLTÜR ANLAYIŞI

“Atatürk dönemi, Tanzimat döneminin aksine yeni bir zihniyetle ortaya çıkmıştır. Köklü kültürel değişim olarak yorumlayabileceğimiz bu gelişme, öteki kültüre hayran olmayan ama kendisine hayranlık duyulan ve milli kültür etrafında, milli bir devlet yapısının çekirdeğini oluşturmuştur.”

“Atatürk, Türk dili ve tarihinden doğan Türk kültürü esas alınarak, yeniden oluşturulan topluluğu, duyuşta, düşünüşte ve inançta ortak hareket edebilen bir millet haline getirmek gerektiğine inanmıştır. Kültürel gelişim açısından dil ve tarih önemli bir unsur olarak algılanmış ve yeni düzenlemelere gidilmiştir… 1932-1935 yılları arasında Orta Asya merkezli öz Türkçe hareketi hızlanmış, 1936’dan sonra bütün dillerin kaynağının Türkçe olarak kabul edildiği Güneş-Dil Teorisi uygulanmaya başlamıştır. Atatürk, Türk kültürü üzerindeki yabancı tesirleri ortadan kaldırıp, onu esaslı bir temele oturtmak için çalışmıştır. Bu kapsamda Türk Tarih ve Dil Kurumlarını kurarak, ortak projeler geliştirmeleri için hayata geçirmiştir. Böylece Atatürk, kurmuş olduğu Türk Dil ve Türk Tarih Kurumları ile Anadolu insanının tarihi ile olan bağlarını güçlendirmeye çalışmıştır.”

“Buna bağlı olarak Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren yayınlanan devlet kitaplarında milli tarih ve milli dil konusunda millileşme arzusu işlenmiştir… Atatürk, millet anlayışını, dil, kültür ve mefkure birliğine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai topluluk olarak nitelendirerek Anadoluluyla, Kafkaslıyı aynı değerler etrafında toplayıp........

© OdaTV