Türkiye Cumhuriyeti’nde adaletin bugünkü durumu üzerine kapsamlı bir analiz…
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şu anlamlı sözüyle başlayalım: “Adalet gücü bağımsız olmayan bir milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz.” Bugün aslında dündü… Yıllardır tanık olduğumuz, yargı erkinin yürütme gücüyle iç içe geçtiği, atamaların sadakat temelinde şekillendiği bir döngüydü. 12 Haziran 2026 itibarıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Aykut Çelik’in Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olarak atanması, bu döngünün en güncel ve çarpıcı halkası haline geldi. Öncelikle… Adalet Bakanı Akın Gürlek’in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı döneminde vekili olarak görev yapan Aykut Çelik’i Ankara’ya getirmesi, salt bir idari karar değildir. Çelik, Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı İBB “suç örgütü” soruşturmasında aktif rol almış, aynı dönemde Aziz İhsan Aktaş soruşturmasında da savcılık yürütmüştü. Bu atama, algı açısından, siyasi iradeyle yakınlık taşıyan isimlerin kritik makamlara yükseltildiği bir örüntü oluşturmakta. Nitekim… Bu atama, HSK üzerinden gerçekleşmiştir. 2017 Anayasa değişikliğiyle HSK’nın yapısı kökten değiştirilmiş, üyelerinin önemli bir kısmı Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanır hale gelmiştir. Böylece yargı mensuplarının kariyer yolu, yürütme organının iradesine daha fazla bağımlı kılınmıştır. Aykut Çelik’in yükselişi, bu yapısal dönüşümün somut bir tezahürüdür. Hal böyleyken… Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi, TC’nin temel taşlarından biri olmaktan çıkmış görünmekte. Anayasa’nın 9. maddesinde “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır” denmesine rağmen, pratikte mahkemeler ve savcılıklar, siyasi iradenin uzantısı gibi algılanmakta. İmamoğlu davası gibi yüksek profilli siyasal davalarda görev alan savcıların, hemen ardından kritik........