Yeraltından Yükselen Işık: 110 Madencinin Açtığı Gedik

Bazı zaferler vardır; sayılarla anlatılamaz, bilanço kalemlerine sığmaz. Çünkü o zafer, yalnızca alınmış bir ücretin, kazanılmış bir hakkın değil; görünmez bir düzenin çatlamasının işaretidir. Ankara’da direnen Doruk maden işçilerinin mücadelesi de böyle bir eşiğe denk düştü. Yeraltında kararan ellerin, yeryüzünde görünür kıldığı şey yalnızca sömürü değildi; aynı zamanda geç kapitalizmin giderek sertleşen, kabalaşan ve nihayetinde zorla kendini dayatan yüzüydü.

Bugünün kapitalizmi artık klasik anlamıyla yalnızca piyasa ilişkileri üzerinden işlemiyor. Rekabetin, sözleşmenin, ücretin “serbest” dolaşımı çoktan aşınmış durumda. Onun yerini, giderek daha çıplak bir el koyma mantığı alıyor. Bu mantık, yalnızca üretim sürecinde artı değerin çekilip alınmasıyla sınırlı değil; doğrudan doğruya emeğin karşılığının gasp edilmesiyle işliyor. İşçinin çalışıp da ücretini alamaması, bir “aksaklık” değil; yeni rejimin kendisidir.

Tam da bu noktada, Şebnem Oğuz’un sosyal medya hesabından işaret ettiği çerçeve, yaşananları anlamak açısından belirleyici bir açıklık sunuyor. Oğuz’un vurguladığı gibi, Türkiye’de sermaye birikimi artık yalnızca ekonomik süreçlerle değil, doğrudan siyasal müdahalelerle yeniden kuruluyor. Olağanüstü Hal döneminde çıkarılan KHK’lerle şirketlere el konulması, bu varlıkların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu aracılığıyla yeniden dağıtılması ve sadakat ilişkileri üzerinden yeni sermaye bloklarının oluşturulması, ekonominin siyasal iktidar tarafından yeniden mühendisliğe tabi tutulduğunu gösteriyor.

Bu tablo, klasik faşizm analizlerinin ötesine geçen bir durumu........

© Nokta Haber Yorum