Bir önceki yazımızda Kur’an’da ihanet çeşitlerini yazmıştık.

Kur’an’dan sonra hadislerde peygamberimizin ifade ettiği ihanet ve hainlik sayılan konularını da (Kur’an’dakileri tekrar etmeden) yazalım istedik. Buyurun okuyalım.

Kişinin kendisine Hıyânette Bulunması

Yaratıcının insanoğluna bahşettiği en büyük nimetlerden biri, vücut ve organlardır. Vücut, insana temlik olarak değil, emânet olarak verilmiştir. Bu bakımdan Allah‟ın insana verdiği vücudun ve organların yaratılış gayesi doğrultusunda kullanılmaması, onların, Allah‟ın râzı olmadığı şekilde istimal edilmesi hıyânet mânâsını taşımaktadır. (Nisâ, 4/107).

Peygamber efendimiz; “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)

Bütün âyetlerde ve hadîslerde emânete hıyânetin ferdî ahlâk boyutuna dikkat çekilerek vücudun, insanın kendi mâlı olmadığı, istediği gibi kullanma yetkisinin bulunmadığı, kendisine emânet olarak verildiği, bu bakımdan da sadece gerçek sahibi olan Yaratıcının istekleri doğrultusunda kullanılması istenildiği anlaşılmaktadır.

Aksi halde insan, Allah‟ın kendisine emânet olarak bıraktığı vücut emânetini, emânet sahibinin arzuları doğrultusunda kullanmadığında insan kendisine hıyânet etmiş olur. Böylece dünyada ve âhirette huzur ve mutluluğunu kaybeder.

Emânet Bırakılan Bir Eşyayı Sahibine İade Etmemek

Kişinin, uhdesine emânet olarak bırakılan herhangi bir şeyi, sahibine iade etmemesi, o emânete hıyânet olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), bırakılan emânetin olduğu şekliyle iade edilmesini ve hıyânette bulunan kişiye de hâinlik edilmemesini beyan ederek şöyle buyurur: “Sana emânet edene emânetini ver, Sana hıyânet edene de hâinlikte bulunma.”( Ebû Dâvud, Büyû, 79).

Böylece Hz. Peygamber (s.a.v.), bir yandan insanın kendisine emânet edilen bir şeyin sahibine iade edilmesini ve hıyânet edene de hıyânetle mukâbele edilmemesini isterken, öte yandan da emânete hıyânet etmenin de münâfığın vasıflarından olduğunu belirtmiş ve bu şekilde emânete hıyânet etmekten sakındırmıştır. (Buhârî, şehâdet, 2).

Bununla birlikte emânete hıyânet etmenin sosyal ahlâk boyutuna temas edilerek emânete hıyânet etmenin müminin vasfı olmadığı açıkça vurgulanmıştır.

Her konuda ümmetine güzel örnek olan Hz. Peygamber (s.a.v.)‟in vasıflarından biri “el-Emîn/son derece güvenilir kişi” olmasıydı. O güvenilirlikte o derece ileriydi ki, Kureyş müşrikleri, O‟nun peygamberliği konusunda kendisine karşı oldukları halde bile en kıymetli eşyalarını ve cevherlerini Hz. Peygambere emânet etmişlerdi.

Müşrikler, Hz. Peygamberi öldürmek ve vücudunu ortadan kaldırmak üzere karar aldıkları zamanda dahi O (s.a.v.), yanında bulunan bu emânetleri sahiplerine teslim etmek üzere Hz. Ali‟ye vermi, o da sahiplerine iâde etmiştir.

Yalan Söylemek

Bazı hadîslerde kişinin, arkadaşına onun iyi kalpliliğinden istifâde ederek ona yalan söylemesinin büyük hıyânet olduğu ifade edilmektedir.

