menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sağlıkta Çöküşün Öteki Öyküleri 7

37 0
19.03.2026

Hekimlerin NGO’sunun düzenlediği bir panelin başlığı/konusu: “Özel Hekimlikte Neler Oluyor?”; dijital afişi dikkatli okuyunca panel değil “etkinlik” olarak tanımlandığını gördüm; yanlış okumadan dolayı yanıldığımı kabullenmekle birlikte “etkinlik” tanımının bu bağlamda daha doğru olduğunu paylaşmak isterim!

Bu sorunun yanıtlanma sürecine masanın karşı tarafından (gibi) naçizane katkı sunmak amacıyla birkaç kendileri de hekim olan arkadaşlarımın yakın tarihli –hemen hemen etkinliğin düzenlendiği günlerde yaşadığı-  birazcık mizahi birkaç öteki “özel” öyküsünü paylaşmak isterim.

Başlarken “öykülerde” adları verilmese de sanlarıyla yer alan tüm hekimlerin sol/sosyalist olduklarını –iddiaları bu- itinayla not edelim. Ve ekleyelim: bir ateist olarak tanrıdan dileğim odur ki tanrı hiçbir sosyalist –olduğunu iddia eden- hekimi ‘özel’ muayenecilikle sınamasın;  kuşkusuz zorlu bir sınav! 

Kendisini muayene eden –aynı zamanda iki seneden beri tedavi sürecini izleyen- doktoru daha önceki tüm gelişlerinde yaptığı gibi, unutacağını ya da kaçacağını mı sanıyor acaba, çıkışta sekreterinin oturduğu masaya yöneltir hastasını ve her zamanki gibi, bir önceki hastasında ya da hastamızın daha önceki “ziyaretlerinde” olduğu gibi, hastasının peşinden gelerek emin olmak ister gibi! Burada sözü sekreter alır ve bu arada sırasını bekleyen diğer özel muayene hastaları da başlarına geleceği önceden duyma çabasında sessizliğe bürünür. 

“On bin dört yüz lira” der sekreter kendisi de hekim olan hastaya. Paranın “gelişinden” emin olmak üzere hemen arkalarında dikilen, “paranın hareketini” görmek istercesine gözlerini hastanın açılan çantasına dikmiş anlı şanlı prof doktorumuz ise “mütevazı bir deontoloji/etik” gösterisi yapma fırsatını kaçırmak istemez, verilen es’te araya girer “ama sizden hekim olduğunuz için on bin lira alacağız”!

Metnin, kurgunun çok önceden çalışıldığı, kaçınılmaz alışveriş anına iyi hazırlanıldığı bellidir, “hoca” konuşmasını tamamlar tamamlamaz sekreter yeniden söz alır “tabii peşin verirseniz, eğer kartla ödeyecekseniz on bir bin lira” Hekim hastamız ise “durumu” sessizce “içselleştirmekte” ve kabullenmektedir. İşin doğası bu! Para ödenir; peşin olarak… Ardından tedavi-izlem sürecinin bir parçası olan “girişim” için özel hastaneden randevu alma “işine” geçilir tarih ve saat konusunda –hocamızın “uygun olduğu” tarih ve saat; çünkü hocamız aynı zamanda kamuda çalışmaktadır- anlaşılır ve konuşma yine para meselesine gelir; hoca da sekreterde daha bi rahattırlar sanki; para ses çıkarılmadan ödenmektedir; belki de çaresizlikten! Otuz bin liradır işlem için özel hastaneye ödenecek para; “ne yazık ki doktor indirimi burada uygulanamıyor”; kendi alanları değil, “saatlik kiralama” meselesi! Otuz bin lira girişimin ardından hocaya elden teslim edilecektir; bu “ayrıntı” hasta unutmasın diye birkaç kez tekrarlanır. Özel hastane ile “özel” hocamız arasındaki “saatlik kiralama bedeli” hastanın sorunu değildir kuşkusuz! Birkaç günlük ülke randevu sistemine göre oldukça kısa sayılabilecek bir bekleyişin ardından özel hastanemizde girişim gerçekleşir, hasta daha anestezi etkisinden tam sıyrılmamışken hocamız odaya girer ve “her şeyin iyi gittiğini” söyleyerek bu tekrar müjdesinin ederini elden alır; hasta ayılma çabasında iken para itinayla sayılır. Şimdi sıra hastanın hastalığı ile ilgili heyet raporlarını –ve tabii ancak bu raporlarla alınabilecek oldukça pahalı ilaçları- almaya gelmiştir. 

“Özel” hekimimiz kentteki kamuya ait bir fakültede hocadır aynı zamanda; tekrarlayalım. Hastamızı oraya yönlendirir,........

© Nokta Haber Yorum