“23 büyük mağara duruyor!”
Malumunuz, Terörsüz Türkiye süreci bugünlerde TBMM’nin en önemli gündemi.
TBMM’de kurulan komisyon raporunu TBMM Başkanlığı’na sunduktan sonra yeni bir aşamaya geçilmesi bekleniyor.
Gelin görün ki o yeni aşamanın ne olduğu konusunda tarafların ortak bir görüşü yok.
DEM Parti ve Abdullah Öcalan’a sorarsanız,
- 27 Şubat’ın yıldönümünde PKK kongresini topladı, kendini feshetti, silahlarını bırakmaya başladı, önemli kamplarını boşalttı ama devlet bugüne kadar hiçbir somut adım atmadı. Vadedilen yasal düzenlemelerin hiçbiri yapılmadı.
- Öcalan’ın sürece daha iyi katkıda bulunması için gerekli hukuki ve fiziki koşullar oluşturulmadı. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin sürecin ilerlemesinde büyük payı olduğunu söylediği Öcalan’a Başmüzakereci unvanı verilmedi.
(Mardin’in görevden alınmış belediye başkanı Ahmet Türk de önceki gün TBMM’de devletin adım atmadığı görüşünü açıkça dillendirdi.)
- TBMM’de komisyon kuruldu, TBMM komisyonunu temsil eden heyet Öcalan’ın ayağına gitti, İmralı heyeti defalarca Öcalan’ı ziyaret etti.
Öcalan, zaten süreçte örgütü temsil ediyor. “Öcalan Başmüzakereci olsun” diyen DEM Parti dahi Öcalan’ın her isteğini yerine getirmiyor.
- Kongre toplayıp kendini feshettiğini ilan eden örgüt de henüz silah bırakmadı. Bugüne kadar 30 önemli mağaranın da bulunduğu örgüt yerleşim alanlarından sadece yedisi boşaltıldı.
23 alanda örgüt faaliyetleri hâlâ devam ediyor.
Bahoz Erdal’ın komutasında 2000 silahlı PKK’lı her an çatışmaya girecekmiş gibi bekliyor. Sincar’daki ve Mahmur Kampındaki PKK varlığı aynen devam ediyor.
- Suriye’de SDG Şam’la entegrasyon sürecine dahil olarak Ankara’yı rahatlattı ama bu arada PKK’nın İran kolu PJAK, ABD-İran geriliminden faydalanarak konumunu güçlendirmeye başladı. Farklı farklı örgütlü yapıları tek çatı altında toplamak için harekete geçti.
Dolayısıyla PKK’nın silah bırakıp kendini feshettiğini teyit etmek henüz imkânsız.
Haliyle de adım atma sırası hâlâ PKK’da.
İşler iyi gitmiyor. İki taraf arasında da ciddi görüş ayrılıkları ve güven sorunu var.
- PKK silah bırakma işini ağırdan alıyor. Öcalan’ın çağrılarıyla örgütün attığı adımlar arasında büyük farklar var. Hem örgüt hem DEM Parti Öcalan’ın bazı taleplerine direniyor.
- Diğer tarafta ise bırakın PKK’nın silah bıraktığının teyit edilmesi halinde çıkarılması gereken yasal düzenlemelerin şekillendirilmesi, kayyum uygulamasının bitirilmesi, Demirtaş’la ilgili AİHM kararının uygulanması, hasta mahkumların durumunun düzeltilmesi gibi hemen halledilebilecek konularda dahi adım atılmıyor.
Adalet Bakanı Akın Gürlek de dün TBMM’de Adalet Bakanlığı’nın sadece kanunların yapılması için bir ekip oluşturduğunu, ihtiyaç duyulması halinde o ekibin Meclis’in yanında çalışmaya hazır olduğunu söylemekle yetindi.
Bir görüş ayrılığı da AK Parti ile MHP arasında var.
Bahçeli’nin süreçteki tıkanıkları aşmak için gündeme getirdiği iddialı adımlar konusunda AK Parti iktidarı çoğu zaman kılını kıpırdatmıyor.
İktidar ise Öcalan’ın “başmüzakereci” gibi sıfatlarla anılmasının, serbest bırakılacağı algısının oluşmasının, PKK’ya özel yasa çıkarılmasının, bunun kamuoyunda “genel af” ve “cezasızlık” gibi algılanmasının, AK Parti oylarını ciddi şekilde düşürebileceğinden endişe ediyor.
Evdeki hesap her zaman çarşıya uymuyor!
Alican Uludağ neden hapiste?
Adalet Bakanı Akın Gürlek dün TBMM Grup Toplantısı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Gazeteci Alican Uludağ’ın İstanbul’da tutuklanması konusunda “yetki bakımından” sıkıntı olmadığı görüşünü dile getirdi.
Bakan Gürlek, şüphelinin yerinin değil suçun yerinin önemli olduğuna dikkat çekerek, suç şehrinin İstanbul olduğunu söyledi.
Bence Alican Uludağ’ın hangi şehirde tutuklanması gerektiği önemli bir detay ama daha önemli olan Alican’ın neden hapiste olduğu detayıdır.
Zira Uludağ’ın tutukluluğu konusunda Gürlek TCK’nın 217. maddesinin A fıkrasına dikkat çekti. O fıkra aynen şöyle:
“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliğini, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.”
Bu suçu işlemek için öncelikle korku, endişe, panik yaratmak saikiyle hareket etmek gerekiyor. Ardından ülkenin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini ve genel sağlığını ilgilendiren gerçeğe aykırı bilgiyi “kamu barışını bozmaya elverişli şekilde” alenen yaymak gerekiyor.
Ayrıca TCK 218’de de açıkça “haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” deniyor.
AK Partililer bu yasayı çıkarırken iki gerekçe gösterip gazetecileri rahatlatmaya çalışıyordu:
1- 217’de dört suç unsurunun aynı anda gerçekleşmesi gerekiyor.
2- 218’e göre de gazetecilik faaliyetleri bu suçun kapsamında değil.
O halde bir defa daha sorayım: Alican Uludağ neden hapiste?
(“Cumhurbaşkanına hakaretten” diyecek olanlar bir zahmet dosyadaki 22 adet X paylaşımında hangi hakaret ifadesinin yer aldığını da göstersinler.)