Nevvâs b. Sem̒ân naklediyor: Rasûlüllah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur: “Kardeşine yalan söz söyleyip de onun da bunu tasdik ederek senin ona bir söz söylemen, büyük hıyânettir”. Bir rivâyette de “Hıyânet olarak sana yeter.”46Ģeklinde nakledilmektedir.( Ebû Dâvud, Edeb, 71)

Bir başka hadîste de verdiği sözü bozan veya yanına emânet olarak bırakılan bir mâla hâinlik eden kişinin hıyânetinin, hâinliğinin alâmeti ve şâhidi olarak âhirette o emânetin sahibi ya- nında bir sancak şeklinde dikileceği ve böyle bir kişinin teşhir edileceği bildirilmiştir. (Buhârî, Cizye,22).

Verilen Sözde Durmamak

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Münâfığın alâmeti üçtür:

“Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.” (Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28).

Kur‟ân-ı Kerim de, Allaha verdikleri sözlerinde durmamaları sebebiyle Allah‟ın lanetine uğrayan İsrailoğulları örnek verilerek: “Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâm (Tevrat)‟ın önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hâinlik görürsün. (Mâide, 5/13)

Ğulûl/Hazine Mâlından Aşırmak

Ğulûl; kelime olarak, mutlak mânâda hıyânet demektir. Gizlilik içinde olan her hangi bir şey konusunda hıyânette bulunan kişi, ğulûl yapmış, hıyânette bulunmuş olur.

Buna “ğulûl” denmesinin sebebi, o şeylere karşı ellerin bağlanmış, yani alınmasının ve kulla- nılmasının yasaklanmış olmasındandır. “Ğull”; asıl itibariyle, esirin ellerinin boynuna bağlandığı demire ve kelepçeye denir. Bu bakımdan alınması yasak olan şeyi almaya “ğulûl” denildiği gibi kasabın, hayvanın derisini yüzerken hıyânet kastıyla deride biraz et bırakmasına da “ğulûl” denmektedir. Yine devlet işinde çalışanların halktan aldıkları hediyelerin adına da “ğulûl” denmektedir.

Yolsuzluk da devlet mâlının çalınması ya da şahsî menfaatler için kullanılmasıdır ki, bu durum, âyetlerde ve hadîslerde “ğulûl” olarak ifade edilmektedir. “Ğulûl” denildiğinde özellikle ganimetten/devlet malından çalmak kastedilmektedir.

Henüz taksim edilmemiş olan ganimet mâlları, devletin mâlı ve umum halkın hakkıdır. Günümüzde bunun karşılığı, devlet mâlını ya da devlet hazinesini ifade etmektedir. Bu bakımdan “Ğulûl” de az ya da çok “devlet malından çalmak”, diğer bir ifadeyle “yolsuzluk” kelimesinin karşılığıdır. Çünkü devlet mâlı, umum halkın mâlı ve hakkıdır. Kişiye veya özele ait mâllardan çalmaya da sirkat denilmektedir.

Kamu malları birer emânettir, iyi korunması ve yerinde kullanılması, zarar verilmemesi gerekir. Aksi halde emânete hıyânet edilmiş olur.

Hadîslerde, devlet mâlına hıyânet etmek yasaklanmış olup bu hıyânetin vahim neticeleri de beyan edilmiştir.

Buna hadîslerden biri de şöyledir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Biz, birisini devlet işine gönderir de devlet mâlından bir şey çalarsa (ğulûl yaparsa), kıyâmet günü onu omzunda taşıyarak gelir.” buyurmuştur.( İbnu Mâce, Zekât, 14)

Az ya da çok devlet mâlından çalmak gerek Kur‟ân‟da gerekse hadîslerde yasaklanmış olup, bunun büyük günah olduğu hususunda âlimler icmâ etmişlerdir. Devlet mâlının umum halkın hakkı olması sebebiyle, bu mâldan çalan, umumun hakkına tecavüz etmiş olmaktadır. Bu bakımdan vebâli de çok büyüktür.

İdâreci Olarak Liyâkatli Olanı Seçmemek

Bazı hadîslerde liyâkatli kişiler varken liyâkatsiz kişilerin iş başına getirilmesinin de hıyânet olarak nitelendirildiği görülmektedir.

