Fatura Mehmet Şimşek’e kesilecek! |
Nisan’ın üçte biri bitti. Önümüzdeki dönemde üç mesele çok konuşulacak.
- İlki bir ay sonra gündeme gelecek.
Emekliler Kurban Bayramı yaklaşırken bayram ikramiyelerine zam bekleyecek. Bence Şeker Bayramı’nda yapılamayan zammın Kurban Bayramı’nda yapılacağını beklemek boş bir umut. Ancak nedense emekliler zam yapılmasını umut ediyor.
Sokakta, çarşıda, pazarda “İkramiye zammı olur mu” diye soranlara “Hayır olmayacak” dediğimizde bize dahi tepki gösteriyorlar. Oysa her şey gün gibi ortada. Şeker Bayramı’nda zam vermeyen Kurban Bayramı’nda da vermez. Saygıdeğer emekliler keşke doğru adrese tepki gösterse...
- İkincisi temmuzda gündeme gelecek.
Hem memurlar hem işçi ve memur emeklileri temmuzda zamlı maaş alacak. Peki o maaş zamları ne kadar olacak?
Burada da tablo belli. Enflasyon farkları TÜİK tarafından belirlendiği için zaten çok umutlu olmamak gerek. Diğer taraftan da bütçe ortada ve enflasyon farkı eklenmemiş zam oranları belli olmuştu. Haliyle memurlar ve memur emeklileri yüzde 11-12, işçi emeklileri yüzde 16-17 civarında bir zam alacaklar.
- Üçüncüsü yine temmuzda gündeme gelecek.
Milyonlarca asgari ücretli, hayat pahalılığı karşısında eriyen maaşlarının artırılmasını bekliyor. Haliyle “Asgari ücrete ara zam yapılacak mı yapılacaksa ne kadar olacak?” sorusu da soruluyor.
O konuda soru soranlara da aynı yanıtı veriyorum: “Hayır, ara zam da olmayacak.”
Siz “enflasyon karşısında şimdiden eridi” deseniz de iktidar size ara zam falan yaptırmayacak.
Bu yazdıklarımı okuduktan sonra “Nasıl bu kadar emin konuşabiliyorsun” diye sorduğunuzu düşünüyorum.
AK Parti kulislerinde en üst düzey isimlerin bu sorulara verdiği yanıtları çok iyi biliyorum.
Durum şöyle örneklendiriliyor: Suları barajlardan ve göllerden karşılanan, barajlarında göllerinde yeterince su kalmayan bir şehir düşünün. Herkes tarlasına, binasına, fabrikasına su bekliyor, istiyor. Ancak vananın başında bir görevli var ve kalan suyun idareli kullanılması için vanayı sıkı sıkı kapalı tutuyor.
Sadece başkanın istisna kıldığı insanlar istedikleri zaman su alabiliyor.
Diğerlerinin vay haline.
Bu benzetmede vanayı tutan kişi Mehmet Şimşek. Su bekleyenler de emekliler, memurlar, çalışanlar, iş dünyası, bakanlıklar...
Barajın kalan suyundan faydalanabilen “istisnalar” da sır değil artık.
Bir yetkili şöyle dedi: “Dua edelim savaş bitsin. Savaş devam ederse, enerji maliyetleri daha çok artarsa durum daha da kötüleşebilir. Zam yüksek olsun diye beklersen zamsız da kalabiliriz.”
Bir başkası Mehmet Şimşek’in dövizi baskılamak için gösterdiği kararlılığın yansımalarından yakındı, bir başkası iş dünyasının finansman sıkıntısından...
Gerçekten de her alanda ciddi bir darboğaz var.
Merkez Bankası’nın TÜFE bazlı reel efektif döviz kuru gösteriyor ki Şimşek ve ekibi bütün enerjisini döviz kurunu sabit tutmak için kullanıyor. Başka bir veriye göre de TL gelişmekte olan ülkeler para birimleri karşısında 2019’un son çeyreğinden bu yana en yüksek değerinde.
Şimşek ve ekibinin bu konudaki kararlılığının ülkemize maliyeti de çok yüksek.
Londra’da yabancı yatırımcılara gösterdikleri grafiğe göre Merkez Bankası,
- 2024 Mart ayında yerel seçimler,
- 19 Mart 2025’ten sonra Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması,
- Şimdi de İran savaşı nedeniyle toplam 120 milyar dolar rezerv kullanmış.
Bütün enerjisini ve rezervlerini kurları ve enflasyonu düşük tutmak için harcayan, hiçbir yapısal sorunu çözmeyen ekonomi yönetiminin bizi getirdiği nokta bu.
AK Partililer, özel sohbetlerinde ekonominin çok kötü, kasanın tam takır olduğunu anlatıyorlar ama şu kaydı düşüyorlar:
“Bu tablonun sorumlusu Mehmet Şimşek’in yönettiği program ama Mehmet Şimşek giderse iyi mi olur kötü mü onu da bilmiyoruz.”
Ben bütün sorumluluğun Mehmet Şimşek’te olduğunu düşünmüyorum. Ancak belli ki AK Partililer işin sonunda faturayı sadece Mehmet Şimşek’e kesecekler.