Karanlık, Zifir Karanlık???
Irak bir ülkede yorgun bir günün ardından, yabancı bir dil konuşan insanlarla saatlerce toplantı yapmış, havanın geç kararmasını fırsat bilip atmışsınız kendinizi yabancı sokaklara... Karnınız aç. Olsun. Yolunuzu kaybetmişsiniz, yoldaki polis sizi anlamıyor ki yol tarif etsin.
Dik bir yokuş, parke taş döşeli. Hadi çıkalım yokuşu.
Dizlerinizin dermanı bittiğinde masal dünyası açılır önünüzde. Orta çağ temalı bir sokak, sur duvarlarının dibinde. Haydaa, ne alaka şimdi. 72 milletin çalgıcısı, yemekçisi, ikramları , ıvır zıvırı ve eğlenen insanları.
Ya o yokuşu çıkmayaydım.
...
Epey bi zaman önce eşim doğum günüm için bir yemek bileti almış, "karanlıkta yemek". Püff, ne alaka şimdi, gitmesek mi? Menü bile belli değil. Yok yemek seçmem de bilmek isterim, sürprizleri sevmem. Mi acaba. Niye gittin o zaman. Bilmem, vardır bir hikmeti. En kötüsü yemekten sonra söylenirim eşime.
...
Dar bir caddede bir binanın 2. katına çıktık. Bi sürü insan bekleşiyor, saat geldi. Cep telefonu, cüzdan, ceket, şapka, saat ne varsa koyduk bir dolaba.
Yav noluyoruz ben paranoyak bir adamım. Ya giderse emanetler? Tamam unut şimdi, yemeğe odaklan (içinden söylenmek serbest, 'Niye getirdin beni buraya, şöyle güzel bir kebap olsa noolurdu yani'.)
Dar merdivenlerden bodruma iniyoruz, kalın siyah bir perdenin önünde bekleşiyoruz (kesime giden kuzular gibi?, abartma).
Biri geliyor, sıradaki elini omzuma koysun , digerleri de kendi önündekinin! 5 kişi gelecek.
...
Perde aralanıyor, içeri giriyoruz. Ve YOKLUĞUN, HİÇLİĞİN........