Meselâ, Huzeyfe, Hz. Peygamber‟in şöyle buyurduğunu nakleder: “Herhangi bir adam, birisini aralarında ondan daha liyakatlisi bulunduğu halde bile bile on kişiye idareci yapsa Allah‟a Rasûlüne ve İslâm topluluğuna hıyânet etmiş olur.”( Taberânî, M. Kebîr, XI, 114, Suyûtî, el-Câmi, h. no: 2949).

Bu hadîste liyâkatli olan kişinin idareye getirilmemesi hıyânet olarak ifade edilirken, öte yandan liyakati olmayan kişinin de idârecilik istemesi de hıyânet olarak nitelendirilmektedir. Bununla ilgili olarak Ebû Musa (r.a.), Hz. Peygamber‟in şöyle buyurduğunu nakleder: “Allah‟tan korkun, Bize göre, hâinlikte en ileri gideniniz(işin ehli olmadığı halde Bizden)idarecilik isteyeninizdir.”( Suyûtî, el-Câmi, h. no: 130). Bu hadîslerden hareketle hıyânetin yönetimle ilgili boyutunun olduğunun anlaşıldığını söylemek mümkündür.

Görevde Sadece Kendini Düşünmek

Bir topluluğa imam (veya yönetici) olan kişinin sadece kendisi için duâ edip, raiyetindeki insanları ihmal ettiğinde onlara hıyânet etmiş olduğunu ve bu durumun da helâl bir durum olmadığını bildiren Hz. Peygamber (s.a.v.), yönetici konumunda olan ve bir işi yapmak sorumluluğunu üzerine alan kişinin, idaresindeki insanları kendisi gibi düşünüp, kendisi için arzu ettiği şeyi, onlar için de istemesi gerektiğine dikkati çekmiştir. Aksi halde hıyânet etmiş olacağı beyan edilmiştir. (Ebû Dâvud, Tahâret, 43).

Emri Altındakileri/Halkı Aldatmak

Hz. Peygamber (s.a.v.); bir yöneticinin, yönetiminde bulunanları aldatmamasına dikkati çekerek aldatan idarecinin uhrevî neticesini şu şekilde bildirmektedir: “Her hangi bir yönetici (râî), idâresi altındakileri aldatıp hıyânet ederse, o Cehennemdedir.”( Suyûtî, el-Câmi, h. no: 2987).

Böylece yönetme makâmında bulunan kişinin, gerek sadece kendini düşünmesi, gerekse yönetmekle yükümlü olduğu kişileri aldatması bakımından hıyânetin yönetim boyutuna dikkat çekildiği görülmektedir.

Devlet Mâlına Hıyânet Edeni Himâye Etmek

Bazı hadîslerde, devlet mâlından çalmanın sorumluluğu gerektirdiği kadar, çalan birisini himâye edenin de sorumlu olacağı belirtilerek: “Ganimetten mâl aşıran kimseyi gizleyen kimse de onun gibidir.” Buyurulmuştur (Ebû Dâvud, Cihad, 135).

Burada böyle bir işi yapanı gören, onu yapmasına engel olmaya çalışmalıdır. Aksi halde yolsuzluk yapana yataklık yapmış olur ki, âhirette o da çalan gibi suçlu olacak ve onunla birlikte hesaba çekilecektir.

Kur‟ân-ı Kerim‟de de hâinlik yapanlara taraftar olunmaması gerektiği bildirilerek: “Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hâinlerden taraf olma!” buyurulmuştur (Nisâ, 4/105).

İlimde/Bilgide Hıyânet Etmek

İbnu Abbas‟tan nakledilen bir hadîste Rasûlüllah (s.a.v.) “İlim hususunda birbirinize hayırhâh davranın, birinizin ilmi konusundaki hıyâneti, mâl konusundaki hıyânetinden daha şiddetlidir.” buyurmuştur.( Suyûtî, Câmiu‟l-Ehâdîs el-Camiu‟s-Sağîr )

Yani kişinin, bildiği bir ilmi başkasına öğretmemesi ya da gerçeği bildiği halde gerçek dışı şeyleri öğretmesi, kişiyi yanlışa yönlendirmesi o kişinin ilim konusunda hıyânet etmesidir. Bunun, emânet aldığı her hangi bir mâlda yapacağı hıyânetten daha büyük bir hıyânet olduğu anlatılmış olmaktadır.

