menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ormanlarımız, Eko-Sistem, İklim Değişikliği ve Orman Yangınlarının Etkileri

5 0
11.01.2026

Bu yazımızda, en değerli varlıklarımızdan “ormanlar” konusu üzerinde duracağız. İnsanın doğa ile ilişkisinden giriş yapıp orman varlığımıza ve ormanlarımızı tehdit eden risklere odaklanacağız. İklim değişikliği mi iklim değiştirilmesi mi? Bilimsel literatüre iklim değişikliği diye geçen sürecin ormanlarımız üzerindeki etkilerini ve orman yangınlarının yarattığı olumsuz etkileri özetleyeceğiz. Elbette bir yazıda konunun tüm detayları ele alınamaz. Temel amacımız duyarlılık ve farkındalığımızı yüksek seviyede tutmak, yakın tarihli literatürden haberdar olmak.

İnsanın doğa ile olan ilişkisinde iki yol kendisini belli eder. İnsanın doğa üzerine hâkim olduğu görüşü üzerinden İnsan Merkezcilik (Antroposantrizm) ve insanın doğanın bir ürünü olarak doğa yasalarına bağlı ve saygılı bir şekilde yaşaması gerektiği görüşü; Doğa Merkezcilik (Ekosantrizm). İnsan merkezcilik, insanı evrenin merkezi ve diğer tüm canlılardan üstün olarak görür. Doğayı, insan ihtiyaçları ve çıkarları doğrultusunda kullanılacak bir kaynak olarak değerlendirir. Antik Yunan felsefesi ve Hümanizm insan merkezcilik düşüncesini güçlendirmiştir. Orta Çağ Hristiyanlığı, doğayı insanın hizmetinde ve Tanrı’nın yansıması olarak konumlandırmıştır. Sanayi Devrimi ile kapitalist ideolojiler doğanın metalaştırılmasını yaygınlaştırmıştır. Doğa merkezcilik, doğanın insan dışındaki tüm varlıklarla birlikte içsel bir değeri olduğunu öne sürer. Bu yaklaşım ekosistemlerin korunmasını ve türlerin çıkarlarının dengelenmesini savunur, doğaya saygıyı etik bir sorumluluk olarak görür. Derin ekoloji, Arne Naess'in geliştirdiği; doğanın içsel değerini savunan, biyosferik eşitliği ve insanların doğayla sınırlı etkileşimini öngören kapsamlı bir ekolojik yaklaşımdır. Doğayı yalnızca kaynak olarak değil, saygı gösterilmesi gereken bir varlık olarak ele alır; materyalizme karşıdır. Ayrıca, çevre sorunlarının çözümü için etik, ekonomik ve politik dönüşümlerin gerekliliğini vurgular (Erkan, 2025). Erkan (2025) “Mononoke-hime” isimli bir Japon anime filmini “İnsan-Doğa ilişkisi”nin bir örneği olarak sunar. Mononoke-hime filminde hayvanlar ve orman ruhları, zekâ, duygu ve özerklik taşıyan varlıklar olarak betimlenerek, derin ekolojinin biyosferik eşitlikçilik ilkesini somutlaştırır ve doğanın içsel değerini güçlendirir. Ashitaka, insan ve doğa arasındaki çatışmada dengeyi sağlamak için arabuluculuk yaparak, karşılıklı anlayış ve uzlaşının mümkün olduğunu gösterir. Onun rolü, sürdürülebilir bir insan-doğa ilişkisi için etik sorumluluğun ve saygının gerekliliğini vurgular.

