menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyilik Bir İnanç Meselesi Değil, Bir Düzen Meselesidir

9 1
yesterday

Din mi iyi insan yaratır, yoksa insanın iyiliği toplumsal koşulların ürünü müdür? Bu soru, yüzyıllardır felsefenin, siyasetin ve ahlak tartışmalarının merkezinde durur. Bugün yeniden gündeme gelmesinin nedeni ise Bilal Erdoğan’ın, “dindar olan insan iyidir” yargısının toplumda güçlendirilmesi gerektiğine dair sözleridir. Bu ifade, masum bir ahlaki temenni gibi sunulsa da, aslında çok daha derin bir ideolojik iddiayı içinde taşır: İyiliğin kaynağını toplumsal ilişkilerden, maddi koşullardan ve sınıfsal çelişkilerden koparıp, onu tekil bir inanç biçimine ve kimliğe bağlama iddiasını.

Oysa insan, doğası gereği ne iyi ne kötüdür. İnsan, içinde yaşadığı toplumsal düzenin ürünüdür. Üretim ilişkileri, emek süreci, mülkiyet biçimleri ve iktidar yapıları, insan davranışlarının sınırlarını ve yönünü belirler. Açlıkla sınanan bir işçinin ahlakı ile bolluk içinde yaşayan bir sermayedarın ahlakı aynı terazide tartılamaz. İyilik, soyut bir vaazın değil; somut yaşam koşullarının içinde şekillenir. Bu nedenle ahlak, gökten yere inmez; yerden, yani toplumdan doğar.

“Dindar insan iyidir” yargısı, ilk bakışta iyiliği teşvik eden bir söylem gibi görünse de, aslında ahlakı özelleştirir ve tekelleştirir. İyilik, belli bir kimliğe, belli bir inanç biçimine zimmetlenir. Böylece iyiliğin dışında kalan geniş bir insanlık alanı da örtük biçimde “eksik”, “şüpheli” ya da “ahlaken sorunlu” ilan edilir. Bu, ahlakın evrenselliğini değil, ahlak üzerinden kurulan bir hiyerarşiyi besler.

Tarih bize şunu açıkça gösterir: Dinler,........

© Nokta Haber Yorum