Hayata röveşata çeken adam |
Sekiz-dokuz yıl kadar önce okuduğum “Hayata Röveşata Çeken Adam” isimli romanın filme çekildiğini ve baş rolünü de Tom Hanks’in oynadığını görünce, sevgilime filmi birlikte izlemeyi önerdim…
O halen filmin etkisinde…
Ben ise filmin değil de romanın felsefesini sizlerle paylaşmaya karar verdim…
İsveçli yazar Fredrik Backman’ın romanı, filmin aksine daha içe dönük, daha sessiz ama çok daha serttir… Film bize “görüntüyü” verirken roman bize “zihnin içini” açar...
Burada artık sadece bir adamın, komşularının ve çocukların hikâyesini değil, insanın var olma mücadelesini okuruz…
Romanın merkezinde yine çok sevdiği eşini kaybeden Bay Otto (Ove) var ama bu kez onun gözünden dünyayı değil, dünyanın onun içinde açtığı yaraları görürüz…
Yoksulluk artık sadece bir dekor değildir; bir kader gibi yapışan gerçekliktir ama romanın asıl gücü, bu kaderi kabullenmemesinde yatar…
Romanda varoluş ve haliyle, “ben bu hayatın neresindeyim?” sorusuna cevap aranır…
Roman kahramanı sadece yalnızlıkla savaşmaz... Şunu anlamaya çalışır:
“Ben neden buradayım ve bu hayat bana neden böyle davranıyor?..”
Bu noktada roman, klasik bir........