Ad bilim |
Yine zorlu sınavdan geçiyoruz.
Söz de yazı da yoruldu artık…
Ama bu puslu hava elbet açılacak; toplumsal dinamikler hızla değişiyor görüyorum...
Size tek örnek vereyim: Yalçın Küçük ile ayrılık konularımızdan biri, “onomastik” konusunda çıktı. Neydi kavram? İsimlerin, kökenlerin ve sözcüklerin hafızası üzerinden tarih okuması yapmak.
Onomastik yalnızca “ad bilim” değildir. Bir toplumun bilinçaltını, iktidar ilişkilerini, kültürel sürekliliğini isimler üzerinden çözmeye çalışan (dilbilim, tarih, sosyoloji, antropoloji hatta siyaset bilimi gibi) disiplinler arası damardır.
Yalçın Küçük, bu alanı çoğu zaman siyasi ve tarihsel yorumlarının merkezine yerleştirdi…
Ben ise başka noktaya dikkat çekiyordum:
Türkiye’de isim koyma geleneği yalnızca tarihsel ya da etnik hafızanın ürünü değil, (genel ruh halinin, eğilimlerin, korkuların, umutların, ortak hassasiyetleri anlatan mecazi) toplumsal iklimin etkisi altındadır.
Siyaset değişir, isimler değişir…
Televizyon dizileri başlar, yeni kuşak çocuklar o karakterlerin adını taşımaya başlar…
Reklamlar, popüler kültür, futbolcular, sinema yıldızları, hatta dönemsel ideolojik rüzgârlar bile nüfus kağıtlarına sızar!
Bu yüzden Türkiye’de isimler, kadim sürekliliğin değil, çoğu zaman güncel toplumsal dalgalanmaların aynasıdır.
Yani, onomastik yalnızca geçmişin değil, gündelik hayatın ve modern kitlesel kültürün de izini taşır…
Bu girişi yapmamın sebebi, “Fatma” ismi oldu.
Fatma isminin dönüşümü
Türkiye’de eskiden kız çocuklarına en çok verilen isimlerin başında “Fatma” gelirdi.
Dikkatinizi çekiyor mu; bugün Türkiye İstatistik Kurumu/TÜİK listelerine........