Şişman kadın şarkı söyleyene kadar opera bitmez

Bir ay. Sadece otuz gün. Futbolda ezber bozulmaya, tarih yazılmaya bundan fazlası gerekmez zaten.

Hatırlayın, ligin 26. haftasında tablo nasıldı. Fenerbahçe, küme düşme hattındaki Fatih Karagümrük karşısında sahadan 2-0'lık mağlubiyetle ayrılmış, Galatasaray ise Başakşehir'i kendi evinde 3-0'la ezmiş, aradaki makas 7 puana açılmıştı.

Kadıköy'de Kasımpaşa'ya bırakılan puanlar, Antalya'daki sürpriz beraberlik, Karagümrük rezaleti... Herkes teslim bayrağını çekmeye hazırlanıyordu. Galatasaray cephesinde ise şampiyonluk kupası çoktan vitrine konmuş, geriye formalite kalmıştı.

Sonra ne oldu? Futbol oldu.

Trabzon deplasmanında Galatasaray tökezledi. Ardından kendi kalesinde Kocaelispor'la berabere kaldı. Tam da kimsenin beklemediği anda çatlak oluştu.

Fenerbahçe o dönemeci kusursuz aldı, kayıpsız geçirdiği haftalarda rakibinin kanayan yarasına tuz bastı. Yedi puanlık uçurum şimdi iki. Ligde kıyamet kopması için tek bir kıvılcım yeterli hale geldi.

Şimdi herkes aynı yere kilitlenmiş durumda, RAMS Park. İki hafta sonra oynanacak derbi, sezonun belki de son yılların en kritik 90 dakikası olmaya aday. Galatasaray kazanırsa perdeyi indirir. Fenerbahçe kazanırsa? O zaman bu lig, mayıs sonuna kadar İstanbul'u uyutmaz.

Geçmişin muhasebesini yapmak artık beyhude. Kasımpaşa maçında harcanan puanlar, Karagümrük'te yaşanan facia, Antalya'daki çaresizlik. Bunların hiçbirinin kıymeti kalmadı.

Fenerbahçe'nin önünde beş maç var. Beşini de kazanırsa, sezonu zirvede bitirir. Nokta. Teknik heyetten tribünlere, yönetim kurulundan soyunma odasına kadar tek bir hedefe odaklanmak şart.

Kolay mı? "Evinde yenilmez" damgası yiyen Galatasaray bile Kocaelispor karşısında son nefeste yıkılmaktan zor kurtuldu. Bu lig kimseye söz geçirtmiyor.

Ama rakamlar Fenerbahçe'nin yüzüne gülüyor. Kalan beş karşılaşmanın dördü İstanbul'da. Galatasaray'ın ise iki deplasman yolculuğu var.

Yeter ki taraftar inanmaya devam etsin. Tribünü doldurmak yetmez, tribünü hissettirmek lazım. Kayserispor deplasmanında yönetimin pahalı biletleri satın alıp camiaya uygun fiyatla sunması küçük ama anlamlı bir adımdı. Transfer döneminde yaşanan hayal kırıklıklarının açtığı yaraları sarmak için kaderin Sadettin Saran'a uzattığı el işte bu fırsat.

Tarih tekerrürden ibarettir derler. Son 11 yıldır gelmeyen şampiyonluk yüzünden, Fenerbahçe'nin hep 'bahtsız' olduğu konuşulur. Ama unutulmamalı ki, 1996'da da kimse inanmamıştı. 11 puan geriden gelinen 2003-04'te, 2004-05'te, 9 puan geriden gelinen 2010-11'de de öyle. Genetiği bozulmamış Fenerbahçe'nin DNA'sında son virajda hızlanmak vardır. Mesele o geni uyandırabilmekte.

Saran ve ekibi bu şansı değerlendirirse, 2027 seçimlerinde o koltuğa beton dökülmüş gibi oturur. Hiçbir muhalefet, tarihi bir geri dönüşün mimarını yerinden oynatamaz.

Daha büyük resme bakarsak, böylesi bir zaferle taçlanan sezon, Fenerbahçe'nin yeniden şahlanış döneminin kapısını ardına dek aralar. Yıllardır hasret kalınan o eski ihtişamın habercisi olur.

Artık hesaplar buna göre yapılsın. Beş maç, bir kupa, tek yol. Gerisini futbol konuşur.

Spor dünyasında son düdük çalana kadar hiçbir sonucun kesin olmadığını anlatan eski bir Amerikan sözü vardır, "The opera ain’t over until the fat lady sings" (Şişman kadın şarkı söyleyene kadar opera bitmez).

Şarkıcı henüz sahneye çıkmadı. Fenerbahçe'nin yapması gereken tek şey, o mikrofonu onun eline vermemek.Beş maç. Beş final. Beş adım.Ya şampiyonluğa, ya da tarihin en büyük "keşke"sine.


© Nefes