Sonuç

Hıyânet, gerek Allah tarafından, gerekse insanlar tarafından, insana emânet bırakılan maddî ve mânevî şeylerin, olduğu şekilde sahibine iade edilmemesidir.

Hıyânet, hem güven verme, hem de Allah‟a samimi olarak inanma anlamında olan “iman”ın zıddıdır. Bu sebeple olmalıdır ki, Hz. Peygamber, hıyânet sıfatının, münâfığın vasıflarından olduğunu bildirmiştir.

Bütün insanlığa müjdeci ve uyarıcı olarak gönderilen Hz. Peygamber (s.a.v.), her konuda olduğu gibi, ister Allah tarafından olsun, isterse kullar tarafından olsun, insana verilen maddî-mânevî her türlü emânetin en güzel şekilde muhafaza edilerek emânete hıyânet edilmemesini ve emânetin sahibine iade edilmesi gerektiğini, hem kendi uygulamalarıyla, hem de tavsiyeleri ile ümmetine öğretmiştir.

Bunu yaparken de hıyânet etmenin sadece dünyevî sonuçlarını değil, uhrevî sonuçlarını da açıklayarak hıyânet edilmemesi konusunda çok dikkatli ve hassas davranılmasını ümmetin den istemiştir.

Emânete hıyânet etmeme konusundaki hadîsler -gerek birey, gerekse toplum açısından- incelendiğinde Hz. Peygamber‟in, her akl-ı selim sahiplerinin kabul edebileceği evrensel değerler ortaya koyarak erdemli bireylerden meydana gelen bir toplum oluşturmayı ve mükemmel bir medeniyet tesis etmeyi hedeflediği görülmektedir.

Nitekim Hz. Peygamber‟in bizâtihî kendisi de bu hedefe uygun olarak münevver bir toplumu (Medine-i Münevvere‟yi) tesis emiştir.

Hz. Peygamberin gönderiliş gayelerinden en önemli birisi, toplumun yok olmasına sebep olan kötülükleri ortadan kaldırarak onun yerine güzel ahlâkı yerleştirmek ve bu sâyede huzurlu bir toplum oluşturmaktır. Bu bakımdan emânete hıyânet etmeme ile ilgili hadîsler, Hz. Peygamber‟in, toplumda cereyan edip bireyi ve toplumu rahatsız eden olumsuzlukları, haksızlıkları ortadan kaldırarak sosyal hastalıkların tedâvisi hususunda sosyoterapi icrâ ettiğini açıkça göstermektedir.

Kaynak:Adem Dölek, Hadisleri Işığında Hıyanetin Boyutları

QOSHE - Hadislerde Hıyanet Kavramı - Mehmet Gündoğdu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hadislerde Hıyanet Kavramı

8 1 0
28.09.2022

Bir önceki yazımızda Kur’an’da ihanet çeşitlerini yazmıştık.

Kur’an’dan sonra hadislerde peygamberimizin ifade ettiği ihanet ve hainlik sayılan konularını da (Kur’an’dakileri tekrar etmeden) yazalım istedik. Buyurun okuyalım.

Kişinin kendisine Hıyânette Bulunması

Yaratıcının insanoğluna bahşettiği en büyük nimetlerden biri, vücut ve organlardır. Vücut, insana temlik olarak değil, emânet olarak verilmiştir. Bu bakımdan Allah‟ın insana verdiği vücudun ve organların yaratılış gayesi doğrultusunda kullanılmaması, onların, Allah‟ın râzı olmadığı şekilde istimal edilmesi hıyânet mânâsını taşımaktadır. (Nisâ, 4/107).