Ormanlar; insanlığa gıda, yakıt, barınak, temiz hava ve su, ilaç, gelir kaynağı, istihdam, dinlenme ve peyzaj gibi sayısız maddi-manevi ekonomik, ekolojik ve sosyokültürel faydalar sunan doğal kaynaklardır. Bir ekosistem olarak orman, belirli bir kapalılıkta ağaçlar, çeşitli bitki ve hayvan toplulukları ile toprakta bulunan gözle görülmeyen diğer organizmaların, cansız çevreyle belli bir denge içinde karşılıklı olarak etkileşimde bulunduğu canlı bir sistem ve topluluktur. Ormanlar; su havzalarının ve tatlı su kaynaklarının korunmasında, biyolojik çeşitlilik ve gen kaynaklarının muhafazasında, fotosentez yoluyla ekolojik süreçlerin sürdürülmesinde ve yerel, ulusal, bölgesel ile alt bölgesel düzeylerde ekolojik dengenin sağlanmasında hayati bir rol oynar (Aydoğdu, 2023). T. C. Tarım ve Orman Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü tarafından 2020 yılında hazırlanan “Türkiye Orman Varlığı” isimli kitapçığa göre, ormanlık alanlar (ağaçsız orman alanları hariç) Türkiye’nin 78 milyon hektarlık yüzölçümünün ),4’ünü kapsamaktadır (OGM, 2020).

Türkiye’nin toplam 22.933.000 hektar olan ormanlık alanı ülke yüzölçümünün ),4’ünü oluşturur; bunun X’i normal, B’si ise boşluklu kapalı ormandır. 1973-2020 arasında yaklaşık 2,7 milyon hektar orman artışı ve 744 milyon m³ ağaç serveti artışı kaydedilmiştir. Yıllık cari artım 1973’te 28,1 milyon m³ iken 2020’de 47,4 milyon m³’e yükselmiştir. Ormanların H’i iğne yapraklı, 2’si yapraklı, ’si karışık türlerdendir ve en yaygın ağaç meşedir. FRA (Küresel Orman Kaynaklar. Değerlendirmesi) 2020 raporuna göre Türkiye, orman varlığı açısından dünyada 27. Sıradadır (ilk 5 sıra; Rusya, Brezilya, Kanada, ABD, Çin). Ayrıca, Türkiye 2010-2020 arasında yıllık ortalama 114.000 hektarlık artış ile dünyanın en çok orman büyümesi gösteren 6. Ülkesidir (ilk 5 sıra; Çin, Avustralya, Hindistan, Şili ve Vietnam) (Aydoğdu, 2023). Türkiye'deki orman fidanlıkları, ekosistem yenilenmesinde, biyolojik çeşitlilik korumasında ve sürdürülebilir ormancılık uygulamalarında vazgeçilmez altyapı sağlayarak hem çevresel hem de toplumsal faydalar sunmaktadır. Orman fidanlıkları, tahrip olmuş alanların ağaçlandırılması ve biyolojik çeşitliliğin korunması için gerekli fidanları üretir. Ekosistem sağlığını destekler, sürdürülebilir ormancılık uygulamalarında rol oynar ve kentleşme ile iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı ağaçlandırma projelerine kaynak sağlar. Ayrıca, çevre bilincini artırarak toplumsal fayda sunar. Türkiye genelindeki 102 orman fidanlığı, 30 Orman Bölge Müdürlüğü'ne bağlı olarak incelenmiş ve odunsu türlerin çeşitliliği, büyüme formları ve biyocoğrafik statüleri detaylı şekilde analiz edilmiştir. Bitki taksonları, World Flora Online veri tabanı kullanılarak uluslararası standartlarda sınıflandırılmış ve coğrafi dağılım haritası ile görselleştirilmiştir. Bu kapsamlı veri toplama ve sınıflandırma süreci, fidanlıkların ekolojik sürdürülebilirlik potansiyelini değerlendirmek için kritik bir temel oluşturmuştur (Bayraktar ve ark., 2023).

Bayraktar ve arkadaşlarının (2023) Türkiye’deki Orman Fidanlıklarının Ekolojik Rolü üzerine yaptıkları çalışmada analiz ve değerlendirme sonuçları şöyle özetlenebilir: Fidanlıklardaki odunsu türlerin çoğunluğunu egzotik bitkiler oluşturmaktadır; bu oran türlerin büyüme formuna göre değişmekte ve egzotiklere estetik ve ekonomik nedenlerle öncelik verilmektedir. Bu durum, yerel ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik açısından sürdürülebilirlik........

© ngazete