Sözcük olarak vebal, rahatsızlık veren şey, şiddet, ağırlık, şiddetli yağmur, kötü koku, zarar, sonucu kötü olan olay ve benzeri anlamlar için kullanılmaktadır. Özellikle cahiliye dönemi şairleri olmak üzere pek çok şair, vebal ve türevlerini bu tür anlamlarda kullanmışlardır.

Istılah açısından ise vebal, kötülüğün sonucu olan korkunç ceza, günah ve benzeri anlamlar için kullanılmaktadır.

“Vebal” kelimesi Kur’ân’da dört yerde, onunla aynı kökten gelen “vâbil” kelimesi üç ve “vebil” kelimesi de bir yerde geçmektedir.

“Vebal” ve türevlerinden oluşan bu kelimelerin tümü, aynı anlamı ifade etmektedir. Hemen hemen bütün müfessirler, bu ayetlerde geçen vebal kelimesini, insanların dünya hayatında işledikler suçların/günahların dünyada verilen cezaları diye yorumlamışlardır. Bu günahların ahiretteki bedeli ise azab’tır. Ahirette, ayrıca azap verilecektir.

Maide suresinin 95. ayetinde bildirildiğine göre, hac veya umre için ihrama girenlerin, ihramda iken av hayvanlarını öldürmemeleri gerekir. Şayet bu halde iken herhangi bir av hayvanını öldürürlerse, vebal/ceza olarak bir kurbanı kesmeleri veya o değerde kefaret olarak fakirlere yardım dağıtmaları veyahut da buna bedel olarak oruç tutmaları icap eder. Dikkat edilirse bu cezalar, dünya hayatında yerine getirilmesi gereken cezalardır. Bunlar, vebal diye adlandırılmıştır.

Konu ile ilgili diğer bazı ayetlerin meali şöyledir:

“Onların durumu, kendilerinden yakın bir zaman önce geçmiş ve işlediklerinin vebalını/karşılığını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara can yakıcı azap vardır.” (Haşr 59/15).

“Daha önce inkâr edip de, inkârlarının vebalını/karşılığını tadan kimselerin haberi size gelmedi mi? Onlara, can yakıcı azap vardır.” (Tegabûn 64/5).

“Onlar, işlerinin vebalını/karşılığını tattılar; işlerinin sonu hüsran oldu.” (Talak 65/9).

Bu ayetlerin tümünde inkâra giden, zulmeden, insanlar arasında ayırım yapan, ahlak dışı davranışlarda bulunan toplumların dünya hayatında uğradıkları afat ve felaketlere işaret edilmektedir. İşte bu ve benzeri felaketler, aynı ayetlerde vebal diye haber verilmektedir.

Bir ayette de Firavunun, Allah’ın göndermiş olduğu peygambere karşı gelmesinin neticesinde uğramış olduğu ceza, “vebil” diye adlandırılmıştır. Tefsirciler, bu kelimenin vebal ile aynı kökten geldiğini ve aynı anlamda olduğunu kaydetmişlerdir. Bu ayetin meali şöyledir: “Firavun peygambere karşı gelmişti. Biz de ardından onu bir vebil/çok ağır bir ceza ile cezalandırmıştık.” (Müzzemmil 73/16).

Hz. Muhammed (s.a.v.) de bir hadiste vebal hakkında şöyle buyurmuştur: “Biri, sendeki kusuru öğrenince, dedikodu yaparak seni kötülerse, sen onda bulunan herhangi bir kusurundan dolayı dedikodusunu yapma. Onda bulunan kusurundan dolayı onu kınama, kötüleme. Böylece bu işin vebâli onun üzerinde olur.” (Ebû Davud, Libâs, 24).

Görüldüğü gibi Kur’ân’da, vebal kelimesi dünya hayatında işlenen suç ve günahların bu hayatta verilen cezasıdır. İlk tefsircilerden olan Muhammed b. Cerir et-Taberî (ö. 310/922), bu konu ile ilgili ayetlerin tefsir ve açıklamalarını yaparken, vebal için istenmeyen, hoş olmayan ve genel anlamda kötü olan şey demiştir.

Ayrıca o, vebalın dünya hayatında verilen ceza olduğunu sık sık hatırlatmıştır. Hz. Ali (ö. 40/661) de, pek çok şiir ve açıklamalarında vebal hakkında aynı istikamette bilgiler vermiştir.

Vebalin, dünya hayatında işlenen yanlış ve kötülüklerin yine dünyada görülen cezası olduğuna dair çok sayıda örnek vermek mümkündür. İnsan, bindiği dalı keserse, bir süre sonra kestiği dal ile beraber yere çakılacaktır. Bu, onun işlediği yanlışın acı sonudur.

İnsanlar, çevre temizliğine gereken özeni göstermezse, suyu, havayı kirletirse, yeşili yok ederse, ekoloji bozulur ve yine en çok insanlar zarar görür.

Toplum içerisinde zulüm, haksızlık, ahlaksızlık, insan ayırımı, adaletsizlik ve benzeri şeyler yaygınlaşırsa, insanlar arasında güvensizlik, kin ve nefret gibi arzu edilmeyen şeyler yaygınlaşır ve toplum çöküşe doğru gider. Yöneticilerde yönetimi kaybeder.

Bu ve benzeri şeyler, işlenen hata ve yanlışların sonucu olan birer vebaldir. Bazen bu veballerin sonucu fark edilir, bazen de fark edilmez.

Kaynak: · TURGAY, Nurettin; “Kuran’da Vebal Kavramı”, Dokuz Eylül Ü. İFD. İzmir 2003.

QOSHE - Vebal - Mehmet Gündoğdu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Vebal

5 1 12
19.09.2022

Sözcük olarak vebal, rahatsızlık veren şey, şiddet, ağırlık, şiddetli yağmur, kötü koku, zarar, sonucu kötü olan olay ve benzeri anlamlar için kullanılmaktadır. Özellikle cahiliye dönemi şairleri olmak üzere pek çok şair, vebal ve türevlerini bu tür anlamlarda kullanmışlardır.

Istılah açısından ise vebal, kötülüğün sonucu olan korkunç ceza, günah ve benzeri anlamlar için kullanılmaktadır.

“Vebal” kelimesi Kur’ân’da dört yerde, onunla aynı kökten gelen “vâbil” kelimesi üç ve “vebil” kelimesi de bir yerde geçmektedir.

“Vebal” ve türevlerinden oluşan bu kelimelerin tümü, aynı anlamı ifade etmektedir. Hemen hemen bütün müfessirler, bu ayetlerde geçen vebal kelimesini, insanların dünya hayatında işledikler suçların/günahların dünyada verilen cezaları diye yorumlamışlardır. Bu günahların ahiretteki bedeli ise azab’tır. Ahirette, ayrıca azap verilecektir.

Maide suresinin 95. ayetinde bildirildiğine göre, hac veya umre için ihrama girenlerin, ihramda iken av hayvanlarını öldürmemeleri gerekir. Şayet bu halde iken herhangi bir av hayvanını öldürürlerse, vebal/ceza olarak bir kurbanı kesmeleri veya o değerde kefaret olarak fakirlere yardım dağıtmaları veyahut da buna bedel olarak oruç tutmaları icap eder. Dikkat edilirse bu cezalar, dünya hayatında yerine getirilmesi gereken cezalardır. Bunlar, vebal diye adlandırılmıştır.

Konu ile ilgili diğer bazı ayetlerin meali şöyledir:

“Onların........

© Ocak Medya


Get it on Google Play