Peygamber efendimiz; “Hiçbir kul, kıyamet gününde, ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)

Bütün âyetlerde ve hadîslerde emânete hıyânetin ferdî ahlâk boyutuna dikkat çekilerek vücudun, insanın kendi mâlı olmadığı, istediği gibi kullanma yetkisinin bulunmadığı, kendisine emânet olarak verildiği, bu bakımdan da sadece gerçek sahibi olan Yaratıcının istekleri doğrultusunda kullanılması istenildiği anlaşılmaktadır.

Aksi halde insan, Allah‟ın kendisine emânet olarak bıraktığı vücut emânetini, emânet sahibinin arzuları doğrultusunda kullanmadığında insan kendisine hıyânet etmiş olur. Böylece dünyada ve âhirette huzur ve mutluluğunu kaybeder.

Emânet Bırakılan Bir Eşyayı Sahibine İade Etmemek

Kişinin, uhdesine emânet olarak bırakılan herhangi bir şeyi, sahibine iade etmemesi, o emânete hıyânet olmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.), bırakılan emânetin olduğu şekliyle iade edilmesini ve hıyânette bulunan kişiye de hâinlik edilmemesini beyan ederek şöyle buyurur: “Sana emânet edene emânetini ver, Sana hıyânet edene de hâinlikte bulunma.”( Ebû Dâvud, Büyû, 79).

Böylece Hz. Peygamber (s.a.v.), bir yandan insanın kendisine emânet edilen bir şeyin sahibine iade edilmesini ve hıyânet edene de hıyânetle mukâbele edilmemesini isterken, öte yandan da emânete hıyânet etmenin de münâfığın vasıflarından olduğunu belirtmiş ve bu şekilde emânete hıyânet etmekten sakındırmıştır. (Buhârî, şehâdet, 2).

Bununla birlikte emânete hıyânet etmenin sosyal ahlâk boyutuna temas edilerek emânete hıyânet etmenin müminin vasfı olmadığı açıkça vurgulanmıştır.

Her konuda ümmetine güzel örnek olan Hz. Peygamber (s.a.v.)‟in vasıflarından biri “el-Emîn/son derece güvenilir kişi” olmasıydı. O güvenilirlikte o derece ileriydi ki, Kureyş müşrikleri, O‟nun peygamberliği konusunda kendisine karşı oldukları halde bile en kıymetli eşyalarını ve cevherlerini Hz. Peygambere emânet etmişlerdi.

Müşrikler, Hz. Peygamberi öldürmek ve vücudunu ortadan kaldırmak üzere karar aldıkları zamanda dahi O (s.a.v.), yanında bulunan bu emânetleri sahiplerine teslim etmek üzere Hz. Ali‟ye vermi, o da sahiplerine iâde etmiştir.

Yalan Söylemek

Bazı hadîslerde kişinin, arkadaşına onun iyi kalpliliğinden istifâde ederek ona yalan söylemesinin büyük hıyânet olduğu ifade edilmektedir.

Nevvâs b. Sem̒ân naklediyor: Rasûlüllah (s.a.v.) Şöyle buyurmuştur: “Kardeşine yalan söz söyleyip de onun da bunu tasdik ederek senin ona bir söz söylemen, büyük hıyânettir”. Bir rivâyette de “Hıyânet olarak sana yeter.”46Ģeklinde nakledilmektedir.( Ebû Dâvud, Edeb, 71)

Bir başka hadîste de verdiği sözü bozan veya yanına emânet olarak bırakılan bir mâla hâinlik eden kişinin hıyânetinin, hâinliğinin alâmeti ve şâhidi olarak âhirette o emânetin sahibi ya- nında bir sancak şeklinde dikileceği ve böyle bir kişinin teşhir edileceği bildirilmiştir. (Buhârî, Cizye,22).

Verilen Sözde Durmamak

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Münâfığın alâmeti üçtür:

“Konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünde durmaz. Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.” (Buhârî, Îmân 24,........

© Ocak Medya


Get it on Google Play