Çöküşün altında ezilen bir yıl! |
“Yeni yıl”, ülkemizde seküler yapıdaki toplumun bir kesiminin, üzerinde “ahkâm kestiği” bitmez tükenmez konulardan birisidir. Oysa, Hristiyan dünyasının, Hz. İsa’nın doğumuna atfen, yılın sonunda 24-25 Aralık’ta kutladığı “Noel” (dinsel bayram) ile Miladî takvime göre doğal bir döngüyü simgeleyen Aralık ayının son gecesindeki “yeni yıl” kutlamaları farklıdır. Bu kutlamaların, Orta Asya’dan Balkanlara dek uzanan geniş bir coğrafyada, Türkler ve diğer halklar tarafından her yıl 21 Mart’ta kutlanan “Nevruz” bayramından – Ergenekon’dan çıkış efsanesi ayrı tutulacak olursa – bir farkı yoktur. Çünkü Nevruz da bir bakıma yeni bir yılın başlangıcını işaret eden geleneksel bir kutlamadır.
Söz konusu yeni yıl kutlamalarının biçimsel yönü kişiseldir. Bu nedenle kişiler, kutlar veya kutlamaz, ya da nasıl kutlarsa kutlar! Ancak “yeni yıl” bizlere önce kişisel olarak, geride bırakılan yılın içtenlikli bir muhasebesini yapma, varsa hatalardan ders çıkarma, sürdürülen yakın veya uzak ilişkileri gözden geçirme ve böylece yeni yılda daha doğru ve bilinçli adımlar atma fırsatını da verir. Ayrıca insan, içinde yaşadığı toplumun bir parçası, diğer bir deyişle “toplumsal bir varlık” olduğuna göre; anılan muhasebenin toplum açısından da yapılması gerekir.
O halde, kendi toplumumuz açısından bir muhasebe yapacak olursak; gördüğümüz, tam anlamıyla bir çöküştür! 1980’lerde başlayan ve son yirmi üç yıldır, özellikle de “tek........