Etten Duvarın Ardındaki Yemin

Bir ülkenin adalet bakanı, göreve başlarken yemin kürsüsüne doğru yürür. Normal koşullarda bu yürüyüş, devletin sürekliliğini, hukukun vakarını ve kamusal meşruiyetin sessiz gücünü temsil eder. Oysa bazen bir fotoğraf, bütün metinleri susturur.

Muhalefetin itirazları arasında, iktidar milletvekillerinin çemberi içinde, adeta etten bir duvarın ardında edilen bir yemin… Bu manzara, yalnızca bir siyasi gerilim anı değildir. Bu, adalet fikrinin sembolik olarak nasıl kuşatıldığını gösteren bir sahnedir.

Adalet, korumaya alınarak icra edilecek bir makam mıdır?
Yoksa adalet, tam tersine, herkesi koruyan ve kimsenin korumasına ihtiyaç duymayan bir ilke midir?

Yemin, bir söz verme eylemidir. Ama aynı zamanda bir bağlanma biçimidir. Söz, yalnızca dile değil; bir toplumsal mutabakata, ortak bir vicdana, görünmeyen bir sözleşmeye verilir.

Eğer o söz, daha başlarken bir tarafın alkışları ve diğer tarafın protestoları arasında, fiziki bir savunma hattının arkasında ediliyorsa; orada yalnızca bir kişinin değil, bir kavramın da korunmaya çalışıldığı hissi doğar.

Adalet, tarafsızlık iddiasıyla var olur. Oysa tarafların bedenleriyle çevrelediği bir kürsü, ister istemez şu soruyu sordurur: Bu yemin, bütün yurttaşlara mı edildi; yoksa bir çoğunluğun iradesine mi?

Demokrasi, çoğunluğun tahakkümü........

© Nokta Haber Yorum