Ne Olmayacaktık Bu Memlekette? Kadın, Çocuk, Ağaç, Sokak Hayvanı…

Ne kadar doğru söylemiş, değil mi Yaşar Kemal?

Bu ülkede bu dört şey olmayacaksın.

Olursan bedelini ağır ödersin.

Bu hafta canımız yandı. Hem de çok yandı.

Tüm detayları hepimiz okuduk, gördük duyduk ve biliyoruz.

Sadece özetleyeceğim:

Okullarda şiddet yeni değil.

Ama bu kez çok ağır acı yaşandı.

Çocuk çocukları öldürdü.

Çocuk öğretmenini öldürdü.

Korkunç bir tablonun tam ortasındayız.

Başta sosyal medyanın ve şiddet gruplarının, yine şiddet içeren sanal oyunların hayatın merkezinde oluşu; siyasi gelişmeler, ekonomi, hukuk sisteminin tetiklediği sosyolojik-toplumsal gerçeklerimiz tokat gibi çarptı yüzümüze.

Sosyologların bahsettiği çürüme bu işte.

Her şey göz göre göre oldu.

Bu memlekette 1 gün arayla 2 çocuk, elinde silahla okulları kana buladı.

Şanlıurfa Siverek’te…

Yakalanacağını anlayınca kendini vurdu.

24 saat bile geçmedi.

14 yaşında bir çocuk.

Elinde 5 silah, 7 şarjör.

3 yavrunun durumu kritik.

Babası emniyet müdürü.

“Silah namustur. Hevesliydi. Emniyetin poligonuna götürdüm. Atış talimi yaptı.”

Bakan Tekin: “Önlem alınan okullarda da bunlar olabilir.” dedi.

Yani çocuklar ölebilir diyor.

Dile kolay, yaşayana ağır.

İnsanın kalbi sıkışıyor.

Bir evlat bir sabah okula gidiyor…

Akşam cenazesi geliyor.

Bir öğretmen derse giriyor…

Gözyaşlarıyla toprağa verildiler.

Daha 1,5 ay önce bir öğretmeni, “Bizi koruyun” diyen Fatma Nur Çelik’i kaybettik.

Ama bugün yine aynı yerdeyiz.

Müfretada ‘akran zorbalığı’ dersi koy.

Ve Kahramanmaraş saldırısı ile aynı gün…Mersin’de okula bir kişi silah ile girdi.

Gaziantep’te okul çıkışında saldırı oldu.

Ankara’da bir liseli bıçaklandı.

Hatta teşvik edenler oldu.

Saldırı hazırlığında olduğu iddiası ile gözaltına alınan çocuklar oldu.

Bu sadece şiddet değil.

Nasıl bu kadar kolay yapabiliyorlar?

Tam da bu noktada, acısı dinmeyen anne Yasemin Minguzzi’nin çığlıkları geldi mi aklınıza?

Konuşa konuşa çocukları kaybediyoruz.

Eğitimciler yaşam nöbetinde ama seslerini yalnızca biz duyuyoruz.

Bakanlık kulak tıkamış durumda.

Ve artık okulda ne eksik tartışmıyoruz bile.

Sudan, sabundan, 1 öğün ücretsiz yemekten, fırsat eşitliğinden vazgeçtik.

Tek derdimiz çocuklarımız ölmesin oldu.

Önce umutlarımız gitti.

Şimdi canlarımız gidiyor.

Tam da o anda akıllara Ulu Önder Atatürk ’ün sözü geliyor:

“Vatanı korumak, çocukları korumak ile başlar.”

Bu vatanın öğrencilerine, öğretmenlerine, evlatlarına, bizlere, hepimize çok yazık ediliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Acının siyaseti olmaz.” dedi.

Muhalefet “Sorumluluk var.” diyor.

Susun deniyor, konuşmayın.

Nasıl çıkacak peki bu karanlık aydınlığa?

Toplumsal mücadelemiz hiç bitmiyor.

Kalbimizi delik deşik eden acıların gölgesinde neler yaşadık?

Başkaca neler canımızı yaktı?

Gülistan Doku soruşturması 6 yıl sonra raftan indi.

Tutuklama ve adliyeye sevkler var.

Eski erkek arkadaşı, dönemin Tunceli Valisi Tuncer Sonel’in oğlu ve Sonel’de gözaltına alındı.

21 yaşındaki Doku, 5 Ocak 2022’de kayboldu.

Aile cinayet şüphesini dile getirdi ama intihar araştırması yapıldı.

Dosyayı cinayet şüphesi ile yeniden açan Tunceli Başsavcısı Ebru Cansu.

İhbarını yapan ise, ABD’ye kaçan Umut Altaş.

