We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Akl-ı Selim ve Devlet Aklı (Tarihteki Katliamlar Kaçınılmaz mıydı?)

2 1 0
11.06.2021

“Tarihin tunç kanunu” gibi anlayışlar solcularımızda yaygın olduğu gibi anarşistlerimizde bile epeyce yaygındır. Bu anlayışa göre, tarihin bazı “tunç kanunları” vardır, ne yaparsanız yapın bu “kanunun” emrettiği olayların ya da gelişmelerin önüne geçemezsiniz, olacaklar olmak zorundadır; tarihin seyrini değiştirmek mümkün değildir; insanların iradesi tarihin seyri karşısında bir hiçtir; o anki güç sahibi liderler bile aslında tarihin iradesine boyun eğerler, bundan başka bir şey yapmak gelmez ellerinden; devlet aklının emrettikleri neyse o yönde hareket ederler, eğer etmezlerse tarih onları süpürüp atar ve bunu yapacak olanları işbaşına geçirir. Bu, “Tanrı emri” gibi bir tarih anlayışıdır ve insan iradesine sıfıra indirir.

Ve yanlıştır. Ben “devlet aklına” değil, akl-ı selime inanırım. Devletin ya da örgütlerin başındakiler “devlet aklına” karşı koyabilecek biraz akl-ı selime sahip olsalar korkunç trajedilere yol açan olaylara, tarihte gördüğümüz katliamlara mani olabilirlerdi, hele sahip oldukları güç dikkate alınırsa bunu yapmaları işten bile değildi. Örneklere geçelim.

1915 Ermeni Soykırımı: Aslında Ermeniler 1908 Devrimi’nden önce İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin en büyük müttefikleriydi, 1908 Devrimi’nin gerçekleşmesinde büyük payları vardı. Fakat İttihat ve Terakki iktidara oturur oturmaz iktidar semptomları göstermeye başladı ve etnik temizlik takıntısına kapıldı. Bu bir yana, Ermenilerin I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın desteğini almasından korkuya kapıldıkları bir gerçektir. “Tehcir” denilen ve sonrasında soykırıma dönüşen olayın tetikleyicisi bu korku oldu. Oysa İttihat ve Terakki iktidarının önderlerinden birkaçı böyle bir korku yüzünden kadim bir Anadolu halkına tehcire göndermenin bizatihi o toprakların ölümü anlamına geleceğini söylese ve iktidarı bu yoldan çevirseydi çoluk çocuk o kadar insan ölmeyecekti ve eğer Ermenilere dostça yaklaşılsa, sanıldığının tersine Ermeni halkının büyük çoğunluğu Rusya’nın savaş etkinliklerine destek vermeyecekti. Kısacası, bunu görebilmek için Osmanlı’nın o zamanki yöneticilerinin ya da İttihat Terakki üst yönetiminin birazcık akl-ı selime sahip olması yeterliydi. Ne yazık ki o kadarı bile yoktu.

Kronstadt Kırımı: Kronstadt bahriyelileri 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinin temel gücüydü. Devrimden sonra da, İç Savaş sırasında Kızıl Ordu’nun Beyazlar karşısında zaafa düştüğü her yerde öncü savaş müfrezeleri olarak Kronstadtlılar sevk edilmiş ve gözü karalıklarıyla Beyazları yenilgiye uğratmışlardır. Fakat izinli olarak köylerine gittiklerinde “ürüne el koyma” müfrezelerinin köyleri nasıl talan ettiklerini ve köylüleri aç bıraktıklarını ana babalarından dinlemişlerdir. Ayrıca Bolşeviklerin yönetim şeklinden de memnun değillerdi ve başlarındaki komiserler rejimine “komiserokrasi” adını takmışlardı. Sonunda Petrograt işçilerinin grevlerini ve direnişlerini destekleyen bir bildiri yayınlayarak tek parti rejimine ve “savaş komünizmi”ne son verilmesini, basın özgürlüğünün tanınmasını istediler. Rejim adına Kotlin adasına gelen Kalinin’i kendi bandolarıyla karşıladılar. Fakat Kronstadt komiseri Kuzmin’in tahrik edici konuşmalarıyla ortalık yeniden gerildi. Kronstadt o andan itibaren isyan etmiş sayıldı ve üzerine on binlerce kızıl ordu piyadesi sürüldü buzlar üzerinden. Her iki taraftan da toplam yirmi bin insan öldü ve Kronstadt isyanı kanla bastırıldı. Kısa özet bu.

Aynı günlerde SBKP’nin 10. Kongresi toplandı ve........

© Nokta Haber Yorum


Get it on Google Play