Tekinsiz Akıl Oyunları!
Türk futbolunda derbi haftaları, sadece yeşil sahadaki bir mücadeleden ibaret değildir. Adeta koca bir toplumun gerçeklik algısının büküldüğü, mantığın geri plana itildiği ve kolektif bir sanrı halinin tribünlerden sokaklara taştığı devasa bir laboratuvardır.
"Akıl Oyunları" filminde John Nash’in duvarları kaplayan gazete kupürleri arasında görmediğimiz bağlantıları kurması gibi, Türk spor camiası da derbi öncesi Yasin Kol ve benzeri isimler üzerinden görünmez komploların, gizli ajandaların ve şizofrenik senaryoların peşine çoktan düşmüştü. Hakem atamalarından kulüp açıklamalarına kadar her detay, gerçekliği çarpıtan birer "akıl oyununa" dönüşürken toplum, kendi yarattığı bu hayaletlerle savaşan şizofrenik bir deha gibi rasyonel olanı değil, kendi inandığı kurguyu kutsuyor.
Sahada 22 futbolcu ter dökse de asıl maç çoktan zihinlerin karanlık dehlizlerinde, o meşhur filmdeki gibi hayalle gerçeğin birbirine karıştığı, mantığın "şah ve mat" edildiği o tekinsiz felsefi düzlemdeydi. 12’nci dakikada penaltının gole çevrilememesi ile ‘yapı’nın Talisca haline bürünmüş versiyonunu saymazsak, maç “akıl oyunları” ile başladı. 5’inci dakikada “Uf” olduğu için kurşun yemiş gibi kendini yere atan, özetle “kendini akıllı, bizleri aptal sanan” ve sarı kart gören onlarca milyonluk kaleci........
