menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir neslin inşası

268 0
yesterday

Milat gazetesi yazarı Ali İhsan Gülcü’nün geçen ay çıkan “Milli Türk Talebe Birliği/Bir Neslin İnşası” kitabını merakla okudum.

-Yıl, 1976. MTTB temsilcisi Abdullah Gül’ün basketbol takımlarının maçı sonrası çıkan olay nedeniyle gözaltına alındığını bilmiyordum…

-Yıl, 1975. MTTB’nin 53’üncü kongresini kaybeden MSP’nin, bu sebeple Akıncılar Derneği’ni kurduğunu bilmiyordum…

-Yıl, 1967. MTTB’nin 48’inci genel kurul toplantısında İsmail Kahraman’ın gençliğin muhalefetine rağmen Alparslan Türkeş’in desteğiyle seçildiğini bilmiyordum…

-Yazar Gülcü açıkça yazmasa da; her ikisi de Nakşibendi- Halidi koluna mensup Mahmut Sami Ramazanoğlu ile Mehmet Zahit Kotku arasında MTTB üzerinde “güç rekabeti” yaptıklarını bilmiyordum…

Yazar Gülcü, başta Gül ve Erdoğan olmak üzere MTTB çatısı altında yetişerek devleti yönetmiş siyasiler ile gurur duyuyor.

Sahiden de MTTB, Türk siyasi tarihinde yalnızca bir öğrenci örgütü değil, kadro yetiştirme alanı olarak özel yere sahip oldu… Muhafazakâr-İslamcı düşüncenin gençlik düzeyinde örgütlenmesine zemin hazırlayan teşkilatın, ilerleyen yıllarda devlet yönetiminde söz sahibi olması salt MTTB etkisi ya da kişisel özelliklerle açıklanamaz. Ülkedeki “Ilımlı İslam” ideolojisinin inşa sürecinin sonucu olduğu da inkar edilemez. Ama konumuz bu değil…

Sorum basit, ülkeyi yönetenler başarılı oldu mu?

Görünen ne, gerçek ne

Türkiye’de özellikle 2000’li yıllardan itibaren MTTB kadroları yalnızca hükümet kurmakla kalmadı, devletin bürokratik, ekonomik ve kültürel alanlarında da belirleyici etki yaptı.

Kuşkusuz öğrenci hareketinden doğan kadroların ülke yönetiminde hakimiyet kurabilmesi önemli siyasi başarı olarak değerlendirilebilir…

Ancak, başarıyı ülkedeki ekonomik gelişmişlik, demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü, yargı yürütme gibi kurumsal denge-denetleme mekanizmaları üzerinden değerlendirdiğinizde siyasi tablo tartışmalı hale geliyor…

İktidar, meşruiyetini sadece seçimlere dayandırıyor. Bu da demokrasinin görünüşte devam etmesine rağmen, içinin zayıflatıyor. Tam da bu noktada “demokrasinin çöküşü” tartışması gündeme geliyor.

Bu çöküş, ani kırılmadan ziyade kademeli dönüşüm olarak yaşanıyor:

Medya özgürlüğünün giderek sınırlandığı, yargı bağımsızlığının tartışmalı hale geldiği, partilerin ve sivil toplumun baskı altında olduğu sistem, literatürde “tek adam yönetimi” gibi kavramlarla açıklanıyor…

Bu çerçevede, MTTB kadrolarının inşa ettiği demokrasiden uzaklaşan siyasi düzen pek başarılı görünmüyor.

Bunu analiz etmek gerekiyor; MTTB “mezunu” kadrolar niye başaramadı?

Soruya verilecek cevap, bu kadroların beslendiği siyasi kültürün incelemesini zorunlu kılıyor:

MTTB’nin örgütlenme pratiğini, hiyerarşik bağlılığını, lider merkezli hareket etmesini, “dava” etrafında sorgusuz kenetlenmesini çözümlemek gerekiyor…

Hegemonik/tekilci muhafazakâr kültürel mirasın devlet yönetimine taşınması, karar alma süreçlerinde çoğulculuğun zayıflamasına ve yasama, yürütme, yargının ikinci plana itilmesine yol açıyor…

Teoride güçlü görünen bir modelin pratikte işlememesi, derin zihniyet meselesine işaret ediyor.

Mesele, yalnızca iktidarın icraatları değil, o iktidarı şekillendiren zihniyet dünyasının da irdelenmesi gerekiyor. Tek örnek vereceğim:

Size başkanlık sistemi konusunda çalışmış iki akademisyenden bahsedeceğim:

Walter Bagehot, İngiliz anayasa düşünürü ve özellikle “The English Constitution”/“İngiliz Anayasası” adlı eseriyle yürütme ile yasama arasındaki ilişkiyi analiz etti...

Fred W. Riggs ise ülkeleri karşılaştırarak siyaset alanında önemli sayılan, “Administration in Developing Countries: The Theory of Prismatic Society”/“Gelişmekte Olan Ülkelerde Yönetim: Geçiş Toplumu Teorisi” adlı kitap yazdı. Modern ve geleneksel unsurların iç içe geçtiği siyasal yapıları irdeledi…

MTTB kökenli kadroların bugünkü siyasi pratiği, Türkiye’de parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişle birlikte daha belirgin karakter kazandı.

Bagehot incelemesinde gördü ki; güçlü yürütme ancak hesap verebilir olduğu ölçüde meşruiyet kazanıyor…

Yaşıyoruz: Türkiye’de başkanlık sistemiyle birlikte yürütmenin güç yoğunlaşması, bu dengeyi hayli zayıflattı...

Riggs’in “prizmatik toplum” yaklaşımı ise; modern kurallarla geleneksel alışkanlıkların uyuşmadığı yapıyı açıkladı:

-Kurumlar modern görünse de, geleneksel ilişkiler baskınsa kurallar ile gerçek hayat birbiriyle uyuşmaz …

Yaşıyoruz: Türkiye’de başkanlık sistemi modern görünse de, lider odaklı kültürle birleşip kişiselleşmiş iktidara dönüştü.

Bu bağlamda, MTTB geleneğinden gelen kadroların başkanlık sistemi içindeki yönetim tarzı, yalnızca Anayasal değişimle açıklanamaz. Bu hâl, bu kadroların taşıdığı siyasi kültürle birlikte değerlendirilmeli...

Bugün yaşanılan tablo: Devlet kurumlarının etkisi azaldı, güç tek elde toplandı, demokrasinin işleyişi tartışmalı hale geldi.

Yani: MTTB kadrolarının mirası, söylediklerinden çok iktidarı kullanma biçimlerinde ortaya çıktı.

İnşa edilen o nesil başarılı sayılmaz…


© Nefes