menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bocelli Tüpraş Stadı'nı nasıl susturdu

65 0
01.06.2026

İstanbul'un en susmayan yerlerinden biri Beşiktaş Tüpraş Stadı ve çevresi: Dolmabahçe trafiğinin uğultusu, vapur düdükleri, korna sesleri, maç günleri Beşiktaş’a yayılan tezahüratlar...

Bu yüzden Andrea Bocelli orada sahneye çıktığında yaşanan an daha da dikkat çekiciydi. On binlerce insanın bir arada olduğu stadyumda bir anda çıt çıkmamaya başladı.

İnsan bazen sessizliğin de bir sesi olduğunu unutuyor.

Bocelli’nin hala dünyanın dört bir yanında stadyum doldurabilmesinin nedenlerinden biri de bu. Herkesin, hemen her düşüncenin, her olumsuzluğun yüksek sesle, bağıra çağıra üzerimize geldiği bir dönemde huzur veren bir ses…

30 Mayıs gecesi NTRteam ve M Ticket iş birliğiyle Türkiye'ye gelen ve stadyumun merkezinde duran Bocelli ile büyük konserin ardından bir söyleşi gerçekleştirdik. Türkiye'deki dinleyicilerine verdiği mesajı paylaşma fırsatını yakaladık:

İki yıl sonra yeniden İstanbul’dasınız. İstanbul gibi tarih taşıyan bir şehirde sahne almak, modern metropollerde şarkı söylemekten farklı hissettiriyor mu?

Her şehrin kendine ait bir ruhu vardır ve bir sanatçı bunu kaçınılmaz olarak hisseder. İstanbul yalnızca büyük bir metropol değil; yüzyılların bir arada var olduğu, farklı medeniyetlerin izlerini bıraktığı ve güzelliğin çoğu zaman belirli bir derinlik, hatta hafif bir melankoli taşıdığı bir yer. İnsan, tarihin yalnızca anıtlarda ya da müzelerde olmadığını, gündelik hayatın içinde de varlığını sürdürdüğünü hissediyor. İstanbul gibi bir şehirde sahneye çıktığımda, seyircinin yalnızca kendi bireysel deneyimlerini getirmediğini düşünüyorum, aynı zamanda çok şeye tanıklık etmiş bir yerin hafızasını da beraberinde getirdiğini hissediyorum. Bu da insanı düşünmeye ve duygusal olarak açılmaya teşvik eden özel bir atmosfer yaratıyor.

Modern şehirler çoğu zaman dinamizmleri ve enerjileriyle etkileyicidir; İstanbul hafızasının ve ruhunun zenginliğiyle kalbe dokunuyor. Belki de bu nedenle, birçok farklı duygunun ve müzikal dünyanın içinden geçen bir programı İstanbul’a getirmek için kendimi özellikle ilham almış hissettim. Akşam boyunca Di Quella Pira, La Donna è Mobile, La Traviata’dan Brindisi ve Au Fond du Temple Saint gibi opera sayfalarına yeniden döndüm; aynı zamanda hayatımı değiştiren albüm olan Romanza’nın 30. yılını da kutladık. Birlikte Caruso, Vivere, Romanza, Il Mare Calmo della Sera, Vivo Per Lei ve Canto della Terra gibi şarkıları yeniden keşfettik. Tarihin ve duygunun böylesine doğal bir şekilde bir arada yaşadığı İstanbul gibi bir şehirde bu müzik çok daha derin bir yankı kazanıyor.

Türk dinleyicisinin duygusal tepkisini Avrupa seyircisinden ayıran bir özellik olduğunu düşünüyor musunuz?

Her seyirci duygularını farklı şekilde ifade eder ve bu farklılıklar seyahat etmeyi ve sahne almayı böylesine ödüllendirici bir deneyime dönüştüren şeylerin bir parçası... Türk seyircisinin sahip olduğu sıcaklık ve samimiyet beni her zaman etkilemiştir. Dikkatle dinler ama duygulandıklarında bunu açıkça göstermeye de çekinmezler. Türkiye’de sık sık saygı ile coşkunun çok güzel bir dengede buluştuğunu hissettim. Sanatçı ile seyirci arasında........

© OdaTV