We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

ORUÇ BİZİ TUTSUN

3 1 0
04.04.2022

Kendimizde kalmaktan, benliğimize kapılmaktan, özümüzle oynamaktan, nefsimizle dolmaktan, dünyanın süfli zevkleri ile doymaktan bir adım olsun geri çekildiğimiz bir Ramazan ayına daha kavuşabilmiş olmanın haklı gururu ve sevinci içindeyiz. Kavuşturan ve bahşeden kudrete hamdolsun!

Umudun kanatlarına tutunduğumuz; haddimizi bildiren, acizliğimize dokunan, bize rahmet cenderesinde arınma fırsatı sunan; hamuru hasetle karılmış, fesatla yoğrulmuş, kibirle boyanmış ve tamahla cilalanmış bu kirli ve paslı zaman ikliminin, sahip olma hırsı ile yoksullaştırdığı kıyılarımızı aynı rahmet dalgalarıyla ıslatan bu kutlu zaman dilimi hakkında ne çok şey yazılsa, az kalır bilirim.

Ancak, bu sınırlı ve bir daha kavuşup kavuşamayacağımız belli olmayan zaman dilimini coşkuyla, heyecanla, sürur ile yaşamak, bir başkalıkla donatmak varken; bugün kendimizi ait hissettiğimiz inanç dünyamızı hakikatin çilesini çekmeden elde etmiş olmamızdan gerek, Ramazan ayını bir tür sıkıştırılmış dindarlık gösterisine dönüştürerek içten içe sömürmek, tarifi imkânsız bir açıkgözlükle on bir ayın ağır günah yükünü bu rahmet ırmağında arıtarak yeni günah kredisi kazanmayı düşünenlerin dindarlık tasladığı bu vakte, kalemi emanet bilenlerin, bu uğurda yürek teri dökenlerin söylemesi gerekenler var.

Zira sığ aklın, köpürmüş düz mantığın, sallama sözün, kifayetsiz muhterisliğin, cahil cesaretinin gemi azıya aldığı bir devirdeyiz ve değerler erozyonunun artık her tarafta gördüğümüz kişilik kayıp ve irtifalarına yol açtığı böyle kirli bir zamanda; ilim irfan sahibi, farkındalık nasip olmuş mürekkep yalamışların her türlü ikaz, hatırlatma ve nasihatlerinin birer nimet olarak bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü insanlık tarihi boyunca kendilerine yanlışlarını hatırlatacak ilim ve irfan sahiplerine sahip olmayan ya da onların yürek terlerine kulak asmayan toplumların iflah olduğu görülmemiştir.

Aslında idraklerimizi tazeleyecek, şuurlarımızı diri tutacak ve kalp gözümüze hitap eden çokça kelam çarpıyor her gün benliklerimize ama yazık ki başımızdan aşağı yağan enformasyon sağanağında o kadar tıknefes haldeyiz ki, bizi daldığımız gaflet uykusundan uyandıracak sözler yeşermiyor gönül coğrafyalarımızda.

Dolayısıyla bu rahmet sağanağı hızla geçiyor ve biz aynı hızla iftar koşuşturmalarından, hazım problemlerinden, orucu (sözüm ona) sebep kıldığımız asabiyet nöbetlerinden, artık yazık ki bir oyuna dönüştürdüğümüz imsak ve teravih itiş kakışlarından direkt bayram öncesi alışveriş panayırlarına geçiveriyoruz.

Sonrasında ise yeni günah kredisi kazandığımızı sandığımız için olsa gerek, gelsin gaflet ve dalaletin dibine vuracağımız on bir koca ay!

Peki ilahi kudret tarafından, yaşamın karanlığı ile zayıflayan idrakler yeniden aydınlansın diye yakılan bu rahmet kandilini iyikilerimizin arasına katabilmemiz; kendimizi gafletin, aldanmışlığın, idraksizliğin ellerine bırakmamamız için ne yapmamız gerekiyor?

Bence öncelikle Ramazan ayını arınmak, olgunlaşmak, hayırda yol almak, kullukta mesafeler kat etmek için, bir basamak olarak görmek gerekiyor.

Öyle ya, (başta kendi nefsim) hangi birimiz üzerimizde bu kadar çok gaflet biriktirmişken, bunca yalana bulanmışken, ömründe bunca ihtiras kiri ve hırs zehri varken; böyle bir rahmet sağanağında arınmaktan, ruhunu temizlemekten kaçmak ister ki?

Veya bu rahmet iklimi geriye kalan on bir aya sözünü dinletemiyorsa; o, nasıl on bir ayın sultanı olabilir ki?

Peki hakkını eda edebiliyor muyuz?

Bence hayır!

Bu konuda özellikle algı dünyamızın tahtına oturmuş, bizi elimizdeki ve gözümüzün önündeki ekranlar marifetiyle yazık ki kendine köle etmeyi başarabilmiş medya krallığının payı oldukça büyük aslında.

Bakın mesela ekranlarımıza;

Din başlığı altında kodladığımız yaşam biçimi, aldığımız her nefesin hakikati değilmiş ya da bir gün raflardan indirilip, ertesi gün yeniden rafa kaldırılabilecek bir şeymiş gibi bir algı var medyamızda ve bu algı yüzünden olsa gerek; Ramazan ayıyla birlikte hikmet sofraları (artık sayısını dahi unuttuğumuz televizyon kanallarında) cömertçe açılıyor, bayramla birlikte de hakikat dükkanlarının kepenkleri kapatılıyor.

Defalarca yazılıp çizilmiş, azıcık kitap okuyan, ilmihal bilgisine az çok vâkıf, insanlık ve dolayısıyla Müslümanlığının iyi kötü hakkını verme gayreti içindeki her insan için asla yeni bir tarafı olmayan; ihtilaflı halleriyle bile fıkhi olarak ayrı ayrı karara bağlanmış bir takım istisnai problemleri her Ramazan ayında ısıtarak ortaya sürüp reyting uğruna nemalanan veya Ramazan ayı münasebetiyle, "din" vatandaşın gündemindeki ilk konu haline gelince mecbur kalan medyanın yine reyting uğruna dinin algılanış biçimini tahrip edecek seviyede hareket edip, dini meselelerin içinden "flaş" etkisi uyandıracak başlıklar aramasını saymayacağım bile.

Ayrıca medyanın bu algı operasyonuna alet olarak, zamane insanına sözüm ona portatif bir din paketi denkleştirmeye çalışan ve ekran ekran dolaşıp, vatandaşın başından aşağı din başlığı altında........

© ngazete


Get it on Google Play