Bu davaya en çok casuslar güler

Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ’ın yargılandığı casusluk davasının duruşması devam ediyor. Silivri’de dün duruşmanın ikinci günüydü.

Konuyla ilgili Türk Ceza Kanunu (TCK) maddelerini daha önce yazmış, TCK’daki suç tanımının somut unsurları bakımından bu davadaki suçlamaların absürt olduğunu ifade etmiştim.

Bugün de aynı davayı casuslukla ilgili evrensel kabul görmüş tanımlardan yola çıkarak ele alacağım ve Gazeteci Merdan Yanardağ’ın savunması ışığında davanın omurgasının nasıl yanlış oluşturulduğunu anlatmaya çalışacağım.

“Casusluk” denince dünyanın her yerinde insanın aklına “bir devletin, kurumun veya şirketin gizli, stratejik ya da askeri bilgilerini, sahibinin izni olmaksızın yasadışı yollarla, teknolojiyi de kullanarak elde etme ve araştırma, aktarma faaliyeti” gelir.

“Casus” ise kesin olarak bir istihbarat örgütü için sırları çalmak üzere kullanılan kişi olarak tanımlanır. Bir casus ya gönüllü olur ya da ideoloji, vatanseverlik, para veya şantajdan aşka kadar birçok başka nedenden dolayı bilgi çalmaya yardım etmek üzere işe alınır.

Bir casusun istihbarat açısından en önemli niteliği değerli bilgilere erişebilme kapasitesidir. Bir bakan, üst düzey bir bürokrat çok nitelikli bir casus olabilir ama bir hükümet binasında görev yapan çaycı dahi erişebilme kapasitesine göre iyi bir casusa dönüşebilir. Türkiye’ye karşı en önemli casusluk faaliyetlerinden birini ABD Büyükelçiliği’ndeki bir bahçıvan yapmıştır. Çankaya Köşkü’nün bahçıvanıyla iyi ilişkiler kurarak Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın odasına saksılarda........

© Nefes