Hacı Bektaş-ı Veli’ye nispet edilen, XIII. yüzyılda Kalenderîlik içinde teşekküle başlayıp XV. yüzyılın sonlarında Hacı Bektâş-ı Velî an‘aneleri etrafında Anadolu’da ortaya çıkan bir tarikatın adıdır.

Hacı Bektaşi Veli’nin gerçek ismi, Seyid Muhammed bin İbrahim Ata’dır. Lokman Parende’den ilk eğitimi almış ve Ahmet Yesevi öğretlerini takip etmişti. Ondan dolayı Yesevi’nin ‘halife’si olarak kabul edilmektedir.Anadolu’ya geldikten sonra kısa zamanda tanınarak kıymetli talebeler yetiştirdi.

Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş-ı Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

Hacı Bektaş-ı Veli kendisinin de bağlı olduğu “Ahilik Teşkilatı” ile, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulundu. Osmanlı sultanları yanında, halk tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

İşte Hacı Bektaş-ı Veli’nin sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara “Bektaşi” denildi.

Aslında Bektaşi Tarikatı da diğer tarikatlar gibi klasik bir tasavvufi tarikattır ve tamamen İslâmî bir kimliğe sahiptir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin tasavvufa dair en önemli eserlerinden biri olan “ Makalat”isimli risalesi bunun şahididir.

Çünkü Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Makalat”ın asıl nüshaları incelendiğinde, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıktığı görülür.

Sultan II. Mahmut tarafından 1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanması sonrasında kendilerini tanıtıcı bir kelime olarak Bektaşiler tarafından Alevi kelimesinin kullanılmaya başlandığı da bilinmektedir.

Onun için ülkemizde Aleviler denilince bundan Bektaşiler kastedilmektedir. Çünkü Alevi kelimesi, Bektaşi kelimesi yasaklandıktan sonra, onun yerine kullanılmaya başlanmıştır.

Hz. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi, tevella (Ehl-i Beyt’i sevenleri sevme) ve teberra (Ehl-i Beyt’i sevmeyenleri sevmeme) gibi Aleviliğin temel esaslarına bağlı oluşları dolayısıyla Bektaşiliğe Alevilik denilebilir.

Ancak Türkiye’de her Bektaşi Alevi olduğu halde, her Alevi, Hacı Bektaş’ı Horasan Ereni sayıp hürmet etmesine rağmen, Bektaşi değildir.

Özellikle de 1990 sonrasında Alevi kelimesinin, Bektaşi, Halveti, Kalenderi, Torlak, Nusayri, Ateist, Ateşperest, güneşe tapan gibi, bir biri ile yan yana dahi gelmeleri mümkün olmayan, dini, felsefi gurupların hepsine şamil olacak şekilde, karma bir deyim olarak kullanılmaya çalışıldığı da görülmektedir. Alevi kelimesinin hatta solcu, sosyalist, azınlık ırkçısı anlamlarında bile kullanıldığına şahit olunmaktadır. Bu sebeple de kimin hangi Alevilikten veya nasıl bir inançtan bahsettiği anlaşılamamaktadır.

Aleviler için Fuat Köprülü ile kullanılmaya başlayan ve günümüzde de daha çok Fransız tarih ekolüne mensup olanlarca ifade edilen heteredoks deyiminden; Sünni olmayan anlamı mı, yoksa İslamiyetten bozulma, sapık, yoldan çıkmış anlamı mı kast edildiği izaha muhtaç görünmektedir.

Alevi yazar Rıza Zelyut’a göre Bektaşilik ile Alevilik arasında bir fark bulunmamaktadır. Ona göre, Hacı Bektaş Veli, Anadolu Aleviliği’nin büyük piridir. Onun genelde kendine özgü bir tarikat veya yol yaratması da yoktur. Büyük pir Alevi’dir, der.

