Acil servisin gerçek kaosu: Hastane çukurundan Emmy zaferine

Yılların eskitemediği ER ruhunu, yeni teknoloji ama eski bir ruhla geri getiren Amerikan yapımı hastane draması The Pitt, kazandığı Emmy ödülleri ile yeniden gündeme oturdu. İlk olarak Ocak ayında HBO Max’da izleyici karşısına çıkan 15 bölümlük dizi, ER’in son sezonlarında yönetici yapımcı olarak görev yapan R. Scott Gemmill tarafından yaratıldı. Pilot bölümü ise ER’ın ilk yapımcısı olan John Wells tarafından yönetildi. Yapımın başrollerini “Robby” rolüyle Emmy’de “En İyi Aktör” ödülüne layık görülen Noah Wyle ile “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan Katherine LaNasa paylaşıyor.

The Pitt, izleyicisini Pensilvanya eyaletine bağlı Pittsburgh şehrindeki bir hastanenin kalbine, yani acil servisin hiç yavaşlamayan nabzına götürüyor. Doktorlar, hemşireler, stajyerler ve hasta yakınlarından oluşan bu dinamik kadro çok da şaşırtıcı olmayabilir. Ama dizinin asıl gücü buradan geliyor. Her bölüm yalnızca bir saatlik zaman dilimini kapsıyor; yani toplam 15 bölüm de 15 saatlik bir vardiyayı gerçek zamanlı izliyor gibiyiz. Bu kurgusal tercih, diziyi diğer medikal dramalardan ayırıyor ve yine unutulmaz bir başka yapım “24”ün zamanla kurduğu birebir ilişkiye de selam çakıyor.

KAOSUN ANATOMİSİ

Her bölümde yeni bir vaka, yeni bir kriz, yeni bir yüz olmasına rağmen The Pitt’i farklı kılan, bu vakaların tek başına birer “tıbbi hikaye” olmaktan daha öteye gitmesi… Hastalarla birlikte sağlık sisteminin gedikleri, çalışanların kişisel travmaları ve ilişkilerdeki kırılmalar da izleyiciye servis ediliyor. Bir yanda dakikalarca yapılan kalp masajına rağmen kaybedilen bir çocuk, diğer yanda vicdanıyla cebelleşen bir doktor… Bir odada saniyeler içinde girilen büyük bir ameliyat, diğer köşede “bu iş yüküne daha kaç saat dayanabilirim?” sorusu…

Kurgu, epizodik yapısına rağmen birbirine zincirlenmiş karakter hikayeleriyle ilerliyor. Bazen hastalar arka arkaya yığılıyor. Bazen de bir önceki bölümde açılan duygusal yaralar derinleşiyor. Dizinin akışı........

© OdaTV