Altaş’ın eski valinin oğlu yani şüphelilerden biri olan Mustafa Türkay Sonel ile Doku’nun kaybolduğu gece aynı araçta fotoğrafı var.

Bakan Gürlek sosyal medya hesabından “Tüm yönleriyle ele alınmakta, ucu nereye giderse gitsin kararlılık ile araştırılmaktadır.” paylaşımını yaptı.

Araştırdıkça da cinayet olabildiğine dair kuvvetli deliller ortaya çıktı.

Kayıtlara kayıp olarak geçen Doku’nun o gece hastaneye götürüldüğü ve hastane kayıtlarının silindiği ortaya çıktı.

Jandarma görüntüleme cihazı ile cenaze araması yapmış ve kamuoyuna ilk kez açıklandı.

Yine adaleti mum ışığı ile arıyoruz.

Artık gelmesini istiyoruz!

Rojin Kabaiş mesela ne kadar da benziyor değil mi yaşananlar!

Ama o telefon bir türlü açılamıyor, incelenemiyor.

Adli Tıp Kurumu’nun raporlarına rağmen bir arpa boyu yol alınamıyor.

Kalbimizdeki derin yaranın adı: Narin.

Yeniden yargılaması yapılan Nevzat Bahtiyar’ın cezası arttı.

Hâlâ o yavruyu kim ya da kimler neden ve nasıl öldürdü net bir cevap yok.

Çocukları da kadınları da yaşatmıyoruz!

İnsanlığımız ile sınanıyoruz.

Çok zor bir sınavdayız.

Yönetenler ve gelir adaletsizliğini tetikleyenler adına utandık.

Ağrı’da çalışan bir kadın, çalışan bir anne “Her öğlen 3 lahmacun hakkım var. 2’sini çocuklarıma götürüyorum.” dedi.

Milyonlarca anne babanın durumu bu.

O lokmalar boğazdan geçmiyor.

Eve dönerken market, kasap, manav kapısı açamayanlar hep bunu yapıyor.

Üzülmemek, utanmamak mümkün mü?

Türkiye’ye gelen bir gurbetçi, 495 lira ödediği çorbanın fiyatına isyan etti.

“Almanya’da bir kase çorba 1 euro. Orada bu para ile 10 tane çorba içerim. Ne diyeceğimi bilemedim. Moralim çok bozuk.” dedi.

İşte bizim gerçeğimiz bu.

Ve ne yazık ki bir kase çorbanın 495 lira oluşuna hepimiz isyan etsek de hiçbirimiz şaşıramıyoruz.

Şanlıurfa’da bir manavın sebzeyi üreticiden aldığı fiyata yakın etiketlendirip satması şaşırttı.

Mesela patlıcan 35 lira, salatalık 25 lira, domates 50 lira.

Büyükşehirde yaşayan biri için bu hayal çünkü her birine 5-6 katı fazla para ödüyoruz.

Tamam mazot fiyatı ortada, köprü ve otoyol ücretleri de; yani lojistik, paketleme, aracı fiyatı katlıyor ama nasıl kazıklandığımızı görün.

Esnaf “Halk yesin baba” diyerek sattı.

Bir kadın sosyal medyada şirket arabasının nasıl en büyük lüks olduğunu anlattı ve araç masraflarına isyan etti.

“Bakımına 42 bin lira verdik, elim ayağım titriyor. Kendi arabası olanlar fakirdir; kasko, vergi, tamir derdi bitiyor. Hedefiniz şirket arabası olsun!” dedi.

Bir de akaryakıta ödediğimiz paraları masrafa dikkat çekerek “biz yıllardır fakiriz; hiç şirket aracımız olmadı” diye ekleyebilirim.

Kendisine sonuna kadar hak verilmeli…

Çok bekledik ve o yasa çıktı. Üstelik cezalar bu ekonomik tabloda caydırıcı da, fakat yine de öfke problemi olan bazı kişiler trafikte hayatları tehlikeye atıp saldırıyor.

İstanbul’da bir eşkıya, yayaya yol veren kadın sürücüye seyir halindeyken saldırdı. Aracını üzerine sürdü, canına kast etti; üstelik kadın defalarca “çocuğum var” dediği halde…

O anlar kayıtta olmasa belki ceza bile almayacaktı. 180 bin lira ödeyecek, ehliyetine 2 ay el konuldu ve aracı da 60 gün trafikten men edildi.

Caydırıcı olmasını umuyoruz.

Sevindiğimiz şeye bakar mısınız? Adaletin tecelli etmesi, suçlunun cezalandırılması.

Yeni haftada adaletin gelmesi, suçluların hak ettikleri cezaları alması ama en çok da evlatların yaşayabilmesi umudu ile…


© Nefes