Bize göre, Alevilik ile Bektaşilik arasında özellikle on altıncı yüzyıldan sonra bir farklılaşma meydana gelmiştir. Bu günkü haliyle aralarında bulunan ayrılıklardan bir kısmı şunlardır:

Her iki grubun temel inançları bir birine benzerlik arz etmekle beraber sosyal yapıları ayrıdır. Kızılbaşlar/Aleviler yüzyıllar boyunca genellikle aşiret çevrelerinden gelen ve kırsal alanda yaşayan gruplar olup, Bektaşiler şehir merkezlerinde yaşayan ve daha çok eğitimli kimselerin oluşturduğu yapıdır.

Her iki grup da Hacı Bektaş Veli’yi sevip saymalarına rağmen Aleviler Hacı Bektaş Dergah’ına değil, Peygamber soyundan geldiklerine inandıkları ocaklara bağlıdırlar.

Aslında Bektaşilik bir tarikat olduğu için, bu tarikatın yollarına uyan herkes Bektaşi olabilir. Ama Alevilik soya bağlıdır ve ancak ana-babası Alevi olan kişi Alevi olabilir.

Alevilik ve Bektaşilik hakkında bir çok eser yazmış olan F.R.Haslok, Aleviler ve Bektaşiler arasında inanç konusu ile ilgili şöyle bir farktan bahseder: Aleviler, Beşinci İmam Muhammed Bakır’dan (Abbasiler’e karşı çıkmış ve şehid edilmiş) el tuttuklarını öne sürerlerken, Bektaşiler, pirleri olmak üzere Altıncı İmam Cafer-i Sadık’a (Abbasiler’in yanında yer almasada, en azından muhalefet etmemiş) bağlı olduklarını iddia ederler.

Bizim bu noktadaki görüşümüz, Alevilik siyasi yönü ağırlıklı itikadi bir Mezheptir.

Bektaşilik; Mevlevilik, Kadirilik ve Rufailik gibi klasik bir (silsileleri Hz Aliye dayanan manasında) Alevî Tarikattır.

QOSHE - Bektaşî-Bektaşilik - Mehmet Gündoğdu
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Bektaşî-Bektaşilik

3 1 6
22.08.2022

Hacı Bektaş-ı Veli’ye nispet edilen, XIII. yüzyılda Kalenderîlik içinde teşekküle başlayıp XV. yüzyılın sonlarında Hacı Bektâş-ı Velî an‘aneleri etrafında Anadolu’da ortaya çıkan bir tarikatın adıdır.

Hacı Bektaşi Veli’nin gerçek ismi, Seyid Muhammed bin İbrahim Ata’dır. Lokman Parende’den ilk eğitimi almış ve Ahmet Yesevi öğretlerini takip etmişti. Ondan dolayı Yesevi’nin ‘halife’si olarak kabul edilmektedir.Anadolu’ya geldikten sonra kısa zamanda tanınarak kıymetli talebeler yetiştirdi.

Hayatının büyük bir kısmını Sulucakarahöyük’te (Hacıbektaş) geçiren Hacı Bektaş-ı Veli, ömrünü de burada tamamlamıştır. Mezarı, Nevşehir iline bağlı Hacıbektaş ilçesinde bulunmaktadır.

Hacı Bektaş-ı Veli kendisinin de bağlı olduğu “Ahilik Teşkilatı” ile, Osmanlı Devleti’nin kuruluş devrinde Anadolu’da sosyal yapının gelişmesinde önemli katkılarda bulundu. Osmanlı sultanları yanında, halk tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

İşte Hacı Bektaş-ı Veli’nin sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara “Bektaşi” denildi.

Aslında Bektaşi Tarikatı da diğer tarikatlar gibi klasik bir tasavvufi tarikattır ve tamamen İslâmî bir kimliğe sahiptir. Hacı Bektaş-ı Veli’nin tasavvufa dair en önemli eserlerinden biri olan “ Makalat”isimli risalesi bunun şahididir.

Çünkü Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Makalat”ın asıl nüshaları incelendiğinde, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıktığı görülür.

Sultan II. Mahmut tarafından 1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanması sonrasında kendilerini tanıtıcı........

© Ocak Medya


Get it on Google Play